KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/20541 E., 2013/21415 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Aralık 2013
Karar Metni
779 kelime·4 dk okuma
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda; hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmiş ise de; duruşma gününün taraflara tebliği için davetiyeye yapıştırılacak posta pulu bulunmadığından duruşma isteğinin reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, daha önce verilen tespit hükümüne göre kıdem tazminatı ve fazla mesai alacaklarına dair başlattıkları icra takibine davalı tarafça haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, fazla mesai alacağı bakmından yapılan itirazın iptali ve takibin devamına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, daha önce verilen karar içeriklerine göre davacının dava konusu alacakları talep hakkının bulunmadığını, ayrıca alacağın zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmış olması sebebiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin 300,00 TL kıdem tazminatı ve 700,00 TL fazla mesai ücreti bakımından açtığı davanın Kdz. Ereğli İş Mahkemesinin 2006/191 Esas sayılı dosyası üzerinden yargılamasının sürdürüldüğü, bu yargılama sonucunda ise ;
"DAVANIN KABULÜNE,
Davacının 3.246,88.TL kıdem tazminatı ile 18.930,65 TL fazla mesai alacağı bulunduğunun TESPİTİNE,
Taleple bağlı kalınarak 300,00 TL kıdem tazminatının 25.11.2005 fesih tarihinden itibaren, 700,00 TL fazla mesai ücretinin 25.11.2005 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek mevduata uygulanan en yüksek banka faizleri ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde hüküm kurulduğu görülmüştür. Aslında anılan davada yargılamanın devamı sırasında bilirkişi tarafından tespit edilen tutarlar esas alınarak ek dava açıldığı, bu ek davanın ise 20.6.2007 tarih ve 2007/582 Esas, 200/546 Karar sayılı kararla 2006/191 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verildiği tespit edilmekte ise de; bu husus Mahkemece hataen dikkate alınmamış ve ek dava hakkında ayrıca hüküm kurulmamıştır.
Mahkemece verilen 26.8.2009 karar ve 2006/191 E. 2009/502 K. sayılı karar ise yalnızca davalı temyizine konu olmuş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 16.2.2010 tarih ve 2009/39967 E. - 2010/3686 K sayılı ilamı ile onanmıştır. Bu onama kararından sonra davacı vekili ek davaları hakkında hüküm kurulmadığından bahisle maddi hata talepli olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesine başvuruda bulunmuş bu kez 23.5.2011 tarih ve 2010/21326 E. - 2011/14688 K. ilam ile "....
Dosya içinde davacının açmış olduğu ek dava bulunmakta ise de, mahkemece sözü edilen ek dava dikkate alınmaksızın taleple bağlı olarak davacı vekilinin yüzünde karar verilmiş ve sözü edilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmemiştir. Davacı temyizi olmaksızın davacı yararına bozma yapılması mümkün olamayacağından,..." gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
Maddi hataya dair talebin reddi üzerine bu kez davacı vekilinin Mahkemeye başvurusu üzerine 17.8.2011 tarih ve 2011/704 – 902 E.-K. sayılı kararla ek davaya konu edilen tutarlar hakkkında hüküm kurulmuştur.Bu kararın davalı tarafça temyizi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21.2.2012 tarih ve 2011/46445 – 2012/6279 E.-K. sayılı ilamı ile özetle;
onama kararı ile kesinleşmiş olan karar sonrası dosyanın tekrar ele alınarak tefrik kararı verilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.Bu bozma kararı sonrası Mahkemece bozma ilamına uyma kararı verilmiş ve 11.5.201 tarih ve 2012/ 262 – 653 E. - K. sayılı karar ile hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.Bu karar ise Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.9.201 tarih ve 2012/26957 – 31739 E.-K. sayılı ilamı ile avukatlık ücretindaki hata sebebiyle düzeltilerek onanmıştır.
Yukarıda dava konusu alacak ile ilgili özetlenen yargı sürecinden de anlaşılacağı üzere; ilk açılan dava sonrası bilirkişi tarafından tespit edilen tutarlar esas alınarak ek dava açıldığı ve ek davanın açılan ilk dava ile birleştirilmesine karar verildiği ancak bu husus gözden kaçırılarak hüküm kurulduğu ve bu kararın taraf edenin sıfatına göre Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından onandığı anlaşılmaktadır.
Temyiz incelemesine konu bu dava dosyasında; fazla mesai alacağına dair Kdz. Ereğli İş Mahkemesinin 2006/191 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilen dosyada talep edilen ve ancak hata ile hakkında tespit hükmü kurulmakla yetinilen tutar bakımından yapılan icra takibine itirazın iptali talep edilmektedir.Şu hale göre dava bir eda davası niteliği taşımaktadır. Mahkemece kesin hüküm sebebiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmişse de.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21.2.2012 tarih ve 2011/46445 –2012/6279 E.-K. sayılı ilamında da açık şekilde belirtildiği üzere ek davaya konu edilen ve fakat hata sonucu hakkında icrai mahiyette hüküm kurulmayan alacak bakımından hak sona ermiş kabul edilemez ve hakkında hüküm kurulmayan alacak bakımından yeniden dava açma hakkı devam eder.Mahkemenin olumlu olumsuz karar vermediği kısım için açılacak yeni dava bakımından kesin hüküm oluşturması da mümkün değildir.
Kaldı ki Mahkemece verilen 26.8.2009 karar ve 2006/191 E. 2009/502 K. sayılı kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesinde onanması karşısında dava konusu edilen alacak hakkında kesinleşmiş bir tespit hükmünden bahsetmek mümkündür ki ilgili tarafın tespit kararına konu alacakla ilgili olarak icra takibine başvurmasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır.
Tüm tespitler karsınında işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken kesin hüküm sebebiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/20541, K. 2013/21415, 10 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama