KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2024/5023 E., 2025/5569 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Aralık 2025
- Mahkemesi
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/1972 E., 2024/1876 K.
- İlk derece mahkemesi
- İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/262 E., 2024/60 K.
Karar Metni
1.312 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.11.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen olmadı. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 9 24... parsel sayılı taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğunu; ancak davalının tapuyu uzun yıllar alamadığını, birtakım idari süreçler bulunduğunu, davacı ile dayısı olan davalının yaptığı sözlü anlaşma uyarınca davalının davacıya vereceği vekalet ile taşınmaz tapusunun davalı adına tescilinin sağlanması karşılığında taşınmazın ½ hissesinin davacıya devredileceğini, sözleşme gereğince vekaletnamenin düzenlendiğini ve 2.5 yıl sonunda tapunun davalı adına tescil ettirildiğini,
davacının tescilden 2-3 sene sonra yıkık halde bulunan evde tamirat ve tadilat işlerine başladığını ve evi oturulabilecek hale getirdiğini, yeniden inşa edilmiş gibi masraf yaptığını, o tarihten bu yana evi kullandığını, ancak davalının verdiği sözleri yerine getirmediği gibi hakkında men-i müdahale davası açtığını belirterek dava konusu taşınmazdaki ½ hissenin iptali ile davacı adına tescilini, kabul görmediği takdirde hak ettiği vekalet ve komisyon ücretinden şimdilik 1.000,00 TL'sinin yasal faiziyle birlikte,
yine taşınmaza kazandırdığı değerlerin ve yaptığı masrafların şimdilik 10.000,00 TL'sinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin usulsüz tebliğ edildiğini, davalının hiçbir zaman tapunun yarısını verme vaadinde bulunmadığını, alacak taleplerinin zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; sözleşmenin resmi geçerlilik koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline ilişkin talebin reddine, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebi yönünden ise dava tarihi itibarıyla 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; resmi şekil şartına uyulmaksızın taşınmaz devir sözleşmesi yapıldığından Mahkemece tapu iptal ve tescil yönünden davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, davacının vekalet ve eser sözleşmesi hükümlerine göre alacak talebinde bulunduğu, dava tarihi itibarıyla 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili duruşma talepli temyiz dilekçesinde:
1. Dava dilekçesinde belirtilen davacının tapu kaydını vekaleten çıkarmayı başarması karşısında hak ettiği komisyon ve vekalet ücretinin halihazırda araştırılmadığını, müdahalenin önlenmesine ilişkin dosyanın getirtilmediğini, taraf tanıklarının beyanlarının değerlendirilmediğini, davanın tam kabulü gerektiğini,
2. Davalı tarafından süresinden sonra sunulan cevap dilekçesinin kendilerine tebliğ edilmediğini, dilekçeler teatisinin tamamlanmadığını,
3. Bilirkişi raporundaki eksikliklerin giderilmediğini, dava konusu taşınmazın yıllara göre değişen uydu görüntülerinin alınmadığını, bunun fahiş eksiklik olduğunu, yazı cevapları eksik olduğundan tarihlerin de hatalı tespit edildiğini, arsanın bedeli çok yüksek hesaplanırken davacının yaptığı iyileştirme masraflarının eksik inceleme ile çok düşük hesaplandığını,
4. Davalı yanın iddia ve savunmalarını ispatlamadığını, davalı tanığı ...'in ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını, dava konusu taşınmazda davacının kanser annesi vefat edene kadar kalması için izin verildiği savunması düşünüldüğünde benzer mahiyette bir daire alabilecek parayı davacının taşınmazın tadilat ve tamiratına yatırmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davacının 2014 yılında taşınmazda oturmaya başladığını, tüm masrafları kendisinin karşıladığını, davalının diğer tanığının da maddi gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunu, yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle yazılı belge almadığını belirterek dava dilekçesindeki vakıaları da tekrarla hükmü temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde alacak istemine ilişkindir. 1. Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.
Zamanaşımı hukukî niteliği itibarıyla, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır [(Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt:2, s.1761; ...: Borçlar Hukuku (...), ... 1983, Cilt:1-2, s.688 vd)].
Zamanaşımı def'i, davalının aslında var olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hâkim bunu kendiliğinden göz önüne alamaz.
Maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i ve savunma aracı olan zamanaşımının yargılamanın hangi aşamasında ileri sürülmesi gerektiği konusunda ise mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) olduğu gibi eldeki davada uygulanması gereken 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) da açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Zamanaşımı, Kanun'da (HUMK m.187, HMK m.116) sınırlı olarak sayılan ilk itirazlardan olmadığından cevap dilekçesi ile ileri sürülme zorunluluğu söz konusu değildir. Zamanaşımının ileri sürülme zamanı daha çok savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağıyla ilgilidir.
Öğreti ve uygulamada “savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı” olarak adlandırılan bu yasak, davalının savunmasında ileri sürdüğü olgular, istemler ve itirazlarını sonradan genişletmesi ya da değiştirmesinin mümkün olmaması demektir. Kanunda gösterilen istisnalar dışında davacı davasını genişletip değiştiremeyeceği gibi davalı da savunmasını genişletip değiştiremez. Usul hukukunda benimsenen teksif ilkesinin önemli bir sonucu olan bu yasağın hangi anda başladığını belirlemek için yasal düzenlemelere bakmak gerekmektedir.
HMK’nın 141. maddesinde yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır. Buna göre;
“(1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
(2)İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.”
Bu yeni düzenlemede, yargılamanın ilk kesiti olan dilekçelerin teatisi (verilmesi) aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Bu yasağın istisnaları yine maddenin son fıkrasında açıklanmış ve karşı tarafın açık muvafakati ya da ıslah suretiyle iddia ve savunmanın genişletilip değiştirilebileceği kabul edilmiştir.
Gelinen aşamada süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin doğuracağı sonuca da değinmek gerekmektedir. Bilindiği üzere davalı, davaya cevap vermek zorunda değildir. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi hâlinde davalının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacağı 6100 sayılı HMK'nın 128. maddesinde düzenleme altına alınmıştır. Bu kural, HUMK'un yürürlükte olduğu dönemde de öğretide ve yargı kararları ile kabul edilmiştir. Ancak, süresinde cevap dilekçesi vermemek suretiyle davanın inkârı ileri sürülen vakıaların inkârı niteliğinde olup bu inkarın zamanaşımı def'ini de kapsadığı söylenemez.
2. Bu bağlamda yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davalı taraf süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde dava dilekçesinin tebliğ edildiği yurt dışı adresinin ikamet ettiği adres olmadığını, usulüne uygun tebligat yapılmadığını ileri sürerek zamanaşımı def’inde bulunmuş, Mahkemece cevap dilekçesinin süresinde sunulduğu kabulü ile tapu iptali ve tescil talebinin resmi şekilde düzenlenen sözleşme bulunmadığından reddine, alacak isteminin zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilmiştir.
Davalı taraf dava dilekçesinin tebliğine ilişkin işlemin usulsüz olduğunu ispatlayacak delil sunmadığı gibi ilgili büyükelçilik tarafından gönderilen tebliğe ilişkin yazıda davalıya tebligat yapılmış sayıldığı belirtilmiştir. Bu nedenle davalının sunduğu dilekçe, süresinden sonra sunulan cevap dilekçesi niteliğindedir.
Davalı vekili bu dilekçesinde zamanaşımı def’ini ileri sürmüş, davacı taraf zamanaşımı savunmasına ilişkin dilekçenin kendisine okunduğu 08.02.2022 tarihli celsede herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
HMK döneminde savunmanın genişletilmesi ancak bu yönde açık muvafakat ile mümkün olabileceğinden davacının sessiz kalarak zımnen muvafakat ettiği söylenemez. Süresinde verilmemiş cevap dilekçesindeki zamanaşımı def’inin davacının açık muvafakati olmadığından esastan incelenmesi imkânı bulunmamaktadır (YHKG 08.07.2021 tarihli 2020/(13)3-36 E. 2021/974 K. ).
Hâl böyle olunca Mahkemece süresinde cevap dilekçesi vermeyen davalının ileri sürdüğü zamanaşımı def’inin savunmanının genişletilmesi yasağı kapsamında kalmakla reddine karar verilmesi ve işin esasına girilerek hüküm tesisi gerektiği halde yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/5023, K. 2025/5569, 23 Aralık 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama