KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2011/1164 E., 2011/5922 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Kasım 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tescil
Karar Metni
1.520 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
... ile Hazine, ... ve ... aralarındaki tescil davasının reddine dair ... / ...Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 23.12.2010 gün ve 780/747 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı vekili, mevkii ve sınırları dava dilekçesinde yazılı olan taşınmazın 20 yılı aşkın süreden beri müvekkilinin zilyetliği altında olduğunu ve komşu arazi maliklerinin aynı nitelikteki yerler için açmış oldukları tescil davalarının kabulle neticelendiğini açıklayarak dava konusu yerde vekil edeni lehine TMK. nun 639 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun aradığı şartların gerçekleştiğini açıklayarak bu yerin müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Hazine temsilcisi, dava konusu yerin Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, zilyetlikle iktisabının mümkün olmadığını açıklayarak davacının davasının reddine ve bu yerin Hazine adına tesciline karar verilmesini savunmuştur.
Davalı ... davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davaya dahil edilen ... vekili davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, taşınmazın %50 üzerinde meyilli olması ve her ne kadar teraslama ağaç dikilerek, sebze ekilerek bahçe haline getirilmiş ise de, bu yerde imar ve ihya olgusunun gerçekleştiğini göstermeyeceğinden ve kazanma koşulları da gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dilekçe ekinde sunulan 4.5.1964 tarihli alım senedi kapsamına göre, dava konusu yerin önceden hali arazi iken köy ihtiyar heyetince parsellenerek köy halkına dağıtıldığı ve bu şekilde zilyet olan kişinin bu yeri davacının annesi ...’a sattığı ve ilgisini kestiği anlaşılmaktadır.
Nizalı taşınmazın bulunduğu yerde tapulama çalışmalarının 1950’li yıllarda tamamlandığı ve bu yerin hali arazi niteliğiyle tescil harici bırakıldığı belirlenmiştir. Davalı ... Belediyesinin cevabında; ... ve çevresinin 21 Kasım 1990 tarih ve 20702 sayılı Resmi Gazetede yayınlandığı üzere koruma altına alındığı ve Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığınca 1/25000 ölçekli uygulama imar planında birinci bölge ağaçlandırılacak alan olarak belirlendiği açıklanmıştır.
Hazine vekilinin ve davacı vekilinin bilgi ve delil olarak sundukları dilekçeleri ekindeki ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 1999/273 Esas, 2001/249 Esas, 1995/123 Esas, 1998/207 Esas, 1992/696 Esas, 2001/286 Esas, 2001/282 Esaslarda kayıtlı kararlar ve bu kararlara ekli krokiler ve raporların kapsamlarından dava konusu yerin hali arazi niteliğinde olduğu ve hiç kimsenin zilyetliğinde gösterilmediği, buna karşılık diğer yerlerin zilyetlerinin yazılı olduğu anlaşılmaktadır.
Mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ile davacı tanıkları özetle; dava konusu yerin önceden hali ve boş yerken 1968 yılında davacının babası tarafından sahiplenmeye başlandığı, bir kısmına gecekondu yaptığı, diğer kısmına çeşitli meyve ağaçları diktiği, 1978 yılına kadar bu şekilde kullandığı, 1982 yılından itibaren davacı oğlunun bu yeri kullanmaya devam ettiği, babasının imar – ihya çalışmasının 10 yıl kadar devam ettiğini söylemişlerdir.
Keşifte görevlendirilen bilirkişiler krokiler ve raporlarını dosyaya sunmuşlardır. Orman tahdit sınırının dışında kaldığı belirlenmiştir.
Jeolog ve ziraat bilirkişileri müşterek raporlarında dava konusu taşınmazın dik eğimli olduğu, teraslama çalışması yapılarak yaşları genelde 2 ile 20 olan toplam 156 adet ağaç dikili olduğu, ayrıca 20 yaş üzerinde iki adet armut ağacı, bir adet badem ağacı, bir adet erik ağacı, bir adet kayısı ağacı, bir adet ayva ağacı, bir adette akasya ağacının olduğu görülmüştür.
Adı geçen bilirkişiler bu arazinin genel olarak zirai yönden işlemeli tarıma uygun bir arazi olmadığını, görsel olarak yapılan incelemede taşınmaz üzerindeki taşların toplandığı ve A harfiyle gösterilen kısmın 4. sınıf tarım arazisi niteliğinde değerlendirildiği, tescile konu olan ziraate elverişsiz arazinin topoğrafik eğim nedeniyle teraslama yapılarak toprak akması ve toprağın erozyonunun önlendiği, bu taşınmaz üzerinde zilyetliğin tamamlanıp tamamlanmadığının taktirinin mahkemeye ait olacağı açıklanmıştır.
Değinilen konular mahkemenin ve tarafların bilgisi dahilindedir. Uyuşmazlık yukarıda belirtilen yerin ve bilirkişilerce niteliği özgülenen dava konusu taşınmazın imar – ihya ve zilyetlikle kazanılıp kazanılmayacağında toplanmaktadır. Bilindiği üzere ve kural olarak yukarıda niteliği yazılı böyle bir taşınmazın ihyasının tamamlanması gerekir.
Bunun için yoğun emek ve para sarf edilmesi ve bu işlemin tamamlandığından itibaren 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresinin davacı yararına geçmesi zorunludur. Her ne kadar köy tüzel kişiliğinin hali arazi niteliğindeki yerleri parselleyerek dağıtma yetkisi yok ise de, TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddesindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması zorunludur. Ancak, somut olayda, dava konusu yerin eğimi %50 üzerindedir.
Henüz imar ve ihyası tamamlanmamıştır. Ayrıca, tarıma elverişsiz arazi niteliğindedir. Üzerindeki ağaçların yoğunluk olarak yaşları 20’nin altındadır. Tüm bunlardan ayrı olarak, dava konusu taşınmazın kuzeyinde, güneyinde ve doğusunda yer alan taşınmazlarla ilgili olarak açılan tescil dosyalarındaki bilirkişi raporları ve krokilerinde bu yön sürekli olarak hiç kimsenin zilyetliğinde olmayan hali arazi olarak gösterilmiştir.
Kesinleşen o dosyalardaki bu belirlemeler dikkate alındığında 2000’li yıllara kadar bu yerin hali arazi niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, ev, gecekondu yapmak ekonomik anlamda zilyetlik teşkil etmez. Tüm bu maddi delil ve veriler dikkate alındığında mahalli mahkeme hakiminin ulaşmış olduğu sonuç ve verdiği karar doğrudur. Açıklanan tüm bu sebeplerle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği kanaatindeyim.
Bu nedenlerle Dairenin sayın çoğunluğunca benimsenen araştırmaya yönelik bozma gerekçelerine katılamıyorum. Belirttiğim sebeplerle mahalli mahkeme kararı onanmalıdır. 17.11.2011
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2011/1164, K. 2011/5922, 17 Kasım 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama