KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/12056 E., 2013/10405 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Haziran 2013
Karar Metni
716 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle temyiz sebeplerine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili davacının, davalı işverenin Deniz Yolları İş Kolunda faaliyet gösteren bir iş yerinde çalışıp bu iş yerinde uygulanan TİS'den yararlandığını, 03/05/2005 tarihi itibariyle aynı işverenliğe ait Gemi İş Kolunda faaliyet gösteren tersane işyerine nakledilerek tersane işyerinde ve gemi iş kolunda çalışmaya başladığını, nakledildiği işyerinde yetkili sendikaya üye olup TİS'den yararlanmaya başladığını, ancak yeni iş yerinde akdedilmiş bulunan mevcut TİS'deki ücret skalaları ile eski iş yerinde yürürlükte bulunan TİS ücret skalaları arasında farklılık bulunduğunu,
bu nedenle nakil tarihinden itibaren davacıya ödenen kök ücretin ikiye bölünerek kök ücret ve seyyanen ödeme şeklinde ödendiğini, davacının eline geçen toplam net ücrette herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen davacının kök ücretinin düşürülmesi nedeni ile ücrete bağlı ikramiye ve diğer diğer sosyal hakları ile fazla mesai gibi ek ödemelerde eksiklik meydana geldiğini, seyyanen yapılan ödemeye TİS zamlarının uygulanmadığını iddia ederek ücret ve ikramiye fark alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili Deniz Yolları ve Şehir Hatları İşletmelerinin kapatılması neticesi davacının işten çıkartılmayıp davalı şirkete ait Tersane Müdürlüğü'ne atamasının yapıldığını, iş veren ve sendika mutabakatıyla kabul edilen her görevin ve statünün ücret sisteminin diğerlerinden farklı olduğunu, davacının yeni iş yerinde çalışmaya başlaması ile ücretinde meydana gelen farklılık nedeni ile alacağı ücret almakta olduğu ücretle eşitlenene kadar kök ücret arasındaki farkın tazminat olarak ödendiğini, yeni görevlerindeki ücretlere TİS zamlarının yansıtıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkeme tarafından davanın kabulüne dair verilen karar taraf vekillerini temyizi üzerine 9. Hukuk Dairesi'nin 11/04/2011 tarihli kararı ile “....Davalı taraf, fark alacağının tazminat olarak ödendiğini ve Toplu İş Sözleşmesi zammının da uygulandığını savunmuş olup, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ekli bordroların bulunduğunu bildirmiştir.
Hükme esas bilirkişi raporunda Toplu İş Sözleşmelerindeki kök ücret oranlanarak fark ücret ve ikramiye alacakları hesaplanmış, bordrolar getirilmeden, davacının savunmasında belirttiği şekilde farkın tazminat olarak ödenip ödenmediği denetlenmemiş, ödenecek ve ödenen miktarlar karşılaştırılmamıştır.
Davacıya yapılan ödemelere ilişkin belgeler getirtilerek, davalının itirazlarının ve belgelerin değerlendirildiği ek rapor alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğu, diğer taraftan, temerrüt en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hale gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir ve kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer (Borçlar Kanunu md. 101/1).
Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir.
Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa günün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı (Borçlar Kanunu md. 101/2), borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hal ya da durumundan bu sonuca varılabildiği (Borçlar Kanunu md. 107/1) hallerde, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur.
Davacı ücret ve ikramiye fark alacaklara Toplu İş Sözleşmesinde öngörülen hak ediş tarihlerinden itibaren faiz uygulanmasını talep etmiştir. Toplu iş sözleşmesinde ifa günü kararlaştırılmış ise faizin anılan tarihten uygulanması gerektiği“ gerekçeleri ile bozulmuştur.
Bozma kararına uyan Mahkeme, davalı taraftan ödeme belgelerinin getirtilmesi konusunda ara karar oluşturup davalı yanca bordroların sunulmasından sonra başka bir bilirkişiden rapor almış ve yeniden davanın kabulü yönünde karar vermiştir.
Mahkeme tarafından hükmüne uyulan bozma ilamında bordroların getirtilerek davalının savunmasında belirttiği şekilde aradaki farkın tazminat olarak ödenip ödenmediği, ödenen ve ödenmesi gereken miktarların karşılaştırmasının yapılması gereğine işaret edilmiştir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda oranlama sureti ile yapılan hesabın yeterli olmadığı belirtilmiştir. Bozma kararı sonrası rapor hazırlayan bilirkişi ibraz edilen ve bozma kararı öncesi raporda irdelenmeyen bordroları yine incelememiş, davacıya seyyanen tazminat ödenip ödenmediğine değinmemiş, ödenen ve ödenecek miktarları karşılaştırmamış, bordroların bozma öncesi sunulan bordrolar ile aynı olduğunu belirterek hesaplama açısından bozma kararı öncesi alınan rapora yollama yapmakla yetinmiştir.
Bozma kararına uymakla mahkeme açısından bozma kararının gereklerini yerine getirme yükümlülüğü doğar. Bu hale göre bozma kararının gerekleri yerine getirilmemiş olmakla konusunda uzman başka bir bilirkişiden yukarıda belirtildiği şekilde bozma ilamında sayılan hususları kapsayacak şekilde ayrıntılı, denetime elverişli hesap raporu alınmalı, daha sonra dosya içindeki diğer deliller ile birlikte değerlendirilerek bir karar verilmelidir.
Mahkemece eksik rapora itibarla karar verilmiş olması bozma nedenidir.
O halde davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/12056, K. 2013/10405, 4 Haziran 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama