KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2011/7928 E., 2012/4753 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Mayıs 2012
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu iptali ve tescil
Karar Metni
1.548 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
... ile Hazine aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair Gökçeada Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 04.05.2011 gün ve 8/19 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuki sebebine dayalı olarak TMK.713/1 ve 3402 ... Kadastro Kanununun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davasıdır.
Yerel mahkemenin, 28.12.2009 tarihli, davanın reddine ilişkin hükmünün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin, 28.09.2010 tarih ve 2010/1010 Esas – 2010/4400 Karar ... ilamıyla ve oyçokluğuyla somut olayda iradi terkin gerçekleşmediği görüşünden hareketle bozulmasına karar verilmiştir.
Davalı Hazine vekilinin, 11.11.2010 havale tarihli dilekçesiyle karar düzeltme isteğinde bulunarak, bozma kararının kaldırılmasıyla yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini istemiş, Dairece karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkemece, bozma ilamına uyulduktan sonra, her iki parsel yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir. 04.05.2010 tarihli, yerel mahkeme hükmünün Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, bu sefer Daire çoğunluğunca kabul kararı bozulmuştur.
Uyuşmazlık konusu 261 ada 11 ve aynı ada 8 ... parsellerin kadastro tespitleri 24.10.2011 tarihinde davalı Hazine adına yapılmış olup, tutanaklar 29.05.2009 tarihinde kesinleşmiştir. Davacının 1975-1976 yıllarında taşınmazın bulunduğu köyden ayrılarak Yunanistan’a gittiği anlaşılmıştır. TMK.nun 976. maddesine göre fiili hakimiyetin geçici nitelikte sebeplerle kullanılmaması veya kullanma olanağının ortadan kalkması zilyetliği sona erdirmez.
Dava konusu yerlerin 1975-1976 yıllarında davacı tarafından terk edilmesi ve daha sonra 2000 yılında tekrar adaya dönüp zaman zaman taşınmazlarla ilgilenmesi iradi terk sayılmaz, bundan ayrı taşınmazların tarım arazisi niteliğinde bulunmadığı, insanların hayatlarını sürdürmek için ikamet ettikleri ev ve arsası niteliğinde taşınmazlar olup, bir taşınmazın 86 diğerinin ise, 80 m2 yüzölçümünde harap evler ve bahçeleri niteliğinde oldukları, keşif tutanağı kapsamıyla, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle sabittir.
Bu tür yerlerin yerleşim alanı içerisinde yer almaları nedeniyle arsaya dönüştüklerinin kabulü gerekir. Yüksek Dairenin uygulaması gereği arsa niteliğinde olan taşınmazlar üzerinde kişiler tarafından sürdürülen zilyetliğin ekonomik amaca uygunluğu aranmaz. Bu nedenle de, arsaya dönüşen taşınmazlar bakımından iradi terk koşulundan söz edilemez.
Öte yandan, şehirleşme, işsizlik ve ekonomik nedenlerle kişilerin yaşadıkları yerlerden geçici bir süreyle ayrılmaları ve taşınmazları ile ilgilerini azaltmaları ve buna bağlı olarak ev ve bahçelerinin bakımsız hale gelmeleri taşınmazlarını iradi olarak yani bilerek ve isteyerek terk ettikleri anlamına gelmez. İradi terkin hukuki sonuç doğurabilmesi için bilerek ve isteyerek taşınmazları terk etmeleri esastır. Somut olayda böyle bir durum söz konusu değildir.
Dava konusu taşınmazların, davacının atalarından silsile yoluyla ve mirasen gelen ve ev olarak kullanılan, maddi değerden ziyade anıları içinde barındıran ve bu nedenle manevi değeri büyük olan yerler olduğu gözardı edilemez.
Kaldı ki, bir an için çoğunluk görüşünün doğru olduğu kabul edilse dahi, kayıt maliklerine ait vergi kayıtlarının bulunduğu ve taşınmazlara uyduğunun keşfen belirlendiği, vergi kayıtlarının 1937 tarihli olduğu, bu nedenle kadastro tespitinin yapıldığı 2001 tarihinden çok önce TMK.nun 713/5. fıkrasının son cümlesi gereğince, yirmi yıllık kazanma süresinin dolduğu andan itibaren davacının mülkiyet hakkının doğduğu, dosya kapsamıyla sabit bulunmaktadır.
Yani, davacı taşınmazları terk ettiği 1975-1978 yıllarından çok önce açıklanan Medeni Kanun hükmüyle mülkiyet hakkının doğduğu bir gerçektir. Kazanmayı sağlayan ve mülkiyet hakkının doğumuna neden olan yirmi yıllık kazanma süresi dolduktan sonra, arsa niteliğinde bulunan taşınmazlar bakımından iradi terkin gerçekleştiğinin kabulüne olanak bulunmamaktadır.
O halde, davanın kabulüne ilişkin yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmesi gerekirken, iradi terkin gerçekleştiği ve davanın reddine karar verilmesi görüşünden hareketle kararın bozulması şeklinde gerçekleşen değerli çoğunluğun görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyorum. 24.05.2012
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2011/7928, K. 2012/4753, 24 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama