Dava, paydaşın paydaşa karşı açtığı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
Davacılar vekili, tarafların müştereken ve iştirak halinde malik olduğu 114 ada 11 parsel sayılı tarla vasıflı taşınmazın tamamının, davalı tarafından gerek bizzat gerekse icara verilmek suretiyle kullanıldığını, vekil edenlerinin taşınmazı hiçbir zaman kullanamadığını, davalının tüm şifahi uyarılara rağmen müdahalesine devam ettiğini, Osmaniye 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/366 Esas sayılı dosyasıyla ortaklığın giderilmesi davası açmış olup davanın halen derdest olduğunu,
öte yandan kök muris ... ...’nın terekesine temsilci atanması için Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/404 Esas sayılı dosyasıyla açılan davada tanık olarak dinlenen ... ...’ın da taşınmazı davalı ile birlikte ektiklerini beyan ettiği, vekil edenlerinin taşınmazı bu kez kendilerinin kiraya vermek istediklerini davalıya bildirerek 13.09.2010 tarihinde noterde dava dışı ... ile kira sözleşmesi yaptıklarını, ancak davalı ve eşinin kiracıyı tarlaya almayıp tehdit ettiklerini, 2004 yılı Ekim ayında da tarlayı kiraya vermek istediklerinde, davalı ve eşinin kiracıyı tehdit ederek tarlaya almadıklarını,
bunun üzerine Jandarma Komutanlığına suç duyurusunda bulunulduğunu, davalının eşi ... ...’ın bu dosyadaki ifadesinde taşınmazı 7 yıldır kendilerinin kullandığını kabul ettiğini, intifadan men koşulunun gerçekleşmiş olduğunu ileri sürerek davalının taşınmaza el atmasının önlenmesini, geriye dönük 5 yıllık süre için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000-TL ecrimisilin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, tarafların ortak murisi ... ...’nın terekesine temsilci atanmış olduğundan davacıların aktif husumet yetkisinin bulunmadığını, vekil edeninin davacı tarafça intifadan men edilmediğini, zira ortaklığın giderilmesi davasının vekil edeni tarafından açılmış olup davacıların anılan davada davalı konumunda olduklarını, öte yandan taraflar arasında kök muristen intikal eden taşınmazlar yönünden zımni bir taksim sözleşmesi yapıldığını, buna göre davacıların muristen intikal eden birçok taşınmazı kullanmakta iken tek kız çocuğu olan vekil edeninin sadece dava konusu taşınmazı tasarruf ettiğini,
ayrıca vekil edeni tarafından davacılar aleyhine açılmış muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı taktirde tenkis davasının bulunduğunu, gerek tenkis davasının gerekse ortaklığın giderilmesi davasının derdest olup davacıların bu davaları uzatmak amacıyla iş bu davayı açtıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Osmaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesince; tüm dosya kapsamı ve özellikle keşifte dinlenen tanıkların ve davalının beyanından anlaşıldığı üzere, dava konusu taşınmazı davalının tek başına ekip biçtiği, paydaşlar arasında rızai veya fiili bir taksim yapılmadığı gerekçesiyle davalının, dava konusu taşınmaza davacıların payları oranında el atmasının önlenmesine;
davalı tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davasının intifadan men koşulunun istisnalarından biri olup anılan davada, eldeki davanın davacıları tarafından, dava konusu taşınmazın davalı tarafından kullanıldığının ve buna rızalarının bulunmadığının iddia edilmediği gibi, dinlenen tanık beyanlarında da ecrimisil talep edilen döneme ilişkin davacıların taşınmazdan yararlanma isteklerini davalıya ilettikleri hususunun ispatlanamadığı, bu nedenle intifadan men koşulunun gerçekleşmediği gerekçe gösterilerek ecrimisil talebinin reddine karar verilmiştir.
Taraf vekillerince istinaf talebinde bulunulması üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 15.06.2020 tarihli ve 2020/105 Esas, 651 Karar sayılı ilamı ile taraf vekillerinin istinaf başvurularının, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 24.09.2020 tarihli ek kararı ile davalı tarafça eksik yatırılan nispi temyiz harcının tamamlanması için düzenlenen muhtıranın, davalı vekiline 22.07.2020 tarihinde usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesine rağmen, yasal süresi içerisinde eksik harcın tamamlanmadığı gerekçesiyle 15.06.2020 tarihli kararın davalı tarafça temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmiş; davalı vekili bu kez, 24.09.2020 tarihli ek kararı, adli yardım talepli olarak temyiz etmiştir.
1-Bilindiği üzere, adli yardıma ilişkin usul ve esaslar 6100 sayılı HMK’nın 334 ilâ 340. maddelerinde düzenlenmiş olup 336/3. maddesinde adli yardım talebinin kanun yollarına başvuru sırasında Yargıtaya da yapılabileceği belirtilmiştir.
Öte yandan, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (I) sayılı tarifenin yargı harçları başlığını taşıyan kısmında, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden tarifede gösterilen oranda nispi karar ve ilam harcı alınacağı hükme bağlanmış ve aynı kanunun 16. madde düzenlemesi ile de temyize konu kararla ilgili davanın nispi harca tabi olacağı öngörülmüştür.
Bunun yanı sıra, HUMK’nın 434. maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 366 maddesi yollamasıyla 344. maddesi), temyiz dilekçesi verilirken gerekli harcın tamamının ödenmesi gerektiği, 10.05.1965 tarih 1/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da peşin ödenmesi gerekli temyiz harcının hüküm altına alınan karar ve ilam harcının dörtte bir olacağı kabul edilmiştir. Ayrıca, HUMK’nın 434/III. maddesinde (6100 sayılı HMK’nın 368 ve 344. maddeleri), dörtte bir oranındaki harcın ödenmemesi halinde yapılacak işlemin usul ve esasları gösterilmiştir.
Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davalı vekili ek karara karşı temyiz dilekçesinde, her ne kadar vekil edeninin maddi durumunun nispi harcı yatırmaya elverişli olmadığını belirterek, adli yardım talebinde bulunmuş ise de dilekçesine ekli olarak, bu iddiasını kanıtlayacak nitelikte herhangi bir bilgi ve belge sunmamış; dolayısıyla vekil edeni davalının nispi temyiz harcını ödeme gücünden yoksun olduğu iddiasını somut delillerle ispatlayamamıştır.
Açıklanan nedenlerle, dosyada mevcut delil durumuna göre davalının temyiz harcını ödeme gücünden yoksun olduğu kanaatine varılamadığı, başka bir deyişle HMK'nın 334/1. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşıldığından, davalı vekilinin adli yardım talebinin ve ek karara karşı yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 24.09.2020 tarihli ek kararının ONANMASINA karar verilmiştir.
2-Davacılar vekilinin, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 15.06.2020 tarihli asıl kararına karşı temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, dosya içeriğine, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacılar vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, dosyanın İLK DERECE MAHKEMESİNE; kararın bir örneğinin ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Dairesine GÖNDERİLMESİNE, 03.11.2022 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verilmiştir.