KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2013/8942 E., 2013/18344 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 5 Kasım 2013
Karar Metni
655 kelime·3 dk okuma
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
1-Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
2-Davacı vekili davacının davalıya ait işyerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, ücretlerinin ödenmediğini, fazla mesai yaptığını iddia ederek kıdem tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili davacının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayan davranışları nedeni ile aradaki ortaklık ilişkisinin sonlandırıldığını, iddialarının asılsız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme yapılan yargılama sonucu toplanan delillere ve alınan bilirkişi raporuna itibarla davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin ispat edilemediği, kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, bilirkişi raporunda hesap edilen alacaklarının bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verimiştir.
Fazla mesai ücreti ile ilgili taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Somut olayda;
Davacı vekili davacının 08.30-20.00 saatleri arasında çalışarak fazla mesai yaptığını iddia etmiş ve fazla mesai ücreti talebinde bulunmuştur.
Davacı iddiasını ispat için tanık deliline dayanmıştır.
Davacının dinlettiği tanıklardan sadece ... mesai saatlerinin belli olmadığını ancak 8.00-21.00 arasında çalışabildiklerini söylemiştir. Diğer davacı tanığı ile davalı tanıklarının bu hususta beyanları yoktur.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda takdir mahkemeye bırakılarak davacının haftanın 6 günü 8.30-20.00 saatleri arasında 1,5 saat ara dinlenme ile çalıştığı kabul edilip haftalık 15 saat üzerinden 2006/11-2008/8.aylar arasındaki dönem için fazla mesai ücreti hesap edilmiş ve mahkeme bu miktarı hüküm altına almış ise de, davacının iddiasını ispat için dinlettiği tanığın beyanı soyut olduğu gibi iddiayı dahi aşmaktadır. Üstelik bu tanık davacı ile aynı işyerinde birlikte çalışmış değildir. Bu delil durumuna göre davacı fazla mesai yaptığını usulünce kanıtlamadığı halde fazla mesai ücret talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır.
Kabule göre; davacının SGK kayıtlarına itibar edilerek 03/01/2004-02/06/2006 ve 03/07/2008-31/08/2008 tarihleri arasında davalı yanında çalıştığı benimsendiği halde 2006/11-2008/8 ayları arasındaki dönem için hesap edilen fazla mesai ücretinin hakkaniyet indirimi yapılmadan davalıdan tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır.
3-ihbar tazminatı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmaktadır.
Davacı vekili davacının iş sözleşmesinin haksız feshinden bahsederek ihbar tazminatı istemiştir.
Davalı taraf genel olarak davacının doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayan davranışlar içinde bulunması nedeni ile ortalık ilişkisinin sonlandırıldığını savunmuştur.
Davalı ve davacı tanıklarının iş sözleşmesinin feshi konusunda bilgileri olmadığı anlaşılmaktadır.
Davacının şikayeti üzerine hazırlanan Bölge Çalışma müfettişi raporunda davacıya ihbar tazminatı ödenmesi gerektiği belirtilmiştir.
Mahkemece ispat külfeti altında olan davalının bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeni ile davacı yararına ihbar tazminatı hüküm altına alınmış ise de, davacı Bölge Çalışma Müdürlüğüne verdiği 03/09/2008 tarihli dilekçesinde sigortasının başlatıldığı tarihte primlerinin asgari ücretten yatırıldığını, ücretlerini düzenli alamadığından işten ayrıldığını bildirmiştir.
Davacı işçi, davalının savcılığa şikayeti nedeni ile polise verdiği ifadede de davalının kendisini 2008 Ağustos ayından sonra sigortasız çalıştırmak istemesi nedeni ile bu teklifi kabul etmediğini, 15 gün mehil vererek yerine birini bulmasını söylediğini, 15 gün sonra ödenmeyen ücretleri konusunda da anlaşma sağlanmayınca yanından ayrıldığını beyan etmiştir.
Davacının kabul edilen ücreti 1.100,00 TL olduğu halde SGK primlerinin düşük ücretten yatırıldığı dikkate alındığında davacının iş sözleşmesini haklı nedenle eylemli olarak feshettiğini kabul etmek gerekir. Bu halde davacı kıdem tazminatına hak kazanırsa da ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabulü isabetsiz olmuştur.
O halde davalı vekilinin bu yönlere ilişkin temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2013/8942, K. 2013/18344, 5 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama