KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/21404 E., 2013/15928 K.·Yargıtay İlamı
- Karar tarihi
- 1 Ekim 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi (İş Mahkemesi Sıfatıyla
- Dava Türü
- Alacak
Karar Metni
980 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün uyulan önceki Yargıtay bozma ilamına uygun biçimde verilmiş olmasına, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça ve yasaca cevaz bulunmamasına ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili davacının davalıya ait işyerinde çalışırken iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili davacının kendi isteği ile işten ayrıldığını, iddialarının asılsız olduğunu savunmuş ve davanın reddini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonucu toplanan delillere göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, taraf vekillerinin temyizi üzerine 9.Hukuk Dairesi'nin 22/11/2012 tarihli ilamı ile özetle;
“..1-Davacının tüm, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının yerinde olmaması nedeni ile reddine,
2-....davacı ücret ve prim esasına göre çalıştığını ileri sürerek dönem satış formları ve prim ödeme tabloları sunmuştur. Tanıklar da prim uygulaması olduğunu belirtmişlerdir. Davacının başvurusu üzerine iş müfettişi tarafından düzenlenen raporda 2001 yılı 1-9 aylar arası 4962 DM prim alacağı olduğu tespit edilmiştir. Davacının prim alacağının ne kadar olduğu dosyadaki belgelerden kesin olarak belirlenemediğinden 4857 sayılı İş Yasası'nın 92 ve 5510 sayılı Yasa'nın 59. maddesi gereğince, müfettişlerce düzenlenen belgelerin aksi kanıtlanana kadar geçerli yazılı belgeler olması nedeniyle BÇM raporunda açıklanan miktara hükmedilmesi gerekirken davacının talep ettiği miktara hükmedilmesi isabetsizdir.
3-Davacı davalı işyerinde çalışırken fazla çalışma yaptığını ileri sürmüş, tanıkları da gece yarılarına kadar çalıştığını ifade etmişlerdir. Bu durumda tanıkların beyanları somut ifadeler taşımadığı için davacının fazla çalışma yaptığı kanıtlanamadığından anılan alacağın reddi gerekirken kabulü hatalıdır.
4-Ayrıca mahkemece davalı yararına hükmedilen avukatlık ücreti miktarı da doğru değildir.” gerekçeleri ile bozulmuştur.
Mahkeme bozma kararına uymuş, davacının fazla mesai ücret talebini reddetmiş, prim alacağın bakımından ise 3229,27TL'sını hüküm altına almış ve davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istkirar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki easaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir. (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK)
Mahkemenin, Yargıtay'ın bozma kararına uyulması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir.
Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur. (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazıanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmakadır:
Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili bir yeni kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Benzer şekilde; uygulanması gereken bir kanun hükmü, karar kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilirse usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir. (HGK'nun 21.01.2004 gün, 2004/10-44 E, 19 K.).
Bu sayılanların dışında ayrıca; görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Baki Kuru, Hukuk Mahkemeleri Usulü-6.Baskı, cilt 5, 2001).
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.
Somut olayda;
Bozma kararı öncesi mahkeme kararında davacının 1819,00TL pirim alacağı olduğu kabul edilerek bu miktar hüküm altına alınmış, bakiye talep reddedilmiştir. Ayrıca yıllık izin ve milli bayram-genel tatil çalışma ücretlerine 07/02/2008 tarihinden itibaren faiz işletilmiştir. Bu yönler bozma kararı kapsamı dışında kalıp davalı yararına usuli kazanılmış hak haline gelmiştir. Bozma kararı sonrası verilen mahkeme kararında 3.229,27 TL pirim alacağına hükmedilmesi ve yıllık izin ile milli bayram-genel tatil çalışma ücretine 07/02/2008 tarihi yerine dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi ile davalının usuli kazanılmış hakları ihlal edilmiştir. Bozma kararı sonrası verilecek kararda usuli kazanılmış haklar nazara alınarak hüküm kurulmalıdır.
3-Hükmüne uyulan bozma kararında davalının temyizi yerinde görülerek davalı yararına hükmedilen avukatlık ücretinin miktarının hatalı olduğu belirtilmiştir.
Mahkeme bozma kararına uyduğuna göre bozmanın gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür. Ancak bozma kararı sonrası kurulan hükümde davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmemiştir.
Hakkaniyet indirimi nedeni ile reddedilen miktar hariç reddedilen toplam alacak miktarına göre karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre davalı yararına avukatlık ücreti takdir edilmelidir. Bu yön üzerinde durulmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
O halde davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/21404, K. 2013/15928, 1 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama