KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/13086 E., 2013/14877 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 21 Ekim 2013
- Mahkemesi
- Sulh Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Muhdesatın aidiyetinin tespiti
Karar Metni
1.879 kelime·9 dk okuma·1 bölüm
... ve ... ile ... ve ... aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının reddine dair ... Sulh Hukuk Mahkemesi'nden verilen 16.01.2012 gün ve 235/4 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle.
147 ada 8 ve 10 parsel sayılı taşınmazların kadastro sırasında davalılar adına ayrı ayrı tespit görerek kesinleştiğini ancak, bu taşınmazlar üzerinde bulunan iki adet ceviz ağacının vekil edenlerine ait olduğunu, davadan iki yıl kadar öncesine ilişkin ceviz ağaçlarının meyvelerinin vekil edenleri tarafından toplandığını, son iki yıldır uyuşmazlık çıktığını, bu konuda muhtarlıkça tutanak düzenlendiğini ileri sürerek öncelikle davalılara ait taşınmazlar içerisindeki iki adet ceviz ağacının mülkiyetinin ve tasarrufunun belirlenerek muhtesat olarak müvekkilleri lehine tapu kütüğüne tescil edilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili,
kadastro tespitlerinin doğru olduğunu, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığını, ceviz ağaçlarının taşınmazın arzına (zeminine) tabi olduğunu, müvekkillerinin il dışında olmaları nedeniyle davacıların ceviz ağaçlarındaki meyvelerini topladığını açıklayarak davanın reddini savunmuştur.Mahkemece, mahallinde keşif yapılmıştır.
Dinlenen mahalli bilirkişi, tespit bilirkişisi ve taraf tanıklarının anlatımı ile dava dilekçesindeki iddiaların uyumlu olmadığı, dava konusu ceviz ağacından bir tanesinin dava dışı 147 ada 9 nolu parsel içerisinde kaldığı ve bu parsele ilişkin dava da açılmadığıda dikkate alınarak; sonuç itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.Hüküm, süresi içerisinde davacılar vekili tarafından dilekçelerinde yazılı gerekçelerle bozma istekli olarak temyiz edilmiştir.Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından;Dava konusu parsellere ilişkin kadastro tutanakları getirilmiştir.
147 ada 8 nolu parsel, 184.91 m2 olarak, tarla niteliği ile senetsizden, 21.5.2007 tarihinde, tam mülkiyet üzere Ali Rıza oğlu ... adına tespit görmüş ve itirazsız olarak 27.9.2007 tarihinde kesinleşmiştir. 147 ada 10 nolu parsel 2848.39 m2 olarak, kargir ev ve tarla niteliğiyle, senetsizden, tam mülkiyet üzere ... oğlu ... adına 21.5.2007 tarihinde tespit görmüş ve itirazsız olarak 27.9.2007 tarihinde kesinleşmiştir. Çap kayıtları getirilmiştir.
Dava konusu parsellerin halen adı geçenler adına tescilli olduğu belirlenmiştir. Mahallinde keşif yapılmıştır. 1953 ve 1968 doğumlu yerel bilirkişiler dinlenmiştir. Bu şahıslar özetle, iki adet ceviz ağacının bulunduğu arazilerin davalılara ve kardeşlerine ait olduğunu,ceviz ağaçlarının ise mülkiyetinin kime ait olduğu ve kimin diktiğini bilmediklerini, fakat mahsulünün her yıl davacıların topladığını, son iki sene ihtilaf çıktığını beyan etmişlerdir.
Tespit bilirkişisi ise ceviz ağaçlarının davacılar ve kardeşlerine ait olduğunu, meyvelerinin davacılar tarafından toplandığını, bu ağaçların davacılara kendi anne ve babalarından intikal ettiğini, ceviz ağaçlarının yer aldığı arazilerin ise, davalılar ve kardeşlerine ait olduğunun davalılar ve kardeşlerinin bu arazileri 30 yıl kadar önce dava dışı ... isimli kişiden satın aldıklarını, bu satın alma anında ağaçlı mı, ağaçsız mı olarak aldıklarını bilmediğini söylemiştir.
Taraf tanıkları da benzer beyanlarda bulunmuşlardır. Keşifte görevlendirilen ziraat mühendisi dava konusu ceviz ağaçlarının 60 – 65 yaşlarında olduğunu, ceviz ağacının ekonomik ömrünün 60 yaşına kadar olduğu, bu ağaçların sulama durumu ve fizyolojik durumları değerlendirildiğinde 5 yıl daha verim verebilecek durumda olduğunu 8.12.2011 tarihli raporunda açıklamıştır. Değinilen olgular tarafların ve mahkemenin kabulündedir.
Uyuşmazlık, kadastro tespitleri sırasında davalılar adına muhtesatdan ari olarak tespit ve tescilleri yapılan 147 ada 8 ve 10 nolu parsellerde olduğu iddia edilen ceviz ağaçları nedeniyle mülkiyetin tespiti ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine şerh edilip edilemeyeceğinde toplanmaktadır.Bilindiği üzere ve kural olarak, kadastro tespit çalışmaları sırasında taşınmaz üzerinde yer alan ekonomik değere haiz zeytin ağacı, ceviz ağacı gibi meyve veren ağaçlar ile kalıcı niteliğindeki ev, ahır gibi yapıların mülkiyeti başka kişilere ait olduğunun tespiti halinde tutanağın beyanlar hanesine şerh verilerek tespitlerinin yapılacağı kuşkusuzdur.
Kadastro tutanakları kesinleştikten sonra ise özellikle kamulaştırma davalarında ve ortaklığın giderilmesi davalarında taşınmaz üzerindeki kalıcı nitelikteki yapılar ile meyve veren ağaçlarla ilgili hak iddia eden kişiler olduğu taktirde bu kişilerin mülkiyetin tespitini isteme hakları mevcuttur. Bu kuralın bir diğer istisnası, Kat Mülkiyeti Yasasında bulunmaktadır.
Bunların haricinde genel mahkemelerde muhtesatın tespiti biçiminde davalar açılması olanaklı ise de, bu tür davaların eda davasının öncüsü olması nedeniyle reddedileceği kuşkusuzdur.
Kaldı ki, somut olayda uzman ziraatçi raporuna göre, dava konusu ceviz ağaçlarının ekonomik ömrünün 60 yıl olduğu, bakımlarının yapıldığı taktirde en çok 5 yıl daha verim verebilecekleri ve bu ağaçların 60 – 65 yaşlarında olduğu dikkate alındığında; hak iddia edilen bu ağaçların ekonomik ömürlerini doldurduğu, meyve vermesinin mümkün olmayacağı anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, kadastrodan önce davalılar yada murislerinin 30 yıl kadar önce bu taşınmazları alan kişilerden satın aldıklarına göre, üzerindeki ağaçlarında arz’a tabi olacağından muhdesatlarla birlikte satın alındığının kabulü gerekir. Aksinin iddia edildiğinde iddianın kanıtlanması zorunludur. Davacılar harici yazılı delil yada delil başlangıcı veya takdiri delillerle bu iddialarına da kanıtlayamamışlardır.
Hal böyle olunca, yerel mahkemenin redde ilişkin kararının sonucu itibariyle doğru olduğundan sayın çoğunluğun bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine katılmam mümkün değildir. 21.10.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/13086, K. 2013/14877, 21 Ekim 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama