KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/12534 E., 2013/6396 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 2 Mayıs 2013
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Dava türü
- Katkı payı alacağı
Karar Metni
2.241 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının reddine dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen 01.06.2012 gün ve 12/224 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY YAZISI
Dava, 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi gereğince mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen bir taşınmaz ile bir araçtan kaynaklanan katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Yerel Mahkemece, davacının davasını kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Daire
çoğunluğunca; “… davacı vekilinin dava dilekçesinde, bedellerin tamamının vekil edeni tarafından ödenerek dava konusu ev ve aracı davalı eş adına satın aldığını açıkladığına, dosya arasındaki bilgi ve belgelerden de söz konusu taşınmaz ve aracın üçüncü kişilerden davalı adına alındığı görüldüğüne, bu durumda, somut olayda açıkça gizli bağış bulunduğunun tartışmasız olduğuna, Daire'nin emsal içtihatları mevcut olduğu gibi Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin uygulamalarının da bu yönde bulunduğu belirlendiğine, davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken uzman bilirkişi raporları da dikkate alınarak mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi sonucu itibari ile doğru bulunduğundan hükmün onanmasına karar verilmiştir.”
Davacı vekili, dava dilekçesinde; ..., Dostkent G Blok, no 9, ... adresindeki taşınmazın vekil edeni tarafından kooperatif yoluyla elde edildiğini, 18 yıllık çalışmalarının karşılığı olan gelirlerini buraya harcadığını, 1988-1989 yıllarında davalının kooperatife üye olduğunu, 1987-1988 yıllarına kadar aidat ödemesi ve iç işlerinin yapılması işleminin devam ettiğini, vekil edeninin 1994 yılında emekli olduğunu, aldığı emekli ikramiyesinin büyük bir kısmını kooperatif tarafından bankadan çekilen kredi borcuna, kooperatif payı oranında ödemede bulunduğunu,
yine davalı adına trafikte kayıtlı bulunan ... plakalı aracın vekil edeni tarafından Milliyet Pazarlama'dan alındığını, ancak güven ilişkisine dayalı olarak davalı eş adına trafiğe tescil edildiğini, 2000 yılında edinilen aracın gerek peşinatlarının ve gerekse taksit ödemelerinin yine vekil edeni tarafından yapıldığını,
bu gerekçelerle vekil edeninin her iki malın edinilmesine katkısının bulunması ve eve yapılan iyileştirmelerde gözetilerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak koşuluyla söz konusu mallardan kaynaklanan 30.000 YTL katkı alacağının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili, 11.07.2007 tarihli cevap dilekçesinde; usul açısından zamanaşımı definde bulunduktan sonra gerek taşınmaz ve gerekse ... plakalı aracın mülkiyeti üzerinde davacının hiçbir katkısının bulunmadığını, vekil edeninin 1974-2003 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı kurslarda giyim öğretmeni, rehber öğretmen ve müdür yardımcısı kadrolarında fiilen 29 yıl çalıştığını, maaş dışında ek ders ücretleri, yol harcırahları, ayrıca hafta sonları tatil günleri ve geceleri çalışmak suretiyle dışarıya yaptığı dikişlerden elde ettiği kazançlarla taşınmaz ve aracın alındığını,
davacının 1984 yılında Şeker Fabrikasında geçici işçi olarak çalıştığını, emeklilikten önceki son 7-8 yıl içinde kadroya geçtiğini 1984 yılında genç yaşta (40) emekli olduğunu, müptelalarından dolayı birçok kereler başkalarına borçlandığını, borçlarından dolayı eve haciz geldiğini, mal beyanında bulunmadığı için iki kez hapis cezası aldığını, emekliliğinin ikinci ayında 14 Temmuz 1994 günü sabahtan akşama kadar üç ayrı yerde alkol aldığını, plaj yolunda Doğan marka araçla kaza yaptığını, hastanede yatıp çıktığını, bu nedenle gelirini kendisine ve babasından kalan eve harcadığını,
edinilen mallara bir katkısının olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile iddia ve savunma için az önce açıklanan bilgiler birlikte değerlendirildiğinde, her iki eşinde çalıştığı ve belirli bir gelire sahip oldukları dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacı ve vekili tarafından verilen dilekçeler ile yapılan açıklamalar karşısında davacının gelirlerine ilişkin tüm belgelerin getirtilmediği ve Mahkemece bu hususun göz ardı edildiği belirlenmiştir.
Davacı tanığı ... beyanında “… kooperatif yöneticisi ... Bey ile aynı büroda çalıştıklarını, davacının bizzat aidatları getirip teslim ettiğini gördüğünü, gecikmiş aidatlarında davacı tarafından teslim edildiğini, ancak bu aidatları maaşından mı karşıladığı, yoksa eşinin katkısının bulunup bulunmadığını bilmediğini bildirmiştir. Benzer bilgiler ve tanık beyanlarının dosya kapsamında bulunduğu görülmüştür. ...
Fabrikaları AŞ’den gönderilen 13 Ekim 2011 tarih, 11115 sayılı karşılık yazıları ekinde davacıya ait bir adet kıdem tazminat bordrosunun, bir adet emeklilik dilekçesinin, 1 adet hizmet döküm tablosunun, bir adet SSK yazısının ve bir adet ibranamenin gönderildiği anlaşılmıştır. Davacının şu veya bu şekilde çalıştığı belirli bir gelire sahip olduğu en azından bu belgeler
ile davalı vekilinin cevap dilekçesindeki kısmi beyanları ve tanık ifadeleri ile doğrulanmaktadır. Davacının hiçbir gelirinin bulunmadığı ve katkısının da olmadığı yönündeki görüşlere katılma olanağı bulunmamaktadır.
Dosya arasında bulunan tapu kaydına göre 702 ada 258 sayılı parselde, mesken niteliğinde bulunan 9 nolu bağımsız bölümün davalı ... tarafından 31.12.1997 tarihinde satış yoluyla edinildiği anlaşılmakta ise de, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre kooperatif yoluyla edinilen taşınmaz olduğu, en azından davalı tarafından satın alınan taşınmazın esasının kooperatif üyeliğinden kaynaklanan konuta dayalı bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tapu kaydının geldi ve gittileri ile satışa ilişkin resmi akit tabloları ve kooperatiften edinilen ferdi mülkiyete ilişkin belgeler ve kura cetveli dosya arasında bulunmadığından bu konuda kesin yargıya varma olanağı olmamaktadır. Ancak, olayın gelişimi açıklandığı gibidir. Sağlıklı bir değerlendirme için sözü edilen belgeler getirtilip dosya arasına konulmalıdır.
Dosya arasında bulunan ve hukukçu bilirkişi tarafından sunulan 19.04.2010 tarihli birinci rapora göre, davacının 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi de gözetildiğinde gelirlerine göre hakkaniyet ilkesi de esas alınarak yapılan hesaplama da davacının söz konusu taşınmaz ve araca yüzde yirmibeş oranında katkısının olduğu kabul edilmiş ve bu hesaplamanın sonucu olarak davacının katkısının 14.375 TL olduğu belirlenmiştir.
İkinci hukukçu bilirkişiden alınan 24.06.2011 havale tarihli rapora göre de ; “ … davacının mevcut gelirinin söz konusu mal varlıklarının edinilmesi için yeterli olmadığı, sabit geliri dışında bir somut katkısının bulunmadığı, dava konusu taşınmazın edinilmesi, iyileştirilmesi ya da korunmasına ilişkin olarak katkı iddiasının somut deliller ile ispat edemediği, buna karşılık davalının gelir durumu dikkate alındığında, dava konusu mal varlıklarının kişisel gelirleri ile edindiği yönünde kanaat bildirdiği anlaşılmıştır.
15.05.2012 tarihli üçüncü hukukçu bilirkişi tarafından sunulan raporda ise, raporun gerekçe kısmında davacının dava konusu malların alınmasına, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkısını ispat edemediği kanaatine varıldığı görüşü açıklanmış, sonuç kısmında ise, tarafların tasarruf oranları ve davacının katkı payı alacağının hesaplanabilmesi için tarafların gelirlerinin net olarak belirtilmesi ve davacının evlenmeden önceki ödemelerinin bilinmesi gerektiği görüşü dile getirilmiştir.
Görüldüğü gibi üç ayrı hukukçu bilirkişiden alınan birinci raporda davacının 14.375 TL katkısının olduğu kabul edilmiş, ikinci raporda davacının katkısını kanıtlayamadığı görüşü belirtilmiş ve üçüncü rapor ise, kendi içerisinde çelişkili olup, sonuç kısmında katkı payı alacağının hesaplanabilmesi için tarafların gelirlerinin net olarak belirlenmesi gerektiğine vurgu yapılmıştır.
Yerel Mahkemece, davacının edinilen taşınmazlara katkısını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Değerli çoğunluk ise mahkemenin bu gerekçesinin doğru olmadığını, satın alınan araç ile taşınmazın davacı tarafından alınmış olsa bile davalıya yapılan gizli bağış olduğunu, çünkü araç ile taşınmazın üçüncü kişilerden alındığını ve davacı vekilinin dava dilekçesinde güven ilişkisine dayalı olarak davalı adına tescil işlemlerinin yapıldığı yönündeki açıklaması gerekçe göstermek suretiyle ve bu gerekçe ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Çoğunluğun bu görüşüne katılma olanağı bulunmamaktadır. Her ne kadar değerli çoğunluk Daire'nin gizli bağış yönünde mevcut kararları olduğunu ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin de bu yönde kararları bulunduğunu açıklamış ise de; her şeyden önce eşlerin her ikisi çalışarak belirli bir gelire sahip iseler davayı açan eşin davalı eş adına kayıtlı bulunan mallara katkısının olduğunun kabulü gerektiği yönünde Daire'nin ilke oluşturduğu ve bu ilkenin değerli çoğunlukça da bilindiği bir gerçektir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile ve az yukarıda açıklandığı gibi davacının bir gelire sahip olduğu ancak her iki eşin gelirlerine ve aldıkları ikramiyelere ilişkin gerekli belgelerin ilgili birimlerden getirtilmediği ve gelir durumlarına göre katkı oranlarının net olarak saptanmasının mümkün olmadığı, 3. hukukçu bilirkişinin raporunun sonuç kısmıyla da sabittir. Herşeyden önce eksik araştırma ve inceleme söz konusudur. Uzman bilirkişilere
düşen en önemli görevlerden biri de; eksik bilgi ve belgenin bulunduğu ve bu nedenle katkı alacağının hesaplanmasının yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda somut olayda son bilirkişi raporunda açıklandığı gibi ön raporla yetinilerek ve sadece eksiklikler belirtilmek suretiyle hükme esas rapor hazırlanmadan dosyanın Mahkemesine iade edilmesi ve eksiklikler yerine getirildikten sonra rapor düzenlenmesi olmalıdır.
Zaten değerli çoğunlukta, bir bakıma davacının gelirinin bulunduğunu ve edinilen taşınmazlara katkısının olduğunu kabul etmekte olup, ancak yapılan bu işlemin gizli bağış olduğunu, bu nedenle davanın reddi gerektiğini vurgulamaktadır. Ama gizli bağış konusunda açılmış bir dava ve istekte yoktur. Bu dava konusunda görevli mahkemeler genel mahkemelerdir.
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile çoğunluğun görüşüne yaptığı gerekçe ve hayatın olağan akışı, aile birlikteliği, eşlerin birbirlerine karşı sadakati ve güvenleri göz önünde tutulduğunda, aile yaşantısı içinde edinilen malların eşlerden biri adına kayda bağlanması hayatın olağan akışının doğal bir gereğidir. Eşlerin birbirlerine karşı sadakati ve güveni de esastır. Edinilen malların ağırlıklı kısmının üçüncü şahıslardan alındığı da bir gerçektir. Ancak, hiçbir zaman mallar üçüncü şahıslardan alındı, eşine de duyduğu güven nedeniyle onun adına kayda bağlandığı görüşüyle, yapılan işlemin gizli bağış olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır.
Tüm dosya kapsamı ile; davacıda bağış iradesi ve kastı bulunmamaktadır. Bunu doğrulayan hiçbir bilgi, belge ve beyanda dosya arasında yer almamaktadır. Alınan malların eşlerden birinin adına bulunması aile birlikteliğinin bir gereğidir. Bu durumun eşlerden birinin aleyhine kullanılması yönündeki düşünceye katılma olanağı bulunmamaktadır.
O halde, öncelikle her iki tarafın çalışmalarına ve elde edilen gelirleri ile ikramiye veya kıdem tazminatlarına ilişkin belgeler, kooperatif kayıtları iddia ve savunmalarında belirttikleri hususlar esas alınarak ilgili kurumlardan ve yerlerden tüm kayıtlar getirtilerek dosya arasına konulması,
eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra 743 sayılı TKM'nin 152. maddesi de davacı koca açısından göz önünde bulundurularak katkı payı alacağının hesabının yapılması için daha önce seçilmeyen konunun uzmanı bir hukukçu ve bir mali müşavir ya da muhasebeciye verilerek katkı payı alacağının hesaplanması gerekirken davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi yönündeki Yerel Mahkeme gerekçesine katılma olanağı bulunmadığı gibi,
davalı adına alınan malların gizli bağış niteliğinde bulunduğu yönündeki sayın çoğunluğun görüşlerine de katılma olanağı olmadığından hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken yazılı gerekçeyle Yerel Mahkemece reddine ve Daire çoğunluğunca onanmasına karar verilmesi şeklinde gerçekleşen çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. 02.05.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/12534, K. 2013/6396, 2 Mayıs 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama