KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2011/2509 E., 2011/6465 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Aralık 2011
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu iptali ve tescil
Karar Metni
1.764 kelime·9 dk okuma·1 bölüm
... ile ... aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının reddine dair .... Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 28.09.2010 gün ve 373/311 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı ... vekili, davalıya ait miras payını 25.01.1975 tarihli harici senet ile satın aldığını ileri sürerek, dava konusu 121 ve 539 parsel sayılı taşınmazlardaki payının iptaliyle vekil edeni adına tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur.
Mahkemece, elbirliği mülkiyeti sona ermediğinden pay satışının ifa olanağı bulunmayacağı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir,
Dava konusu 121 parsel 05.11.1963, 539 parsel ise 27.12.1963 tarihinde 5602 sayılı Tapulama Kanununa göre yapılan tapulama çalışmasıyla İbrahim ... adına tespit edilmiş, tutanakların kesinleşmesiyle 121 parsel 31.10.1967, 539 parsel de 20.07.1964 tarihinde tespit gibi tapu siciline tescil edilmiştir. Temyize konu davanın açıldığı 11.10.2005 tarihi itibariyle intikal görmemiş olup aynı kişi adına kayıtlıdır. Dosya arasında bulunan mirasçılık belgesine göre İbrahim...16.11.1964 tarihinde vefat ederek davacı ve davalı ile birlikte dava dışı on kişiyi mirasçı bırakmıştır.
Dava, mirasçılar arasında görülen ve miras payının haricen satışı nedeniyle TMK.nun 677. maddesine tutunularak açılmış miras payının iptaliyle tescili isteğine ilişkin olup; davalı tarafça süresinde zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Öncelikle çözüme kavuşturulması gereken husus, mirasçılar arasında haricen yapılan miras payının satış ve devrine ilişkin sözleşmelere Borçlar Kanununun 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımının uygulanıp uygulanmayacağıdır.
Sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olan 743 sayılı TKM.nin 612/son cümlesinde ve 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK.nun 677/son fıkrasında; bir mirasçının kendi miras payını mirasçı sıfatı olmayan üçüncü kişiye devrinde, alıcı üçüncü kişiye mirasın paylaşımına katılma yetkisinin verilmediği, ancak mirasçılar arasında paylaşım yapıldıktan sonra devreden mirasçının payına düşeni talep etme hakkının bulunduğu belirtilmektedir. Bu açıklamayla, miras payının üçüncü kişiye devrinde, satış ve devire konu olan hakkın “şahsi hak” olduğu vurgulanmıştır. Öğretide ve uygulamada bu hususta görüş ayrılığı bulunmamaktadır.
743 sayılı TKM.nin 612/son cümlesinde ve 4721 sayılı TMK.nun 677/son fıkrasındaki bu açıklama, mirasçıların kendi aralarındaki miras paylarının devrini düzenleyen ilk fıkrada bulunmamaktadır. Kanun koyucu isteseydi aynı düzenlemeyi ilk fıkra içinde geçerli sayabileceği halde bunu tercih etmemiştir.
Anılan kanun maddelerinin son fıkralarının mefhumu muhalifinden, mirasçılar arasındaki miras payının devrinde, satış ve devre konu olan hakkın şahsi hak olmayıp “ayni hak, mülkiyet hakkı” olduğu sonucuna varılmaktadır. Zira, bu devir için diğer mirasçıların muvafakatlarının aranmamasına, devralan mirasçının artan payıyla birlikte paylaşıma katılabileceğinin kabul edilmesine ilişkin sayısız Yargıtay uygulamaları da bunu doğrulamaktadır.
Kaldı ki; gerek 743 sayılı TKM.nin 612.maddesinde, gerekse 4721 sayılı TMK.nun 677.maddesinde; miras payının devrinin yazılı olmasının “geçerlilik şartı” olarak kabul edilmesi bu düşüncemizi haklı göstermektedir. Kanunda, yazılı şekilde olmasının geçerlilik şartı olarak kabul edilmesi; hakkın devri bakımından bu yazılı sözleşmeye tapuda yapılan resmi devir sözleşmesiyle aynı gücü vermek anlamındadır.
Başka bir anlatımla; tapu sicilinde yapılan resmi devir nasıl mülkiyet hakkının devri sonucunu doğuruyorsa, 677. maddeye uygun olarak düzenlenen yazılı miras payının devri sözleşmesi de mülkiyet hakkının (ayni hak) alıcıya devri sonucunu doğurmaktadır.
Her ne kadar 705/1. maddede taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının tapu siciline tescille gerçekleşeceği belirtilmişse de; aynı maddenin 2. fıkrasında örnekleme yoluyla bu kuralın birkaç istisnası sayıldıktan sonra “…kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır…” hükmüne yer verilmiştir.
Bundan ayrı, mirasçılar arasındaki miras payının devri, diğer mirasçıların haklarını etkilemediğinden elbirliği mülkiyeti rejiminin yapısı bakımından da bir sakınca doğurmamaktadır.
Öğretide, gerek yurt içinde, gerekse yurt dışındaki bir çok hukukçu, mirasçılar arasında düzenlenen yazılı miras payının devri sözleşmesiyle, devreden mirasçının, devralan mirasçıya mülkiyet hakkı (ayni hak) devrinde bulunduğunu kabul etmektedir....,...,...,...,...,...,...,...,...,...,...,...ve ... (Dr. H. ...’ın kabul edilmiş “miras payının devrine ilişkin sözleşmeler” adlı doktora tezi, 1984 baskı shf: 53 vd)].
Satışa konu hakkın, ayni hak olduğunun kabulü bizi mirasçılar arasındaki miras payının devrine ilişkin sözleşmelere Borçlar Kanununun 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanamayacağı sonucuna götürmektedir. Çünkü, kural olarak mülkiyet hakkının (ayni hak) zamanaşımıyla sınırlandırılmadan her zaman talep edilebileceği öğretide ve uygulamada kabul görmüş evrensel bir kuraldır.
Az yukarıda açıklanan doktrinerlerin görüşleri yanında, uygulamada da satışa konu hakkın ayni hak olduğunun kabulüyle Borçlar Kanununun 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımının mirasçılar arasındaki miras payının devri sözleşmelerinde uygulanmayacağı yönünde içtihatlar bulunmaktadır [Yargıtay 1. HD. 28.02.1984 gün E.1206-K.2145, 2.HD. 15.03.1955 gün E.821-K.1427, 2. HD. 06.03.2003 gün E.1900-K.2981, 2.HD. 12.04.2004 gün E. 3280- K.4656)
Tüm bu açıklamalar nedeniyle, mirasçılar arasında miras payının devrini düzenleyen TMK.nun 677/1. maddesine dayanılarak açılan miras payının iptaliyle tescile ilişkin davalarda, Borçlar Kanununun 125. maddesindeki on yıllık zamanaşımının uygulanmaması gerektiği görüşünde olduğumdan, yerel mahkeme hükmünün iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak davanın esası hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi yönünde bozulması yerine Sayın çoğunluğun yazılı şekildeki bozma görüşüne katılmamaktayım.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2011/2509, K. 2011/6465, 1 Aralık 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama