KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/22038 E., 2013/16511 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 8 Ekim 2013
Karar Metni
517 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 173 ada 2 ve 27 parsel sayılı sırasıyla 1825,20 m2, 918,50 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar miras yolu ile gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak ölü olduğu tutanağın beyanlar hanesinde belirtilen ..., ... ile davalı ... adlarına paylı olarak tespit edilmiştir. Davacı Hazine, taşınmazların Hazine malı olduğunu öne sürerek dava açmıştır. Mahkemece davanın reddine, dava konusu taşınmazların 1/3 paylı olarak davalılar ölü ..., ... ve ... mirasçıları adlarına verasette iştirak olarak tespit gibi tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava ve temyize konu 173 ada 2 ve 27 parsel sayılı taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olmadığı gibi tespit gününde adına tescile karar verilen zilyet davalı taraf yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleştiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de yerel mahkemenin vardığı sonuç dosya içeriğine uygun düşmemektedir.
Dava konusu taşınmazların kadastro tespitine bir kayıt ve belge esas alınmamıştır.
Dava ve temyize konu taşınmazlar birbiri ile bitişik durumda olup her iki taşınmaz bir bütün olarak düşünüldüğünde dava konusu taşınmazların tüm sınırlarının dava dışı 173 ada 1 parsel sayılı taşınmaz ile çevrili olduğu, dava dışı 173 ada 1 parsel sayılı taşınmazın ise 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edildiği dosya kapsamı ile belirlenmiştir.
Çekişmeli taşınmazlar ile bu taşınmazların sınırlarını oluşturan dava dışı 173 ada 1 parsel sayılı taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak doğal ya da yapay bir sınır yeri bulunmamaktadır. Kaldı ki, bu nitelikteki taşınmazlar üzerindeki dere, tepe, hendek, çukur gibi doğal ve yapay sınır yerlerinin bulunması da mümkündür.
Hal böyle olunca dava ve temyize konu taşınmazların kendisini çevreleyen ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliği ile sınırlandırılmak suretiyle tespit edilen dava dışı 173 ada 1 parsel sayılı taşınmaza el atılarak kazanıldığının kabulü gerekir.
Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Her ne kadar davalılar vergi kayıtlarına dayanmış iseler de vergi kayıtlarının mülkiyet belgesi niteliğinde olmadığı ,vergi kayıtlarının hukuki niteliği gereği zilyetlik belgesi niteliğinde olup fiili zilyetlik ile birleşmedikçe hukuken değer taşımayacağı ,nitekim kamu malı niteliğindeki mera vasıflı taşınmazlar üzerinde ki zilyetliğin hukuken korunması mümkün olmadığına göre bu halde davalıların dayanağı vergi kayıtlarının da zilyetlikle birleştiğinden söz etmek mümkün değildir.
Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Hal böyle olunca hükme dayanak yapılan uzman ziraatçi bilirkişinin dava ve temyize konu taşınmazların 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi kapsamında mera olmadığı yolundaki raporunun da yasal bir dayanağı bulunmadığının kabulü gerekir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/22038, K. 2013/16511, 8 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama