KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2009/5606 E., 2010/450 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Şubat 2010
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu iptali ve tescil
Karar Metni
1.631 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Elazığ 3. Asliye Hukuk Hâkimliğinden verilen 26.05.2009 gün ve 536/190 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı vekili tapulama çalışmalarında Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğundan bahisle tespit harici bırakılan sınırları ve mevkii dava dilekçesinde yazılı daha sonra idari yoldan Hazine adına tescili yapılan 1429 parsel sayılı taşınmazın 20 yılı aşkın süreden beri zilyetliği altında bulundurduğunu, imar ve ihya koşullarının gerçekleştiğini açıklayarak yolsuz olarak Hazine adına tescili yapılan bu yere ait tapu kaydının iptali ile vekil edeni adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine vekili, dava konusu yerin tapulama çalışmalarında Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki dere yatağı niteliğindeki yerlerden iken 2004 yılından sonra idari yoldan Hazine adına tescilinin yapıldığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, zilyetlikle mülk edinme koşulları davacı yararına gerçekleştiğinden söz edilerek davacının davasının kısmen kabulüne, bilirkişiler Fehmi Bakıcı ve Semih Tekmen tarafından düzenlenen krokide A harfiyle gösterilen yeşil renkle boyalı toplam 40.000 m2’lik yerin sulu tarla niteliğiyle davacı adına tapuya tesciline, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu taşınmaz 1976 yılında yapılan tapulama çalışmalarında, çay yatağı ve taşlık-bayır olarak tespit harici bırakıldığı tartışmasızdır. Davacı taraf dava konusu yerin önceden babası Emoş Kalkancı’nın zilyetliğinde iken ölümüyle zilyetliğin kendisine intikal ettiğini, bu yerin adına tescilini talep etmiştir. Davacının murisi Emoş Kalkancı 27.04.2000 tarihinde ölmüştür.
Mirasçısı olarak davacı ile dava dışında yer alan Samime, Ayşe, Fatma, Amine ve Saliha kalmıştır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve davacı tanıkları, dava konusu yerin taksimle zilyetliğinin davacıda bulunduğunu açıklamışlardır.
Davacı taraf 4070 sayılı Yasanın kendisine tanıdığı haklardan yararlanmak amacıyla dava konusu yerin adına satışı yapılması için Milli Emlak Müdürlüğüne dilekçeyle müracaat etmiş, bu yerin öncelikle Hazine adına tescilinden sonra kendisi adına satılmasını talep etmiştir. Bunun üzerine Milli Emlak Müdürlüğü mahallinde idari yönden tahkikatlar yaptırmış, ziraatçı bilirkişiden rapor almıştır.
22.12.2006 tarihli ziraat yüksek mühendisi bilirkişi Kenan Ayaz’ın raporu kapsamına göre; krokide B ile gösterilen yerin 8 yıl, A ile gösterilen yerin 6-7 yıl, F harfi ile gösterilen yerin 4 yıl, C harfi ile işaretlenen yerin 2 yıldan beri toprak işlemesinin yapıldığı, D ve E harfleriyle gösterilen alanda yeni toprak işlemesinin yapılmakta olduğu, G harfiyle işaretli yerde hiçbir toprak işlemesinin yapılmadığı, taşınmazların taşlılık sınıfı olarak arazi sathının %50-90 taşlarla kaplı olduğunu rapor etmiştir.
İdari tahkikatlar tamamlandıktan sonra dava konusu yer 1429 parsel numarası ile 24.04.2006 tarihinde susuz arazi niteliğiyle 163.511 m2 olarak ihdas yoluyla Hazine adına tescil edilmiştir.
Tapulama çalışmalarından dava konusu taşınmazın sınırında yer alan 955, 956 ve 957 nolu parseller vergi kayıtları dikkate alınarak davacının miras bırakanı ve diğerleri adına tespitlerinin yapıldığı, itiraz sonucunda 956 nolu parselin Tapulama Mahkemesinin Yargıtay denetiminden geçen kararıyla Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki dere yatağı niteliğindeki yerlerden olduğu belirlenerek tespitin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır.
Kesinleşen Tapulama Mahkemesi dosyasının tutanaklarında; davacının 956 nolu parsele ilişkin imzasıyla onadığı beyanı bulunmaktadır. Açıklanan olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Uyuşmazlık tapulama çalışmaları sırasında dere yatağı, bayır ve taşlık olarak tespit harici bırakılan ve kesinleşen Tapulama Mahkemesi kararıyla da bu niteliği özgülenen dava konusu yerin imar ihya ve zilyetlikle mülk edinme imkanının bulunup bulunmadığında toplanmaktadır.
Bilindiği üzere ve kural olarak; kadastro çalışmaları sırasında bayır ve taşlık niteliğiyle tescil harici bırakılan bir yerin imar ve ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla kazanılması olanaklıdır. Dere yatağı niteliğiyle tespit harici bırakılan yerin özel mülkiyete konu olabilmesi için, aktif dere yatağının dışında ve taşkın alanın gerisinde bulunması gerekir.
Somut olaya gelince: Davacının 4070 sayılı Yasa uyarınca Hazineye müracaatından sonra dava konusu yerin Hazine adına idari yoldan tescilinde hukuka aykırılık yoktur. Esasen arzın maliki Hazinedir. Hazinenin ihdasen tescil çalışmaları sırasında dava konusu taşınmazla ilgili olarak dosyada mevcut 22.12.2006 tarihli ziraat yüksek mühendisi Kenan Ayaz’ın raporu kapsamına göre, dava konusu taşınmazlardaki zilyetlik süresi en çok 8 yıldır.
Tescil dava dosyasında yapılan ilk keşif sonucunda, ziraat yüksek mühendisi Hacı Kılıç tarafından mahkemeye sunulan 29.05.2008 tarihli rapor kapsamına göre, fen bilirkişi raporunda A ve B harfleriyle gösterilen yerlerin en çok on yıldan beri ekilip sürüldüğü, C ve D harfleriyle gösterilen yerlerde tarımsal faaliyetin yapılmadığı; netice olarak A, B, C ve D harfleriyle gösterilen yerlerin 4 ila 10 yıldan beri ekilip sürülen Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu açıklanmıştır.
Öyle ise, ihdasen tescil tapusuna esas alınan ziraat mühendisi raporuyla davacının tescil davasını açtığı derdest dava dosyasındaki ziraat yüksek mühendisinin raporu birbirini teyit etmektedir.
Ne var ki; mahalli mahkeme mevcut rapor ve delilleri göz ardı ederek mahallinde ikinci kez keşif yapmış, bu kez ziraat mühendisi M.Fahri Okuyucu tarafından düzenlenen bilimsel verilerden uzak öteki iki ziraatçı bilirkişinin raporuna aykırı rapor ve hiçbir denetime uygun olmayacak biçimde alınmış fenni bilirkişiler H.Mehmi Bakıcı ile Semih Tekmen tarafından düzenlenen kroki ve rapor esas alınarak yazılı olduğu şekilde kabul kararı verilmesi usule, yasaya, özellikle dosyadaki tüm delillere aykırı olarak karar verilmiştir.
Bundan ayrı, dava konusu yer 1429 parsel numarası olarak Hazine adına kayıtlı olup, iptale karar vermeden tescil kararı verilmesi de yasaya aykırıdır.
Netice olarak, davacının dava konusu yaptığı yerlerdeki zilyetliği dosyadaki ziraat yüksek mühendisleri tarafından düzenlenen raporlara göre en çok on yılı geçmemektedir. Bu süre TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Yasasının 14.maddesi uyarınca tescil için yeterli bir süre değildir. Esasen imar ve ihya koşulları da tamamlanmamıştır. Öyle ise davacının davasının tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.Açıkladığım gerekçelerle Dairenin Sayın çoğunluğunun görüşlerine katılmam olanaklı değildir. Belirttiğim nedenlerle mahalli mahkeme kararı bozulmalıdır kanaatindeyim. 04.02.2010
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2009/5606, K. 2010/450, 4 Şubat 2010 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama