KÜNYE
7. Hukuk Dairesi 2025/4749 E., 2025/4900 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2024/155 E., 2025/279 K.
Karar Metni
3.656 kelime·18 dk okuma·12 bölüm
Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar; dâhili davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının dava konusu 312 69... parsel sayılı taşınmazda davalılar adına kayıtlı 101/138 hisseyi 1987 yılında 12.000,00 TL bedel ödeyerek satın aldığını, 1990 yılına kadar kendisi oturduktan sonra taşınmazı kiraya verip kendisinin Fransa'ya gittiğini, davalıların 2010 yılına kadar hiçbir şekilde taşınmaz ile ilgilenmediklerini; ancak 13.10.2010 tarihinde vekil edeninin kiracısına karşı men’i müdahale ve ecrimisil davası açtıklarını, davalıların murisi ....'ın 1979 yılında ölmesine rağmen intikalin 21.10.2009 tarihinde yapıldığını ileri sürerek,
dava konusu taşınmazın davalılar adına kayıtlı bulunan 101/138 payının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında davalıların hisselerinin devredilmesi sebebiyle seçimlik hakkını yeni malike karşı tapu iptali ve tescil yönünde kullanmıştır.
II. CEVAP
1. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; satış tarihinde davalılar .... ve....in küçük olduğunu, satış yapmalarının söz konusu olamayacağını, davacının, men’i müdahale ve ecrimisil davasında, taşınmazı sadece mirasçılardan ....'den satın aldığını beyan ettiğini,....'nin taşınmazı bir yıllığına davacıya kiraladığını, taşınmazı işgal eden ... .... adlı kişiye karşı men’i müdahale ve ecrimisil davası açıldığını, taşınmazın vergilerinin vekil edeni ... .... tarafından ödendiğini ve DASK poliçesinin de yine bu kişi tarafından yaptırıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Dâhili davalı ... cevap dilekçesinde; ödeme yaparak dava konusu taşınmazı satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 17.03.2023 tarihli ve 2019/357 Esas, 2023/99 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin III No.lu başlıkta belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuşlardır.
Dairemizin 24.10.2023 tarihli ve 2023/3890 Esas, 2023/5012 Karar sayılı ilâmı ile; davalıların sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, davacı lehine zilyetlikle edinme şartlarının oluştuğu kabul edilmek suretiyle karar verilmesinde kural olarak bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, Mahkemece; davacı ve yeni malik dâhili davalı tarafından anılan taşınmaz devri nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 145. maddesi gereğince yeni delil bildirilmediğinden daha önce dinlenen tanıklar çağrılarak dâhili davalının ediniminde iyiniyetli olup olmadığı,
bir başka ifade ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanıp yararlanmayacağının araştırılarak oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin ve ayrıca, davanın kabulü hâlinde iptal ve tescil isteği nedeniyle davada taraf durumunu almış bulunan kayıt malikleri veya mirasçılarının bakiye harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamayacağı, eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
tüm yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve davacı yararına vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve numarası belirtilen kararıyla davanın kabulü ile 312 69... parsel numaralı taşınmazda davalı ... adına kayıtlı hissenin tapusunun iptaliyle davacı adına tapuya tespit ve tesciline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Dâhili davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1. Dava konusu taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığını, 2.Toplu parası olmaması sebebiyle “Birevim” şirketinden faylanarak satış işlemini gerçekleştirdiğini, 3. Satın alma tarihinde taşınmaz üzerinde herhangi bir tedbir kararı olmadığını, 4. Resmî kayıtlara güvenerek hareket ettiğini, 5. İyiniyetli olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; 4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun geçici 3/2 hükmü atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı ve özellikle davalı ... dava konusu payı satın almadan önceki tarihte keşifte dinlenen davalı tanıklarından ...’in davalı ...’in eşi olduğu, bu nedenle davalı tapu kayıt maliki ...’in durumu bilen veya bilmesi gereken kişi olarak değerlendirileceği ve 4721 sayılı Kanunun 1023. maddesinden yararlanamayacağı anlaşılmakla; davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Dâhili davalı ... vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Dava konusu taşınmaz, tapuya kayıtlıdır. Tapuda kayıtlı bir taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebilmesi için kanuni dayanağının olması ve kanunda öngörülen şartların zilyet yararına oluştuğunun mahkemece sabit görülmesi gerekir.
Tapuda kayıtlı bulunan bir taşınmazın malikinin ölü olması, ölü malikin bilinen mirasçıları lehine tapu kaydında intikal yapılmaması ve bu taşınmazın üçüncü bir kişi tarafından malik sıfatıyla uzun sure kullanması durumunda, gerek mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin 639 uncu maddesi ve gerekse 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713 üncü madde hükmü gerekçe gösterilerek, zilyet lehine tescil kararı verilebileceği, kabul edilebilir bir uygulama olarak devam etmiştir.
Bu davanın hukuki dayanağını teşkil eden 4721 sayılı Kanunun 713 üncü maddesinin 2. fıkrasında yer alan "…ölmüş…" ibaresi, bu davanın açıldığı 04/06/2012 tarihinden önce Anayasa Mahkemesinin 17.03.2011 gün ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptal edilmiş ve bu hükmün yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi gerekçesinde özetle şu hususlara değinmiştir. “Tapuya kayıtlı bir taşınmazın malikinin ölmesi halinde, bu taşınmazın sahibi mirasçılarıdır. Mirasçılar bu taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkını mirasbırakanın ölümü ile birlikte kanun gereğince tescile gerek kalmadan kazanmaktadırlar. Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının "zaman ötesi" niteliği, başka bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır.
Bu nedenle, Medeni Kanun tarafından bir taşınmaz malikinin mirasçılarına tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimselerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Mirasçıların devam eden mülkiyet hakkı, taşınmazı fiilen kullanma hakkını içerdiği gibi kullanmama hakkını da içerir.
Mülkiyet hakkının mutlaklığı ve tapu sicilinin aleniyeti karşısında, itiraz konusu sözcük uyarınca, zilyedin mirasçılara ait olan mülkiyet hakkını tanımayarak, tek yanlı olarak ortadan kaldırmasına olanak tanınması, mülkiyet hakkını ortadan kaldırdığı gibi, kazanılmış hak ve hukuki güvenlik ilkelerini de ihlal etmektedir."
I. UYUŞMAZLIK
1. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen kanun maddelerinin uygulamaya etkilerinin nasıl olacağına ilişkin genel açıklamalar.
a) Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, ancak henüz devam eden uyuşmazlıkların iptal kapsamında bulunacağı açıktır. (Yargıtay İçtihatları Birleştirme 10.03.1969 tarih ve 1/3 sayılı kararının gerekçe bölümünden)
b) Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 gün ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararında, “…Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesince verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Aynı durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir.
İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasanın, ‘Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.’ yolundaki 153. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur….” gerekçesine yer verilmiştir.
Bu hükme göre, bir kanun hükmünün Anayasaya Mahkemesince iptalinden sonra, davaya bakmakta olan mahkemelerin tümü iptal edilen kanun hükmüne dayanarak karar veremezler.
2. Anayasanın 153. maddesinde düzenlenen, Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının geriye yürümeyeceğine ilişkin hükmüne ilişkin Yargıtay Dairelerince verilen bazı kararlar.
a) Anayasanın 153. maddesinde "iptal kararları geriye yürümez" hükmü, iptal kararlarının kesinleşen işlemlere etki etmeyeceği anlamında olup, elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanamaz. Diğer bir anlatımla; bir davada uygulanması gereken kanun maddesi başka bir dava vesilesi ile iptal edilmiş ise, bu madde artık eldeki davada da uygulanamaz. Zira davanın kanuni dayanağı kalkmıştır ve davacının iptal edilen maddeden dolayı sağlayacağı hukuki yararı da kalmamış olur. (Hukuk Genel Kurulunun 17.05.1989 tarihli ve 1989/10-250 Esas, 1989/361 Karar)
b) İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmün, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup, iptal edilen kanun maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir.
Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemeyeceğinden, uyuşmazlığa dair iptal kararının diğer mahkemelerde derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 25.02.2020 tarihli ve 2016/14462 Esas, 2020/2965 Karar)
c) Anayasanın 153/5. maddesi uyarınca "iptal kararları geriye yürümez" hükmü kesinleşen işlem ve kararlara ilişkin olup elde bulunan uyuşmazlığın sürdüğü davalarda "geriye yürümeme kuralı" uygulanmaz. Diğer bir deyişle, bir davada uygulanması gereken bir kanun maddesi iptal edilmiş ise eldeki davada artık uygulanmaz. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 01.03.2017 tarihli ve 2016/12107 Esas, 2017/3022 Karar )
d) Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonucu oluşan durumun eldeki maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan davaya da uygulanması zorunlu olup, kamu malları ile ilgili davalar aynı zamanda kamu düzeni ilkesini de içerdiğinden mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni kanuni durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca ulaşılması gerekmektedir. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 08.06.2015 tarihli ve 2015/1380 Esas, 2015/12673 Karar )
Yukarıda alıntı yapılan yüksek mahkeme kararlarından da açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı, derdest tüm davalarda etkisini göstermeli ve iptal edilen kanun maddesi kesinlikle uygulama alanı bulmamalıdır.
3. Dava konusu olayla ilgili 4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ölmüş ise” ibaresi Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine rağmen iptal edilen hükmün, Kanunun aynı maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü gerekçe yapılarak, derdest uyuşmazlıklara uygulanmasıyla ilgili meseleler.
Bu meselenin çözümü için iki konunun açıklığa kavuşturulması gerekecektir.
a) Birinci husus, derdest davaların dayanağını oluşturan asıl hüküm iptal edilmiş olmasına rağmen, kanunun başka bir hükmüne dayanılarak Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükme geçerlik kazandırılarak uyuşmazlığın çözülüp çözülemeyeceğidir.
6100 sayılı Kanun'un 33. maddesi uyarınca hâkim, Türk hukukunu resen uygular.
06.19 58... /6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi, bir davada dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken nitelendirmek, uygulanacak kanun maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Bu nedenle tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir ifadeyle hâkim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı öncesi kesinleşen mahkeme kararları hariç, derdest uyuşmazlıkların Anayasaya aykırılığı tespit edilmiş olan kurallara göre görülüp çözümlenmesi Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine bağdaşmaz.
b) İkinci husus ise, dava konusu olaylara uygulanan 743 sayılı Kanunu Medeninin 639. maddesiyle, 4721 sayılı Kanunun 713. maddesi hükümlerinin aynı olmayıp, farklı hükümler içermesine rağmen bu konunun gözardı edilmesidir.
743 sayılı Kanunda bulunmayan, 4721 sayılı Kanunla kabul edilen 713. maddesinin beşinci fıkrası Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından geçmişe yürütülmüş ise de bunun hukuki gerekçeleri sayın çoğunluğun bozma gerekçesinde tartışılıp değerlendirilmiş değildir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713. maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü yeni bir hüküm olup, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
743 sayılı Türk Kanunu Medenisinin yürürlüğe girdiği 4 Ekim 1926 tarihinden ilga edildiği 1 Ocak 2002 tarihine kadar yürürlükte bulunan konuyla ilgili 639. maddesine ve Yargıtayın 04.12.1998 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına göre; Türk Kanunu Medenisinin 639 maddesine dayanılarak kazandırıcı zamanaşımı yoluyla taşınmazların edinilmesine ilişkin tescil kararıyla yeni bir hukuki durumun ortaya çıktığına, hâkimin kararının kurucu bir nitelik taşıdığına, bu kararın kesinleştiği tarihten ileriye yönelik olarak sonuç doğurduğuna ve mülkiyet hakkının bu kararların kesinleştiği anda kazanıldığına yöneliktir.
4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur.” hükmü, ilk kez 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiş olup bu hükmün geçmişe yürütülemeyeceği, 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun intikal hükümlerinin değerlendirilmesiyle açıklığa kavuşacaktır.
Sayın çoğunluğun görüşüne göre, 1 Ocak 2002 tarihinden önceki zilyetlik sürelerine, o dönemde yürürlükte bulunmayan 4721 sayılı Kanunun 713. maddesinin beşinci fıkra hükmü uygulanmalı ve hatta 20 yıllık sürenin 2002 yılından önce dolduğu durumlarda, beşinci fıkra gereğince, mahkeme kararı olmasa dahi, mülkiyetin kendiliğinden kazanıldığı kabul edilmelidir.
Sayın çoğunluğun bu değerlendirmesi, Türk Kanunu Medenisinin 639 maddesinin uygulandığı 4 Ekim 1926 ilâ 1 Ocak 2002 tarihleri arasındaki dönem için mahkemeleri ve herkesi bağlayan Yargıtayın 4.12.1998 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı ve bu Kararı yok sayan bir değerlendirmedir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/4749, K. 2025/4900, 20 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama