KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/11833 E., 2013/19751 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2013
Karar Metni
715 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı, ödenmeyen ve geciken hak ve alacakları nedeniyle iş akdini fesh ettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile ödenmeyen ücret, fazla mesai, yıllık izin, resmi tatil, hafta tatili alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı davacının müvekkili şirketi ibra ettiğini, ibranamede yazılı miktarın davacıya ödendiğini, bu ibra nedeniyle davacının alacağının kalmadığını bildirerek ödeme ve ibra nedeniyle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının iş sözleşmesini fesihte haklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.
Somut olayda, davacı davalıya 04.08.2009 tarihinde ihtar çekerek maaş ve hak ettiği primlerin ödenmemesi sebebi ile iş akdini 04.08.2009 tarihi itibari ile fesh ettiğini kıdem tazminatı ile ödenmeyen ücret, fazla mesai, yıllık izin, resmi tatil, hafta tatili çalışma ücreti ile dava konusu olamayan bir
kısım işçilik alacaklarının ödenmesini istemiştir. Daha sonra davacı 17.08.2009 tarihli el yazısında banka hesabına 15.000,00 TL gönderilmesi durumunda ihtarından vazgeçeceğini, hizmet akdinden kaynaklanan her türlü işçilik haklarından vazgeçeceğini ve şirketi ibra ettiğini, aksi takdirde yasal yollara başvuracağını söylemiş, davalı, 21.08.2009 tarihli banka işlemi ile 15.000,00 TL’yi davacının banka hesabına yatırmıştır.
Ancak davacı 28.10.2009 tarihli ikinci ihtarında bu ödemenin yapıldığını kabul edip, söz konusu ibranameyi imzalamak zorunda kaldığını ibranamenin makbuz niteliğinde olduğunu, mahkemede ise söz konusu ibranamedeki yazı ve imzanın kendisine ait olduğunu söylemiştir.
Davacının ibranamenin irade fesadı ile yazıldığını ve imzalandığını ileri sürüp kanıtlamadığı, ibranamenin geçerli olduğu ve borcu sona erdiren bir işlem olduğu göz önünde bulundurulduğunda, davacının dava konusu alacaklarını talep edemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olmuştur.
Ayrıca davalı şirketin ünvanı "... İnşaat ve Ticaret A.Ş." olduğu halde karar başlığında "... İnşaat Ticaret A.Ş." olarak yazılmış olması da hatalı olmuştur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/11833, K. 2013/19751, 20 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama