KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2022/3305 E., 2023/837 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Şubat 2023
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
4.022 kelime·20 dk okuma·14 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Yargıtay 8. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi bozma ilamına uyularak davalı ... yönünden davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine, tapu iptal ve tescil talebinin kabulüne karar vermiştir.
Kararın bir kısım davalılar ... ve arkadaşları vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.02.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davalı ... vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. İşin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; 37 ada 2 parselde kayıtlı taşınmazın vekil edenleri tarafından kayıt maliklerinin ölümlerinden itibaren 20 yıldan fazla süre ile malik sıfatıyla zilyet edildiğini, tapu kaydının intikal görmediğini, hukuki değerini yitirdiğini açıklayarak tapu kaydının iptali ile vekil edenleri adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Bir kısım davalılar vekili; davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 28.12.2012 tarihli ve 2010/34 Esas, 2012/750 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.01.2015 tarihli ve 2014/22177 Esas, 2015/205 Karar sayılı ilamıyla “...dava konusu taşınmaz halen murisler .... adlarına kayıtlı bulunduğuna ve sırasıyla 1976, 1956, 1945, 1986, 1965, 1933, 1946 ve 1985 yıllarında ölmüş olmalarına rağmen o tarihlerden itibaren mirasçıları adına intikal yapılmadığına, davacıların da önce miras bırakanları olan babaları ...ı’nın, onun ölümü ile kendilerinin 1944'lü yıllarda başlayan malik sıfatıyla zilyetliklerinin,
kayıt maliklerinin ölüm tarihlerinden sonra da 20 yıldan fazla süre ile sürdürüldüğünün anlaşılmasına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken harici satışın ispat edilmediği ve TMK.nun 713/2. maddede belirtilen “ölüm” sebebinin iptal edilmiş olması sebepleriyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Diğer yandan, dava TMK. nun 713/2. fıkrası gereğince açılmış bir tapu iptali ve tescil davasıdır.
Bu tür davalarda kural olarak dava; kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise mirasçılara karşı açılır. Kayıt maliki mirasçı bırakmış ise, Hazine'nin bu tür davalarda yer alma olanağı bulunmamaktadır. Ancak, bu ilkenin istisnası TMK. nun 501. maddesinde yer almaktadır. Kayıt maliki mirasçı bırakmamış ise, Hazine'nin son mirasçı sıfatıyla davada yer alması mümkündür. Uygulama da bu yöndedir.
Somut olayda kayıt maliklerinin mirasçıları bulunup davada yer aldıklarına göre artık Hazine'nin davada yer olması mümkün değildir. Hazine yönünden davanın sıfat yokluğundan reddine karar verilmesi gerekmektedir...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesince, davalı ... yönünden davanın sıfat yokluğu nedeniyle reddine, dava konusu 37 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile 16 payının davacı ... 'na, 3 payının davacı ...'ya, 13 payının davacı ...'ya payları (hisseleri) oranında tapuya tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım davalılardan ... ve arkadaşları vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Bir kısım davalılardan ... ve arkadaşları vekili temyiz dilekçesinde (özetle),
1. Aleyhlerine vekalet ücreti, harç ve yargılama giderine hükmedilemeyeceğini,
2. Hukuk dışı bir olaya dayanılarak tescil kararı verilemeyeceğini,
3. Mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ve bu durumun tazminat hakkı doğuracağını,
4. Dava açıldığı sırada davacıların yasal edinim koşullarının gerçekleşmediğini,
5. Verilen kararın yöntem ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK'nun 713/2. fıkrasında yer alan “maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebeplerine dayalı olarak TMK'nun 713/1 ve 2.fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, "Olağanüstü zamanaşımı" başlıklı 713 nci maddesi şöyledir:
“Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.
Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…) hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir.”
2. Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir.
3. TMK’nın 713/2. maddesindeki yollama nedeniyle bu tür davaların aynı maddenin diğer fıkralarında yazılı koşullara tabi olması gerektiği sonucuna ulaşılır. Aynı maddenin 3. fıkrasındaki “tescil davası” sözcüğünün 1. ve 2. fıkraya göre açılacak davaları kapsadığının kabulü gerekir. (Yargıtay HGK’nin 17.02.2010 tarihli ve 2010/8-58 Esas, 2010/78 Karar, M.R.Karahasan–İ. Özmen, Zilyetlik-Tescil-Tapu İptali Davaları, 1983-sh;1451). Buna göre, iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikinin mirasçıları bakiye harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz.
3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre bir kısım davalılardan ... ve arkadaşları vekilinin aşağıdaki betlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut olayda; TMK'nın 713/2. maddesinde yer alan ölüm hukuki sebebine dayalı uyuşmazlıklarda davanın başarıya ulaşması halinde kayıt malikinin mirasçıları olan davalı gerçek kişiler yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Bu durum karşısında eksik harcın davacılardan alınmasına, tüm yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına ve davacılar yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak davalılar aleyhine harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti yükletilmiş olması hatalıdır.
3. Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile harç, yargılama gideri ve avukatlık ücreti konusunda yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ancak bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiş ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesi gereğince hüküm sonucunun aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
1.Yukarıda (3.1.) numaralı bentte açıklanan bir kısım davalılardan ... ve arkadaşları vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. ( 3.3. ve 3.4,) No.lu bentlerde açıklanan nedenlerle, bir kısım davalılardan ... ve arkadaşları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar sonucunun 4., 5. ve 6. bentlerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, yerine 4. bent olarak; "...Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibarı ile alınması gerekli 21.538,14 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 4.682,20 TL'nin (1.485,00 TL peşin harç ve 3.197,20 TL tamamlama harcının) mahsubuna, bakiye 16.855,94-TLnin davacılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile Hazineye gelir kaydına...”, 5. bent olarak; "...Yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına...", 6. bent olarak;
"...Davanın niteliği gereği davacılar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına…” cümlelerinin yazılmasına, hükmün 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438/7. maddesi gereğince DEĞİŞTİRİLMİŞ ve DÜZELTİLMİŞ bu şekliyle ONANMASINA,
3. Yargıtay duruşma vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
5. Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
14.02.2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
(Karşı Oy)
KARŞI OY
I- YARGILAMA SÜRECİ
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713 üncü maddesinin 2 inci fıkrasında düzenlenen ancak, Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 tarihli kararıyla, Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen "..ölmüş" hukuksal sebebine dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Davacı vekili 18.01.2010 havale tarihli dava dilekçesiyle; Silivri İlçesi, Piri Mehmet Paşa Mahallesi, 97 ada 1 parsel sayılı taşınmazın müvekkilerine, dava konusu 2 parsel sayılı taşınmazın davalılara ait olduğunu, 2 parsel sayılı taşınmazın müvekillerinin murisi tarafından haricen satın alındığını ve o tarihten beri zilyetlikleri altında malik sıfatıyla kullandıklarını, kayıt maliklerinin öldüğünü ve mirasçıları adına intikal yapılmadığını gerekçe göstererek 4721 sayılı Kanunun 713/2 nci maddesi uyarınca müvekkilleri adına tescilini talep etmiştir.
Silivri 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.03.2019 tarihli kararıyla davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalılar vekili 05.07.2019 tarihli temyiz dilekçesiyle, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle korunan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Dava konusu taşınmaz, tapuda kayıtlı olup, davalıların murislerine adına edinme sebebinin tesis kadastrosu ve tescil tarihinin ise 21.06.1973 tarihi olarak gösterildiği anlaşılmaktadır.
Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebilmesi için kanuni dayanağının olması ve kanunda öngörülen şartların zilyet yararına oluştuğunun mahkemece sabit görülmesi gerekir.
Tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın malikinin ölü olması, ölü malikin bilinen mirasçıları lehine tapu kaydında intikal yapılmaması ve bu taşınmazın üçüncü bir kişi tarafından malik sıfatıyla uzun sure kullanması durumunda, gerek mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 639 uncu maddesi ve gerekse 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713 üncü madde hükmü gerekçe gösterilerek, zilyet lehine tescil kararı verilebileceği, kabul edilebilir bir uygulama olarak devam etmiştir.
Bu davanın hukuki dayanağını teşkil eden 4721 sayılı Kanunun 713 üncü maddesinin 2. fıkrasında yer alan "…ölmüş…" ibaresi, davanın açıldığı 19/01/2010 tarihinden sonra Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu hükmün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. “Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır.
Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir.
Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir."
II. UYUŞMAZLIK
1. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kanun maddelerinin uygulamaya etkilerinin nasıl olacağına ilişkin genel açıklamalar. a) Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden)
b) Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında, “…Anayasa'nın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir.
İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar." yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur….” gerekçesine yer verilmiştir.
Bu hükme göre, bir kanun hükmünün Anayasaya Mahkemesince iptalinden sonra, davaya bakmakta olan mahkemeler iptal edilen kanun hükmüne dayanarak karar veremezler.
2. Dava konusu olayla ilgili 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ölmüş ise” ibaresi Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine rağmen iptal edilen hükmün, Kanunun aynı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü gerekçe yapılarak, derdest uyuşmazlıklara uygulanmasıyla ilgili meseleler.
Bu meselenin çözümü için iki konunun açıklığa kavuşturulması gerekecektir.
a) Birinci husus, derdest davaların dayanağını oluşturan asıl hüküm iptal edilmiş olmasına rağmen, kanunun başka bir hükmüne dayanılarak Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükme geçerlik kazandırılarak uyuşmazlığın çözülüp çözülemeyeceğidir.
6100 sayılı HMK’nın 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular.
06.1958 gün 15/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi, bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifadeyle hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesi kesinleşen mahkeme kararları hariç, derdest uyuşmazlıkların Anayasaya aykırılığı tespit edilmiş olan kurallara göre görülüp çözümlenmesi Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine bağdaşmaz. b) İkinci husus ise, dava konusu olaylara uygulanan 743 sayılı Kanunu Medeninin 639. maddesiyle, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi hükümlerinin aynı olmayıp, farklı hükümler içermesine rağmen bu konunun gözardı edilmesidir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü yeni bir hüküm olup, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
743 sayılı Kanunda bulunmayan, 4721 sayılı Kanunla kabul edilen 713. maddesinin beşinci fıkrasının geçmişe yürüyüp yürümeyeceği, davanın reddine ilişkin yerel mahkeme hükmünü bozan Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 12.01.2015 tarihli bozma kararında tartışılmamış ve değerlendirilmemiştir.
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden, ilga edildiği 1 Ocak 2002 tarihine kadar yürürlükte bulunan konuyla ilgili 639. maddesine ve Yargıtayın 4.12.1998 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına göre; Türk Kanunu Medenisinin 639 maddesine dayanılarak kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmazların edinilmesine ilişkin tescil kararıyla yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığına, hâkimin kararının kurucu bir nitelik taşıdığına, bu kararın kesinleştiği tarihten ileriye yönelik olarak sonuç doğurduğuna ve mülkiyet hakkının bu kararların kesinleştiği anda kazanıldığına yöneliktir.
4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü, ilk kez 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu hükmün geçmişe yürütülemeyeceği, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun intikal hükümlerinin değerlendirilmesiyle açıklığa kavuşacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 8. Hukuk Dairesi kararlarında.
1 Ocak 2002 tarihinden önceki zilyetlik sürelerine, yürürlükte bulunmayan 4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin beşinci fıkra hükmü uygulanmış ve hatta 20 yıllık sürenin 2002 yılından önce dolduğu ve mülkiyetin beşinci fıkra gereğince kazanıldığı tespiti yapılarak, mülkiyet önceden kazanıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesinin 17.3.2011 tarihinde verdiği iptal kararının geçmişe yürütülemeyeceğine yönelik, gerekçeleri aşağıda açıklanan hatalı ve çelişik kararları bulunmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 8. Hukuk Dairesinin bu değerlendirmesi, Türk Kanunu Medenisinin 639 maddesinin uygulandığı 4 Ekim 1926 ilâ 1 Ocak 2002 tarihleri arasındaki dönem için bağlayıcılığı bulunan, Yargıtayın 4.12.1998 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına da aykırı bir değerlendirmedir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2022/3305, K. 2023/837, 14 Şubat 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama