KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/811 E., 2013/9941 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Mayıs 2013
Karar Metni
464 kelime·2 dk okuma
Taraflar arasındaki dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 21.05.2013 günü belirlenen saatte temyiz edenler davalı ... vekili Av.Dilşat Akşahin ve davacı ... vekili Av.... geldiler. Gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyadaki belgeler incelendi. Gereği görüşüldü:
Dava, adi ortaklık sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile marul dikimi konusunda adi ortaklık sözleşmesi yaptıklarını, davalının taahhütlerini yerine getirmediğini öne sürmüştür.
Davalı, davacı ile adi ortaklık sözleşmesi yaptıklarını, borcunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karar taraflarca temyiz edilmiştir.
Somut olayda, taraflar arasında bir adi ortaklık kurulduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın çözümünde 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 520 ve devamı (yeni 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 620 ve devamı) maddelerindeki adi ortaklığa ilişkin hükümleri dikkate alınmalıdır. Talebin, ortaklığın tasfiyesini de kapsadığının kabulü gerekir.
BK'nun 538. maddesinde belirtildiği gibi tasfiye, bütün hesapların görülüp ortaklığın aktif ve pasif bütün mal varlığının belirlenip ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sona erdirilmesi, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Ortaklık sözleşmesinde hüküm bulunduğu takdirde tasfiyenin sözleşmedeki hükümlere göre yapılması asıldır.
Böyle bir hükmün bulunmaması halinde ise tasfiyenin bu defa BK'nun 539. maddesindeki sıra takip edilerek yapılması gereklidir.
Dava konusu olayda tasfiyenin BK'nun 539. ve devamı maddelerine göre yapılması zorunlu olup, bunun için mahkemece öncelikle yönetici ortaktan, kurulduğu tarihten itibaren ortaklığın tüm muhasebesi ile ilgili defterler ve ortaklıkla ilgili tüm belge ve faturaların ibrazı ile ortaklıkla ilgili hesap listesi istenilmeli, ortakların gerek tasfiye şekli gerekse hesap listesi üzerinde uyuştukları ve uyuşamadıkları noktalar saptanmalı, uyuşamadıkları noktalarda tarafların delil ve karşı delilleri sorulup toplanmalı, yönetici ortağın hesap listesi vermemesi durumunda hesap vermekten kaçındığı kabul edilmeli,
bu durumda mevcut delillere göre hüküm kurulmalı, ortaklığa ait tüm gelir gider hesabı çıkarıldıktan, ortaklığın tüm aktif ve pasifi kesin olarak belirlendikten sonra konusunda uzman bilirkişi kurulu aracılığıyla, verilen hesap listesinin, defter ve belgelerin yapılan iş ile uyumlu olup olmadığı belirlenerek denetimi sağlanmalı, varsa üçüncü kişilere veya kurumlara olan borçları ortaklığın aktifinden mahsup edilmeli, ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslarla,
ortaklık için yapmış oldukları masraflar ve vermiş oldukları sermaye iade edildikten sonra ortaklara paylaştırılması gereken miktar belirlenmeli ve mahkemece tespit edilecek tasfiye memuru vasıtasıyla tasfiye bu şekilde tamamlanmalıdır. Mahkemece uygulanan yöntemin BK’nun adi ortaklığa ilişkin hüküm ve düzenlemelerine aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda açıklanan yöntem izlenerek adi ortaklığın tasfiyesine karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/811, K. 2013/9941, 28 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama