KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/5107 E., 2013/2379 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2013
- Mahkemesi
- Aile Mahkemesi
- Dava türü
- Değer artış payı
Karar Metni
1.201 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
... ile ... aralarındaki değer artış payı davasının reddine dair Bandırma Aile Mahkemesi'nden verilen 16.03.2010 gün ve 382/136 ... hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Dava, 2007 yılında TOKİ’den edinilen konutun üyelik kaydının ½ oranında silinmesi ile davacı ve davalı adına ½’şer pay oranında kaydının yapılmasına, olmadığı taktirde 6000 TL. alacağın tahsiline karar verilmesi isteğine ilişkindir.
Mahkemece, “..boşanma davasının yargılamasının yapıldığı sırada, boşanma dosyasına sunulan 31.12.2009 tarihli dilekçede; boşanma gerçekleştiği taktirde birbirinden karşılıklı olarak başka bir taleplerinin olmayacağına ilişkin beyan ile, aynı dava dosyasının 10.3.2010 tarihli yargılama oturumu tutanağına geçen davacının beyanı ile, herhangi bir tazminat, nafaka ve mal talebinin bulunmadığı ve bu beyanın davacıyı bağladığı gerekçesiyle davanın reddine…” karar verilmesi ve hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Daire çoğunluğunca hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Davacı boşanma dava dosyasına sunduğu 31.12.2009 tarihli dilekçesinde; davalı ile boşanmanın tüm hususlarında anlaştıklarını, boşanma gerçekleştiği taktirde birbirinden karşılıklı olarak başka bir isteğin olamayacağını açıklamış, 10.03.2010 tarihli yargılama oturumunda ise “..boşanma konusunda anlaştıklarını, çocuğun velayetinin davalıya verileceğini… davalıdan boşanma dışında herhangi bir tazminat, nafaka ve mal talebinin olmadığını…” açıklamıştır. Davalı da aynı oturumda; aynı beyanda bulunmuştur. Tutanakta her ikisinin imzaları bulunmaktadır.
Özetlenen bu açıklamalar ve yargılama tutanağına geçen davacı beyanının kendisini ibarelerin mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacakları kapsayıp kapsamadığı uyuşmazlık konusu oluşturmaktadır. Çoğunluk ile azınlık arasındaki görüş ayrılığı da bu noktadan kaynaklanmaktadır. Her şeyden önce tarafların aynı yöndeki beyanları protokol niteliğini taşımayıp, tutanağa geçen imzalı beyanlar olmaktadır.
Boşanma dosyası üzerinde yapılan incelemede, boşanma kararının hüküm fıkrasında sadece tarafların kendileri için herhangi bir tazminat, nafaka, yargılama gideri ve mal talebi olmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, denilmiştir. Bunun dışında herhangi bir açıklama yer almamaktadır.
Kural olarak, boşanmaya ilişkin anlaşmalar protokol niteliğinde düzenlenmekte olup, mahkemece, hüküm fıkrasında taraflarca yapılan protokolün onaylanmasına denildiği taktirde hukuki sonuç doğurabilmektedirler. Anlaşma (protokol) boşanma veya ayrılığın feri sonuçlarına ilişkin ise, hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli bir hukuki sonuç doğurmaz (TMK. m. 184/1-5. bent).
Somut olayda, herhangi bir …. mal talebi yoktur, ibaresinin mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacakları kapsadığını söylemek oldukça güçtür. Çünkü, mal rejiminden kaynaklanan davaların boşanmanın eki niteliğinde bulunmadıkları gerek uygulamada ve gerekse doktrinde kabul edilmektedir.
TMK'nun 174. maddesinde öngörülen maddi ve manevi tazminata, aynı kanunun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakası ile 182. maddesinde ifadesini bulan iştirak nafakasına ve benzeri hususlara ilişkin davalar boşanmanın eki niteliğinde kabul edilen davalardır. Söz konusu beyan, boşanma davasına ait yargılama tutanağında yer almaktadır.
Böyle bir beyanın mal rejimleri bakımından bağlayıcı nitelikte bulunması için hangi mal ve alacakların istenilmediğini açık bir biçimde tek tek sayılarak belirtilmesi zorunludur.
Boşanma davasının taraflar üzerinde yarattığı psikolojik ortam, gerginlik ve kişilerin iç dünyasında oluşan ani ve kuşkulu istekler nedeniyle adeta bir an evvel boşanıp kurtulalım da, ne olursa olsun düşüncesiyle yapılan bu tür irade dışı (fevri) beyanların bağlayıcı nitelikte olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Herhangi bir mal tabiriyle ev, ziynet, çeyiz ve şahsi eşyalarda kast edilmiş olabilir.
Bunun mal rejiminden kaynaklanan hak ve alacakları taşınır ve taşınmazları da kapsadığını kabul etmek hakkaniyet kurallarına aykırı düşmekte olup, oldukça güçlü bir duraksama yaratmaktadır. Mal rejimini ilgilendiren bir anlaşma protokolü veya beyan; açıkça mal rejimi konusunda da ne tür mallar varsa tek tek isim ya da nitelendirme yapılmak suretiyle belirtilmesi gerekmektedir.
Beyanda geçen ve tekil olarak kullanılan mal tabirinin içine mal rejiminden kaynaklanan eşya ve alacağın da yerleştirilmesinin hak kaybına yol açacağı ve bu kaybın giderilemeyeceği açıktır. Bu bakımdan boşanma davalarına esas alınan anlaşma protokollerinde ya da boşanma davasının yargılama tutanaklarına geçen imzalı beyanlarında yer alan ibareler duraksama yaratıyor ve hak kaybına yol açıyor ise, mümkün olduğunca dar yoruma tabi tutulmasında
tarafların hukuki yararı bulunmaktadır.
Şu halde, beyanda geçen herhangi bir …. mal ibaresini geniş bir yoruma tabi tutularak tüm taşınır ve taşınmaz malları yani, mal rejiminden kaynaklanan mallar ile alacakları kapsadığının kabulüne olanak bulunmadığından iddia ve savunma çerçevesinde taraf delilleri toplanarak davacının dava dilekçesi ile ıslah dilekçesindeki beyanları hatırlatılarak gerçek isteğinin ne olduğunun sorularak açıklığa kavuşturulması, yapılacak bu açıklama gözetilerek davanın katkı ya da katılma alacağı veya değer artış payı alacağından hangisine ilişkin bulunduğunun saptanması, buna göre hukuki nitelendirmenin yapılması,
dava ve ıslah dilekçeleri oldukça kapalı olup nitelendirme yapmak güçtür.
Ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi ve bu gerekçeyle hükmün bozulması gerekirken, boşanma davasının yargılama tutanağına geçen beyanı davacıyı bağladığı ve herhangi bir ….. mal ibaresiyle mal rejiminden kaynaklanan mal ve alacakları istemediği görüşünden hareketle redde ilişkin yerel mahkeme hükmünün onanması biçiminde gerçekleşen sayın Daire çoğunluğunun görüşlerine açıklanan nedenlerle katılmıyoruz. 28.02.2013
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/5107, K. 2013/2379, 28 Şubat 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama