KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/14089 E., 2013/21375 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 9 Aralık 2013
Karar Metni
684 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili ,müvekkilinin davalıya ait iş yerinde 16.08.1999 tarihinde tekniker olarak çalışmaya başladığını, ancak sigorta girişinin 01.11.1999 tarihinde yapıldığını,en son aylık net 2.100,00 TL ücret aldığını, maaşının asgari ücret kısmının İş Bankası Şenesenevler şubesi kanalıyla davalı şirket aracılığıyla , bakiye kısmının ise şirket sahibi Hüseyin Kütük hesabından davacı hesabına ödendiğini,sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden yatırıldığını,fazla çalışma ve hafta tatili çalışması bulunmasına rağmen karşılığının ödenmediğini,kullanmadığı yıllık izinleri bulunduğunu,
bu hususların düzeltilmesini istediğinde işveren tarafından "azarlanma", "daha zor olan işlerin yaptırılması", "sen artık gelme" gibi tavırlara maruz kaldığını ve en son 14.07.2011 tarihinde haksız olarak iş akdine son verildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, davacının en son aylık brüt ücretinin 800.00 TL olduğunu, şirket ortağı tarafından kendi hesabından yatırılan tutarların masrafa ilişkin olduğunu, fazla çalışmasının bulunmadığını, işten ayrıldığı dönemde davacıyla her hangi bir problem bulunmadığını, aksine davacının işten ayrılmasının şirket için büyük zarara yol açtığını, davacının sebepsiz yere işe gelmediğini, haber de alınamaması üzerine bu durumun tutanağa bağlanarak çekilen ihtarname ile iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, sonradan yapılan araştırmada işten ayrıldığı tarihte daha uygun şartlarda iş bulduğunun anlaşıldığını ve fazla mesai alacağının zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan kanıtlar ve alınan bilirkişi raporuna göre davacının 18.07.2011 tarihinde başka bir işyerinde işe başlamış olduğu,davacının feshin işveren tarafından gerçekleştirildiğine yönelik iddianın sabit görülmediği, feshin işçi tarafından başka bir işyerine geçmek için yapıldığı ve dava dilekçesinde belirtilen hususların bahane edilmek suretiyle tazminat talebinde bulunulduğuna kanaat getirildiği , haftalık çalışma saatinin 45 saatin altında kaldığı, hafta tatili iznini kullandığı,bakiye izin süresinin bedelinin ödendiğinin işveren tarafından yazılı belgelerle kanıtlanamadığı gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ve hafta tatili ücret alacaklarının reddine, yıllık ücretli izin alacağının kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında iş akdinin hangi tarafça feshedildiği ve neticesinde davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda davacı, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, sigorta primlerinin düşük matrah üzerinden yatırıldığını,bunları talep etmesi üzerine azarlandığı, zor işlerin kendisine yaptırıldığını ve 14.07.2011 tarihinde iş akdinin işverence haksız olarak feshedildiğini iddia etmiştir.
Davalı taraf ise davacının devamsızlık yaptığını savunmuş ve dosyaya 18.07.2011-19.07.2011-20.07.2011 tarihlerine ilişkin devamsızlık tutanaklarını sunmuştur.
Dinlenen davacı tanıkları sigorta primlerinin asgari ücret üzerinden ödendiğini beyan etmişler ve fesih nedenine ilişkin beyanda bulunmamışlardır.
Davalı tanıklarından biri davacının işten ayrılırken kendisine herhangi bir şey söylemediğini, işyerinde kıdemli-kıdemsiz, vasıflı-vasıfsız çalışanların prim ödemelerinin genelde asgari ücret üzerinden ödendiğini, diğeri ise davacının işten ayrıldığını işe gelmeyince öğrendiğini, yurt dışındaki şantiyeye gitmesinin konuşulduğunu, birden işe gelmediğini farkettiklerini, bir kaç gün sonra gelmemeye devam edince müdürlerinin gerekli işlemleri yaptığını ve neden gelmediğini bilmediğini beyan etmiştir.
Davalı tarafça akdin devamsızlıktan haklı nedenle feshedildiği savunulmakla haklı feshi ispat külfeti davalı işveren üzerindedir.
Davalı tanıkları devamsızlığa sebep teşkil edecek somut bir olgu ortaya koyamamışlardır.
Davacı ise ücretinin en son aylık net 2100.00 TL olduğunu ispat etmiş, sigortalı hizmet cetveli incelendiğinde de davacının sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden bildirilmediği görülmüştür.
Davacı işçinin kıdemi nazara alındığında feshe bağlı olan alacaklarını tahsil etmesini engelleyecek şekilde akdi tek taraflı ve haksız olarak feshetmesi hayatın olağan akışına uygunluk arz etmemektedir.
Bu itibarla davacının iş akdinin sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden bildirilmesi yönündeki talebi üzerine 14.07.2011 tarihinde davalı işverence haksız olarak feshedildiği anlaşılmıştır.
Akit işverence feshedildikten sonra yasal yükümlülüklerden kurtulmak amaçlı olarak düzenlenen devamsızlık tutanakları ve yapılacak işe davet işveren feshinin haksızlığını ortadan kaldırmayacağı gibi anayasal teminat altında bulunan çalışma özgürlüğü kapsamında davacının akdin feshinin hemen akabinde başka bir işveren yanında çalışmaya başlaması davacı işçinin aleyhine yorumlanabilecek bir durum olamaz.
Mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulü yerine yazılı gerekçe reddine karar verilmesi hatalıdır.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bu yönüyle bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/14089, K. 2013/21375, 9 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama