KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2010/7080 E., 2011/3932 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 4 Temmuz 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu İptali ve Tescil
Karar Metni
1.571 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 22.04.2010 gün ve 2/194 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı ... vekili, dava konusu altı adet taşınmazın tarafların ortak miras bırakanı Hidayet Sarı’dan kaldığını, vekil edeninin miras payının bulunmasına rağmen tamamının davalı kardeşi adına tespit ve tescil edildiğini ileri sürerek, tapu kayıtlarının miras payı oranında iptaliyle davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, davacının 19.1.1984 tarihli senet ile miras payını vekil edenine sattığını, aynı senetteki diğer satıcı ...’nın açtığı davanın reddedilerek kesinleştiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davalı tarafın savunmasında bildirdiği satış senedinin HUMK’nun 297.maddesine uygun olarak düzenlenmediğinden geçersiz olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazlar kadastro çalışması sonucunda, Hidayet Sarı’ya(tarafların ortak miras bırakanı) ait yerler olduğu, 1979 yılında ölümü ile terekesinin mirasçılarına kaldığı, mirasçılarından ...(davacı), ..., ... ve ...’nın miras paylarını 19.1.1984 tarihli satış senediyle diğer mirasçı ...’ya(davalı) sattıkları belirtilerek tamamı davalı adına tespit ve tescil edilmiştir. Taşınmazların ortak miras bırakan Hidayet Sarı’dan kaldığında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Dosya arasında bulunan nüfus aile kayıt tablosuna göre ortak miras bırakan Hidayet Sarı 4.5.1979 tarihinde ölmüş olup, terekesi elbirliği mülkiyeti hükmüne tabidir. TMK.nun 70l ve 702.maddeleri hükmü uyarınca, elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygın olduğundan paylarını üçüncü kişilere satıp devredemezlerse de, kendi aralarında yapacakları satış ve devir bakımından bir sınırlama getirilmemiştir. Mirasçılar arasında yapılan taksimin geçerliliği tüm mirasçıların katılımına bağlı olmakla birlikte kendi aralarında yaptıkları miras paylarının devrine ilişkin sözleşmelerinin geçerliliği, diğer mirasçıların muvafakatına da bağlı değildir.
Somut olayda. 19.1.1984 tarihli “Gayrimenkul Zilyetliğin Devri Suretiyle Yapılan Köy Satış Senedi” başlıklı adi nitelikli senet ile mirasçılardan ..., ..., ... ve ... babalarından kalan miras paylarını 1.000.000(bir milyon) liraya alıcı kardeşleri ...’ya satmışlardır. Davalı tarafın dayandığı satış senedinde satıcılardan ... imza atmış, temyize konu davanın davacısı ... ve diğer satıcılar ise parmak basmışlardır.
Satış senedi muhtar ve iki aza ile iki tanık tarafından onaylanmışsa da tarafların delil olarak dayandıkları dosya arasında bulunan Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2008/361 Esas 2008/506 Karar sayılı dosyanın 14.11.2008 tarihli keşif tutanağında tanık olarak dinlenen eldeki davanın davacısı ... ifadesinde “…babam sağlığında çocuklarına yer vermedi, Hasan bir kağıt hazırlamış bana getirdi, babamın ölümünü düşüttürmek için parmak basmam gerektiğini söyledi, bende bana verdiği kağıda parmak bastım, kağıtta yazı olup olmadığını hatırlamıyorum, okumam yazmam da yoktur.
Babamdan bana kalan hisseyi davalıya (Hasan’a) satmadım, devretmedim. Babam öldükten sonra malları paylaşılmadı…” demiştir. Dayanak satış senedini muhtar sıfatıyla onaylayan Mustafa Özaydın aynı keşif tutanağında “…Hasan(davalı) bana senet getirdi, tanıklar senedi imzalamıştı, tarafların kız kardeşlerinin taraflar arasındaki anlaşmaya dahil olduğu hususunda bir şey duymadım.
Yine benim onayladığım senette tarafların kız kardeşinin parmak izi yoktu…” aza olarak onaylayan Hasan Özaydın “…senetteki imza bana aittir. Senedi bana imzalamam için muhtar getirdi, muhtarın imza attığını görünce senedi imzaladım.
Senet içeriği hakkında bilgim yoktur…”, tanık Necdet Keskin ise “…senetteki imza bana aittir, davalı (...) senedi bana getirdi, senet bana geldiğinde tarafların kız kardeşleri tarafından parmak basılmıştı, parmak izlerinin davalının kardeşlerine ait olup olmadığını bilmiyorum…” şeklinde ifade vermişlerdir.
Bu açıklamalara göre, 19.1.1984 tarihli senedin, ihtiyar heyeti ve tanıklar tarafından parmak basan davacı ...’ın huzurunda onaylanmadığı gibi içeriğinin okunarak adı geçene anlatıldığı da kanıtlanamamıştır. HUM.nun 297.maddesi hükmüne göre, okuma yazma bilmeyen kişi tarafından parmak basılmak suretiyle düzenlenen senedin muhtar, en az iki aza ve mahallince bilinen iki tanık tarafından onaylanması gerekmektedir.
Yasa koyucunun bundaki amacı, senet içeriğinin [muhtevasının] borçlu tarafından bilinmesini sağlamaktır. Başka bir anlatımla yasa koyucu bu yolla okuma yazma bilmeyen bir kimseyi içeriğini bilmediği bir belge ile borç altına sokulması tehlikesinden korunmasını sağlamak istemiştir. Az yukarıda açıklanan senet imzalayıcılarının beyanlarına göre, ihtiyar heyeti ve tanıklar davacı ...’ın huzurunda senedi onaylamadıkları gibi, içeriğini de okuyup anlatmamışlardır.
Yani, davacının senet içeriğini ve hukuki sorumluluğunu bilerek parmak bastığı kanıtlanamamıştır. Buna rağmen, söz konusu dayanak senedi geçerli saymak yasa koyucunun amacına uygun düşmez.
Nitekim Dairemizin önceki uygulaması(8 H.D’nin 22.4.2010 gün 2009/6809 Esas 2010/2009 Karar), Yargıtay’ın 13 ve 16.Hukuk Dairelerinin uygulamaları da bu yöndedir (13 H.D’nin 2.7.1996 gün 1996/6369 Esas 1996/6680 Karar, 12.10.1978 gün 1978/3947 Esas 1978/4118 Karar, 16 H.D’nin 1.4.2008 gün 2008/2519 Esas 2008/2018 Karar).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.4.1995 gün 1994/2-635 Esas 1995/270 Karar sayılı kararında; parmak izinin bizzat borçlu tarafından basıldığının ihtıyar kurulunca ve o yerde tanınmış iki tanık tarafından onaylanması gerektiği belirtilmiştir.
Mirasçıların, aralarında düzenleyecekleri sözleşmeyle miras paylarını diğer mirasçılardan bağımsız olarak birbirlerine serbestçe satıp devredeceklerine göre, 19.1.1984 tarihli senette satıcı olarak imza atmış bulunan mirasçı ...’nın aynı parseller hakkında ... aleyhine açtığı ve aleyhine sonuçlanarak kesinleşen Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.12.2008 gün 2008/361 Esas 2008/506 Karar sayılı ilamı aynı senede parmak basan eldeki dosyanın davacısı ... aleyhine bağlayıcı nitelikte bulunmamaktadır.
Davalı ... vekili, 4.2.2010 havale tarihli cevap dilekçesinde 19.1.1984 tarihli senede dayanmış, davacı vekili de, Kandıra Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 4.12.2008 gün 2008/361 Esas 2008/506 Karar sayılı dava dosyasına delil olarak dayanmıştır. Dayanak dava dosyasında davacı ...’ın tanık olarak verdiği ifade de, senet içeriğini bilmeden parmak bastığını ileri sürmesi nedeniyle; temyize konu dava dosyasında dayanak senedin geçerliliği “hadise” olarak ele alınıp hüküm kurulurken göz önünde bulundurulması gerekir.
Gerek temyize konu dava dosyasında gerekse her iki tarafın delil olarak dayandığı tarih ve sayısı yukarıda belirtilen dava dosyasında davacının miras payını davalı kardeşine sattığı, senet dışındaki başka delillerle de kanıtlanmadığından davanın kabulüyle davacının miras payı oranında tapu kaydının iptaliyle adına tesciline ilişkin usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanması gerekirken bozulmasına ilişkin Dairemizin sayın çoğunluğunun görüşüne katılmamaktayız.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2010/7080, K. 2011/3932, 4 Temmuz 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama