KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/15451 E., 2013/22641 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Aralık 2013
Karar Metni
1.193 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı vekili, davacının, 15.01.1994 tarihinden işten çıkartıldığı 20.12.2007 tarihine kadar davalı işyerinde petrol pompacısı olarak çalıştığını, tüm çalışması boyunca her ay 15 gün tek vardiya 8 saat, diğer 15 gün ise çift vardiya olarak 16 saat çalıştırıldığını, tüm çalışma döneminde hiçbir zaman yıllık ücretli izin kullandırılmadığını, ücretinin de ödenmediğini, hafta tatili verilmediğini, kurban bayramının birinci günü olan 20.12.2007 günü davacı rahatsız olduğundan o akşam işe gidemediğini, ertesi gün işine gittiğinde işverenin yerine başkasını aldığını,
işine son verildiğini bildirildiğini ancak kendisine işten çıkarılma belgesi düzenlenip verilmediğini, davalı işverenin hiçbir haklı neden yokken davacıyı haksız olarak işten çıkardığını, davacının ihbar ve kıdem tazminatlarını talep ettiğini ancak işverenin taksitler halinde ödenmek üzere 5.000,00 TL teklif ettiğini, davacının bu miktarı kabul etmediğini bildirerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile son beş yıllık fazla mesai ücreti, son beş yıllık ücretli izin ve hafta tatili ücretinin işten çıkarma tarihi olan 20.12.2007 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili davacının, şirketlerinde 15.01.1994 tarihinde işe başladığını, iş akdinin 01.01.2008 tarihinde feshedildiğini, davacıya iş akdinin feshi dolayısıyla 8.443,30 TL kıdem tazminatı, 958,51 TL ihbar tazminatı, 8.493,00 TL hafta tatili, 59.182,00 TL fazla mesai, kullanılmayan izin ücreti 290,94 TL, sosyal hakkı bayram tatili çalışmaları 2.302,00 TL olmak üzere toplam: 79.669,75 TL tazminat ödendiğini, davacının söz konusu tazminatları aldığına dair ibranameyi imzaladığını ileri sürerek, bu nedenlerle haksız ve yersiz açılan davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, davacının iddialarını ispatlayamadığı, 01.01.2008 tarihli geçerli ibraname ile sayılan tüm haklarını alarak rızası ile işyerinden ayrıldığını imzası mukabili beyan ettiği, davalı işverenin beyanları ile ibraname içeriğinin birbirini doğruladığı gerekçesiyle ibranameye itibar edilerek davacının tüm haklarını alarak işyerinden ayrıldığı kabul edilmiş ve davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasında sunulan ibranamedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı ve ibranamede belirtilen meblağın davacıya ödenip ödenmediği, ibranamenin geçerli olup olmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihi öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
Dairemizin yerleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir.
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez.
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 21 nci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 31 nci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir. Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir.
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz.
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır.
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir.
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir. Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir.
Somut olayda davalı tarafından dosyaya sunulan 01.01.2008 tarihli ibranamedeki imzaya davacı taraf itiraz etmiştir. Davacı (kurban bayramı 1. gün) rahatsızlığı nedeniyle işe gidemediğini, ertesi gün 20.12.2007 tarihinde ise işverenin, yerine başkasını bulduğu için iş akdini feshettiğini öğrendiğini beyan etmektedir.
Bu husus işverence dosyaya ibraz edilen 08.02.2008 tarihinde düzenlenen (dava 04.02.2008 tarihinde açılmıştır.) İşten Ayrılma Bildirgesinde fesih nedeni 20.12.2007 tarihinde mazeretsiz olarak işe gelmeme şeklinde gösterilmiş ve davacı iddiasını doğrulanmıştır. Ancak davalı tarafın dava açıldıktan sonra İşten Ayrılma Bildirgesini düzenlediği de anlaşılmıştır.
Davacı kendisi işe girerken imzaladığı belgeler haricinde sonradan belge imzalamadığını, davalı şirketle ibraname düzenlenmediğini bu belgenin nasıl düzenlendiğini bilmediğini beyan etmiştir. Davalı taraf cevap dilekçesinde davacının iş akdinin feshedildiğini belirterek ibranameye dayanmıştır.
Mahkemece davanın reddine gerekçe kabul edilen Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin 27.7.2012 tarihli raporunda, imzanın davacıya ait olduğu kabul edilen ibranamede işten çıkış şeklinin "ayrılma" olarak belirtildiği, SGK'ya bildirilen İşten Ayrılma Bildirgesinde "Mazeretsiz işe gelmeme" nedeniyle fesih (İşverenin haklı feshi) gösterildiği, ibranamede belirtilen miktarların gerçek hakediş miktarları olduğunu doğrulayan gerçekçi hiç bir işveren kaydının bulunmadığı, işten kendisi ayrılan işçiye kıdem ve ihbar tazminatlarının da ödenmeyeceği, cevap dilekçesinde de işverence fesih yapıldığının belirtildiği,
ibraname ve davalı kayıtlarının çelişkili olduğu, ibranamede mevcut imzasına davacı tarafın itiraz ettiği, imza incelemesine esas alınan imza örnekleri ile karşılaştırmalı olarak yapılan inceleme sonucunda Adli Tıp Kurumu'nun mahkemece itibar edilen ve davanın reddine gerekçe olarak kabul edilen raporuna da davacı tarafın itirazının olduğu ancak itirazın değerlendirilip Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'ndan rapor aldırılmasına ihtiyaç duyulmadan karar verilmesinin isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.
Adli Tıp Kurumu'nca ibranamedeki davacıya ait yazı ve imzanın yazıldığı tarihin tespit edilmesinin mümkün olmasına göre Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor aldırılması, davacının pompacı olarak çalıştığı hususunda bir uyuşmazlık bulunmadığına göre, Hizmet Döküm Cetveline göre 585.00 brüt aylık ücret aldığı resmi kayıtlarda gösterilen davacıya, net olmak üzere 8.493,00 TL hafta tatili, 59.182,00 TL fazla mesai ücreti, 290,94 TL yıllık izin, 2.302,00 TL sosyal hak bayram tatili alacağı olmak üzere afaki miktarlarda ödeme yaptığını iddia eden davalı şirket kayıtlarında bu ödemelerin yer almaması,
ve brüt kesintilerine dair prim ve vergilerinin de SGK'na ve Vergi Dairesi'ne ödenmediğinin ve bunun da dosyada mevcut bilirkişi raporuyla tespit ettirilmiş olması ve hak ediş hesaplarına dair hiçbir belgenin, bordro dahil sunulmamış olması,
ayrıca 01.01.2008 tarihli ibranameyi imzalayan davacının neden 01.01.2008 işten çıkış tarihi gösterilen İşten Ayrılma Bildirgesini imzalamadığının da şüphe arz etmesi karşısında davacının haklı görülen itirazlarına itibar edilmeden, dosyadaki tüm çelişkiler giderilmeden, son olarak da dava dilekçesinde davacının tüm yasal delillere dayanmış olması nedeniyle içerisinde mevcut olduğu kabul edilen yemin teklifi hatırlatılmadan karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.
O halde davacı vekilinin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/15451, K. 2013/22641, 18 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama