KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/2551 E., 2013/4779 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Mart 2013
Karar Metni
1.078 kelime·5 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı, iş sözleşmesinin haklı bir gerekçe gösterilmeden işverence 07.04.2010 tarihinde fesih edildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, vergi iadesi, yemek parası, çocuk yardımı ve servis ücreti alacaklarının tahsilini istemiştir.
Davalı, savunma yapmamıştır.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacıya ait işten ayrılış bildirgesinde davacının işten ayrılış nedeni kodunun (3) yani belirsiz süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi olarak belirtildiği, ancak dosyaya iş akdinin davacı tarafından feshedildiğine ilişkin istifa dilekçesi veya tutanak gibi herhangi bir yazılı delil sunulmadığı, davalı tarafça tanık dinletilmediği, dinlenen davacı tanıklarının beyanlarında davacının iş akdinin davalı işveren tarafından feshedildiği iddiasını doğruladıkları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununda 32'nci maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş ../..
2013/2551-4779 S.2
karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen Yasa maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323'üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler gözönünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı Yasanın 8'inci maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37'nci maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece resen araştırılmalıdır.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8'inci ve 37'nci maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat ../.. 2013/2551-4779 S.3
açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenmiş olup olmamasının da araştırılması gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda; şef garson olarak çalışan davacı son ücretinin net 1.500,00 TL olduğunu ileri sürmüştür. Davalı davaya cevap vermemiştir. Davacı tanıkları davacının son net ücretinin 1.400,00 TL olduğunu beyan etmişlerdir. Hizmet cetvelinde davacının asgari ücret aldığının bildirildiği görülmektedir.
İstanbul Ticaret Odası ve İstanbul İçkili, İçkisiz Lokanta, Kebapçı, Köfteci ve Ayakta İçki Satanlar Esnafı Odası’ndan davacının alabileceği ücret sorulmuş olup, davacının bordrodaki ücreti alabileceği bildirilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının 1.400,00 TL net ücret aldığı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır.
Mahkemece davacının alabileceği ücretin ilgili meslek odalarından sorularak belirlendikten sonra bu ücrete göre hesaplama yaptırılarak çıkacak sonuca göre karar verilmelidir.
3-Davacı dava dilekçesinde aylık ne kadar ödeme yapıldığını açıklamadan işveren tarafından servis ücreti alacaklarının ödenmediğini ileri sürmüştür. Davacı tanıkları davacının aylık 300,00 TL yol yardımı aldığını beyan etmişlerdir. Davacı tanıklarından biri davacı işyerinin müşterisi olduğunu, diğer tanık ise davalı işyerinin eski çalışanı olduğunu, davalı işyerinden 2007 yılı Nisan ayında ../.. 2013/2551-4779 S.4
ayrıldığını, kendisine aylık 300,00 TL yol parası ödendiğini beyan etmiştir. Bilirkişi tarafından davacının çalışma süresinin tamamı için aylık 300,00 TL yol ücreti alacağı bulunduğu kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Mahkemece davacının alabileceği yol ücretinin ne olabileceği ilgili kurumlardan sorularak sonucuna göre alınacak rapora göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile hüküm kurulması isabetsiz olmuştur.
4-Davacı davalı işyerinde 02.04.2006 tarihinde çalışmaya başladığını, sigorta kaydının 03.02.2007 tarihinde yapıldığını, 02.02.2010 tarihinde sigorta çıkışının yapıldığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından 07.04.2010 tarihinde gerekçesiz olarak feshedildiğini ileri sürmüştür. Davalı davaya cevap vermemiştir. Davacıya ait hizmet cetvelinde davacının 03.02.2007-02.02.2010 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı görülmektedir.
Davacı tanığı ...; davacı ile aynı işyerinde çalıştığını, 2006 yılı Haziran ayında işe başladığını, 2007 yılı Nisan ayında sigortasının yapılmaması nedeniyle işten ayrıldığını beyan etmiştir. Diğer davacı tanığı ...’nın ise davalı işyeri çalışanı olmadığı, işyeri müşterisi olduğunu beyan ettiği anlaşılmaktadır. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı tanık beyanlarına itibarla davacının 15.06.2006-07.04.2010 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığı kabul edilmiştir.
Davacı çalışma süresini ispatla yükümlü olup, davalı işyeri çalışanı olmayan tanık ile davacıdan önce işten ayrılan ve sigortasız çalıştığını beyan eden davacı tanığının beyanlarına itibarla hizmet süresinin tespiti yerinde olmamıştır. Mahkemece davacının hizmet süresinin hizmet cetveline göre belirlenmesi gerekirken davacı tarafça ispat olunamayan hizmet süresinin esas alınması da hatalıdır.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması bozma nedenidir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/2551, K. 2013/4779, 28 Mart 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama