KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/25227 E., 2013/20374 K.·Yargıtay İlamı
- Karar tarihi
- 26 Kasım 2013
- Mahkemesi
- İş Mahkemesi
- Dava Türü
- Sendika Üyeliği Aidatı
Karar Metni
1.109 kelime·6 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine.
2-Davacı, Belediye Başkanlığının yürürlükteki TİS gereği kestiği aidatları süresinde göndermeyerek temerrüde düştüğünü, gönderilen ihtarnameye rağmen aidatların ödenmemesi nedeniyle 150.000,00 TL aidat alacağının, temerrüt tarihinden itibaren en yüksek işletme kredisi faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı talep edilen alacağın hangi ay veya yıllara ait olduğunun belirsiz olduğunu ve zaman aşımı def'inde bulunduklarını, davacının talep ettiği alacağın ödendiğini, istenen faiz miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, 03.03.2013 tarihli bilirkişi raporu gözönüne alınarak dava açıldıktan sonra yatırılan miktarın mahsubu yapıldıktan sonra kalan 96.685,95 TL’nin 08.07.2011 dava tarihinden itibaren işleyecek en yüksek işletme kredisi faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacı tarafa verilmesine, talebin geri kalan miktarı dava açıldıktan sonra konusuz kaldığından, bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Dava, 2821 Sendikalar Kanunu'nun 61.maddesi uyarınca açılmış bulunan sendika üyelik aidat alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında aidat alacağına işletme kredisi faizi yürütülüp yürütülmeyeceği ve ödemenin öncelikle faiz alacağına mahsup edilip edilmeyeceği ve hükmün bilirkişi raporuna atıf yapılarak kurulup kurulmayacağı noktalarında uyuşmazlık vardır.
Sendikalar Kanunu'nun 61. maddesinin birinci fıkrasında: "İşyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesini tarafı olan işçi sendikasının, toplu iş sözleşmesi yapılmamışsa veya sona ermişse yetki alan işçi sendikasının yazılı talebi ve aidatı kesilecek sendika üyesi işçilerin listesini vermesi üzerine,
işveren sendika tüzüğü uyarınca üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu gereğince sendikaya ödenmesi gerekli dayanışma aidatını, işçilere yapacağı ücret ödemesinden kesmeye ve kestiği aidatın nevini belirterek tutarını ilgili sendikaya göndermeye mecburdur." Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise,
"Yukarıdaki fıkra gereğince sendika tüzüğüne uygun olarak kesilmesi istenen aidatı kesmeyen işveren ilgili sendikaya karşı kesmediği veya kesmesine rağmen bir ay içinde ilgili kuruluşa göndermediği miktar tutarınca genel hükümlere göre sorumlu olduktan başka aidatı sendikaya verinceye kadar bankalarca işletme kredilerine uygulanan en yüksek faizi ödemek zorundadır" denilmektedir.
O halde; 2821 sayılı Sendikalar Kanunu'nun 61/1.maddesine göre bir işyerinde veya işletmede toplu iş sözleşmesi yapmak için 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca yetki belgesi alan işçi sendikası, yetki belgesine konu işyeri veya işletmede çalışan üyesi işçilerin listesini, sendika tüzüğüne göre üyelerin sendikaya ödemeyi kabul ettikleri üyelik aidatını ve sendikanın banka hesap numarasını işverene bildirmesi ve bu listeye göre üyelik aidatını kesilmesini ve sendikanın banka hesabına yatırmasını istemesi gerekir.
Borçlar Kanunu'nun "Borçlunun temerrüdü" başlıklı 101. maddesinin birinci fıkrasında "Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile mütemerrit olur. "İkinci fıkrasında ise "Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen ihbarda bulunmak suretiyle tespit etmiş ise, mücerret bu günün hitamı ile borçlu mütemerrit olur." hükümleri yer almaktadır.
Toplu İş Sözleşmelerinde kesilen aidatın ne zaman sendikaya yatırılacağı hususu düzenlenmiş ise ayrıca ihtara gerek kalmadan bu tarihlerden itibaren faize karar verilmeli, düzenlenmemiş ise taraf sendikanın işvereni temerrüde düşürmesi gerekir. Dava tarihinden önce sendika tarafından işverenin temerrüde düşürülmesi söz konusu değil ise dava ve ıslah tarihi temerrüt tarihini oluşturmaktadır.
Somut olayda, sendika ile işveren arasında imzalanan Toplu İş Sözleşmesinde sendika aidatlarının ne şekilde ve hangi sürede davacı Sendika adına yatırılacağı ayrıntılı ve açık şekilde düzenlenmiş ise de, Sendikanın toplu iş sözleşmesi dönemlerinde yasa ve toplu iş sözleşmeleri uyarınca üyesi olan işçilerin listesi ve banka hesap numarasını ve aidat miktarını belirten yazıyı davalı işverene gönderip göndermediği de anlaşılmamaktadır.
Öncelikle mahkemece bu hususlar araştırılmalıdır. Şayet Toplu İş Sözleşmelerinde düzenleme varsa ve Sendika bu üç bilgiyi birlikte içeren belgeyi davalı işverene gönderdiği tespit edilir ise, Toplu İş Sözleşmesinde belirtilen tarihten itibaren faize karar verilebilecektir.
Aksi halde, mahkemece zamanaşımı savunması ve ödemeler dikkate alınarak hüküm altına alınan alacak dönemini kapsayan sendika tarafından işverene gönderilmiş ihtarname de olmaması sebebi ile dava ve ıslah tarihinden itibaren faize karar verilmelidir.
Bundan başka, Borçlar Kanunu'nun 84.maddesinde “Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale mahsup edebilir. Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını haiz değildir” kuralı düzenlenmiştir.
Buna göre tek bir borç ilişkisinin söz konusu olduğu durumda borçlu para borcunun faiz ve masraflarını ödemede temerrüde düşmemişse yaptığı kısmi ödemeyi anapara borcuna mahsup etme hakkına sahiptir. Ancak, para borcunun bir kısmı için kefalet, rehin veya benzeri bir teminat verilmişse, yapılan kısmi ödemenin teminatlı olan borca mahsubu istenemez. Bu durumda kısmi ödemenin teminatsız olan ya da teminatı daha az olan borca mahsubu gerekir.
Borçlu, faiz ve masrafları ödemede temerrüde düşmüşse yaptığı kısmi ödeme öncelikle gecikmiş faiz ve masraf borçlarına mahsup edilecektir. Hukuk Genel Kurulunun 27.9.2000 tarih ve 2000/12-1148 Esas, 2000/1193 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, BK’nun 84. maddesi gereğince ödemelerin öncelikle asıl alacaktan düşülebilmesi için, borçlunun faiz ve masrafları ödemede gecikmemiş olması zorunludur.
Gecikme ve alacaklının iradesini açıklaması halinde, ödenen kısmın öncelikle faizden düşülmesi gerekir.
O halde, BK’nun 84. maddesine göre borçlu faizleri ödemede geciktiği için ve yukarıda yapılan açıklama uyarınca, Toplu İş Sözleşmesinde belirtilen tarihten itibaren faize karar verilemeyeceği tespit edilmiş olsa bile, dava tarihinde temerrüdün gerçekleşecek olması sebebi ile dava tarihinden sonra yapılan ödemenin, öncelikle faize mahsup edilmesi gerektiği yönünde hüküm kurulması gerekirken, kaldı ki
yapılacak araştırma sonucunda Toplu İş Sözleşmelerinde düzenlenen ödeme tarihinden itibaren faize karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılması halinde bu tarihlerin temerrüt tarihini oluşturacak olması karşısında bu belirleme yapılmadan, ödemeler asıl alacak miktarından düşülmek sureti ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
Öte yandan Hukuk Genel Kurulu’nun 2010/19-123 E. 2010/154 K. sayılı 17.3.2010 tarihli ilamında da belirtildiği üzere dava konusuz kalsa bile dava tarihi itibariyle haklılık durumu değerlendirilerek avukatlık ücreti ve yargılama giderlerine hükmedilmelidir.
Dava dilekçesi ile istenen ve mahkemece dava tarihi itibari ile davalı yararına hesaplanan alacak miktarı ile davalı tarafından yapılan ödeme miktarı dikkate alındığında, istemi aşan bu nedenle red edilmesi gereken alacak talebi olmaması,
mahkemece red kararı verilmeyip ödeme sebebi ile konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve davacının dava açıldığı tarihte bu alacak miktarını istemekle haklı olduğunun anlaşılması karşısında, dava tarihinden sonra yapılan ödeme sebebi ile bu yönde verilen karar uyarınca davalı yararına avukatlık ücretine karar verilmesi ayrıca yargılama giderleri takdir edilirken bu alacak red edilmiş gibi yargılama giderlerinin paylaştırılmış olması, konusuz kalan alacak miktarı üzerinden karar ve ilam harcı alınması gerekirken alınmamış olması da hatalı olmuştur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/25227, K. 2013/20374, 26 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama