KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2012/8024 E., 2013/668 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 24 Ocak 2013
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
Karar Metni
3.264 kelime·16 dk okuma·1 bölüm
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki tapu iptali ve tescil davasının kabulüne dair.... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 15.03.2012 gün ve 426/220 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi bir kısım davalılar... ve müşterekleri vekili ile davalı ... mirasçıları ... ve müşterekleri vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; dava konusu.. İli, ... İlçesi,... Köyü, Sırtardı mevkiindeki 23000 m2’lik 1 nolu taşınmazın tapuda...
...ı adına kayıtlı iken bu kişinin 30-40 yıl önce ölmesi nedeniyle mirasçıları arasında yapılan rızai taksim sonucu ...'na kaldığını, bu kişiden dava konusu taşınmazı 35 yıl kadar önce haricen satın aldığını, bu yere çeşitli cins ve yaşta meyve fidanı ekerek ve bağ omcası dikerek yetiştirdiğini tüm bu nedenlerle öncelikle TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebi nedeniyle davalıların miras bırakanı adına olan tapu kaydının iptaliyle müvekkili adına tapuya kayıt ve tescilini, bu mümkün olmadığı taktirde yetiştirmiş olduğu ağaçlar ve üzüm omcaları bedelinin fazlaya dair haklar saklı kalmak koşuluyla 45000 YTL’nin dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Bir kısım davalılar vekili, 16.06.2006 tarihli cevap dilekçesinde, özetle; açılan davayı kabul etmediklerini, davacının vekil edenlerinin kiracısı olduğunu, kiracının mülkiyet hakkı şeklindeki iddiasının dinlenemeyeceğini, dava konusu taşınmazın Organize Sanayi Bölgesinin bitişiğinde olduğunu, 2004 yılındaki kamulaştırmalar nedeniyle taşınmazın değerinin artması nedeniyle işbu davanın açıldığını, 2006/92-177 Esas-Karar sayılı dosyadan da anlaşılacağı üzere davacının kiracılık ilişkisinin mevcut bulunduğunu, davanın reddini istemiştir.
Davalı ... ise, 22.05.2007 havale tarihli dilekçesinde; dava konusu taşınmazı davacıya satmadığını, bu taşınmazın üzerindeki bağ omcalarının önceden de mevcut olduğunu, davacının bu taşınmazda yarıcılık talep etmesi nedeniyle kendisine bu taşınmaza bakması koşuluyla özgülendiğini, dava konusu edilen ağaçların bedelini kendisinden alarak davacının diktiğini, davanın fuzuli şagil olduğunu açıklayarak reddini istemiştir.
Diğer bir kısım davalılar vekili de, aynı mealde açıklamalarda bulunarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davacı yararına TMK'nun 713/1 ve 2. maddesindeki koşullar gerçekleştiğinden davanın kabulüne, dava konusu 1 nolu parselin davalı ... .. ... ve... adına olan tapu kaydının iptaliyle davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Hüküm süresi içerisinde bir kısım davalılar vekilleri tarafından dilekçelerinde yazılı nedenlerle temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller, tüm dosya kapsamından; dava konusu 1 nolu parsele ilişkin tapu kaydının getirildiği görülmüştür. 23000 m2 tarla niteliğiyle, ½ pay..., ½ pay ... ... adına tapulama yoluyla 10.09.1955 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Dava konusu 1 nolu parsele ilişkin tapulama tutanağı fotokopisi dosya içerisindedir.... 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 22.02.2007 tarih 2007/361-364 Esas ve Karar sayılı mirasçılık belgesi dosya içerisindedir.
1886 doğumlu ......'nın 22.07.1959 tarihinde dul olarak öldüğü, mirasçısı olarak çocukları: 1920 doğumlu..., 1918 doğumlu ..., 1929 doğumlu...ve 1935 doğumlu ... Muhteşem’in kaldığı, 1920 doğumlu...’nın 17.07.1972 tarihinde öldüğü mirasçısı olarak çocukları ... ..., .... ve ....’ın kaldığı anlaşılmıştır. Yine... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 28.02.2007 tarih 2007/373-345 Esas ve Karar sayılı mirasçılık belgesinden... ...'ın ölümü ile mirasçılarının belirlendiği görülmüştür.
Yine kök muris... ...'nın mirasçılarından ...'nın 06.06.2007 tarihinde dul olarak ölümü ile çocukları..., ...,..., ... ve ...ın mirasçı olarak kaldığı anlaşılmıştır. Diğer veraset belgeleri ve nüfus aile kayıt tabloları dosya içerisindedir. Yargılama aşamalarında belirlenen mirasçılar davaya dahil edilmiştir.
Somut olayda, açıklığa kavuşturulması gereken birden fazla hukuki müessese söz konusudur. Şöyle ki;
1- 22.11.2001 tarihinde kabul edilen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/2. maddesinde “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce ölmüş ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” biçiminde hüküm getirmiştir.
Bu maddede ki, üç hal ayrı ayrı dava sebebi olup ispat koşulları birbirinden farklıdır. Bu nedenle, Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre; bu üç sebep dava dilekçesinde bir arada ileri sürülmüş ise davacıya bunlardan hangisine dayandığını açıklattırması için hakimin süre vermesi gerekir.
Somut olayda olduğu üzere ölüm sebebine dayanmış olması halinde ise aynı Kanunun 713/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi, kayıt malikinin dava tarihinden en az 20 yıl önce ölmüş olması ve mirasçıları tarafından intikal yaptırılmaması gibi koşullar gerçekleştiğinde Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarih ve 2009/58 Esas, 2011/15 Karar sayılı kararıyla Türk Medeni Kanunu'nun 713/2. maddesindeki, “ölmüş” sözcüğü iptal edilmiş olmakla ve 02.04.2011 günlü Resmi Gazetede yayınlanmış bulunmakla tedbir kararının verildiği tarihten sonra açılan bu nitelikteki davaların görülebilirlik koşulunun tartışılması gerekir.
Hiç şüphesiz olarak Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ve bununla ilgili yürürlüğün durdurulması kararı tarihine kadar aynı nedenle açılmış olan davaların koşulları gerçekleştiğinde kabul kararı verilmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamaktadır.
2- Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin 4721 sayılı TMK'nun 713/2. maddesindeki ölmüş sözcüğünü iptal ederek kanun metninden çıkarmasından sonraki tarihlerde bu sebebe dayalı olarak açılan davaların yasa gereği görülebilirlik koşulu ortadan kalkmıştır. Çünkü, artık kanunda böyle bir dava nedeni yoktur. Bu nedenle aynı Kanunun 713/1. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hali; 713/2. maddedeki tapu kütüğünden malikinin kim olduğu anlaşılamayan veya hakkında gaiplik kararı verilen kişiler için geçerli hale gelmiştir. Bir başka anlatımla, yasal dayanağı olmayan bir davanın görülebilirlik koşulu kalmamıştır.
3- Kaldı ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının hiç tartışmasız olarak derdest davalara uygulanacağı HGK'nun, 1.HD, 20.HD. ve 8. HD.nin yerleşmiş içtihatları gereğidir. Kaldı ki, meri Anayasamızın 153/2. maddesi hükmü de bu mealdedir. Yine 10.03.1969 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı kapsamı da gerekçeyi teyit etmektedir.
Kaldı ki, Dairenin, Hazine tarafından açılan kıyı kenar çizgisiyle ilgili iptal ve tescil harici bırakılmaya yönelik kişiler aleyhine açmış olduğu tapu iptali ve tescil harici bırakılma istekli davalarıyla ilgili olarak hiç sapma göstermeksizin uyguladığı içtihatlarına göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının derdest olan davalarda uygulanacağı Anayasa'nın 153. maddesinin emredici hükmünün bu yönde olduğu ve 10.03.1969 gün 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nın da o kararlara gerekçe gösterildiği tartışmasızdır.
Örneğin. Dairenin 12.02.2013 tarih 2012/8275-2013/1368 Esas ve Karar sayılı ilamıyla yine Dairenin 17.01.2013 tarih 2012/11295 Esas 2013/354 Karar sayılı kararları ve yüzlerce kararı bu yöndedir. Öyle ise Dairemizin uygulamaları kendi içinde çelişkilidir.
a- Bir başka anlatımla, TMK'nun 713/2. maddesindeki ölüm sebebine dayalı iptal ve tescil davalarında Daire çoğunluğu Anayasa Mahkemesi'nin yukarıda değinilen iptal kararının ve 153. maddesinin uygulanmayacağı biçiminde görüş ortaya koyarken;
b- Aynı Dairenin oybirliğiyle verdiği kıyı kenar çizgisiyle ilgili veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerle ilgili olarak Hazine'nin şahıslar aleyhine açmış olduğu tapu
iptali ve tescil harici bırakma istekli davalarında ise hiç sapma göstermeksizin Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının derdest davalara uygulanacağı ve 153. maddesinin de uygulanacağı yönündedir. Bu durum, çok açık ve net bir biçimde Dairenin iki ayrı konuda kendi içtihatları arasında çelişki oluşturmaktadır.
4- Tüm bunlardan ayrı olarak davacı taraf, dava dilekçsinde dava konusu parselin kayıt malikinin yıllar önce öldüğü, ölümü ile mirasçılar arasında rızai taksimin yapıldığı ve mirasçılardan ......'nın bu yeri davacıya 25 yıl kadar önce haricen sattığı bu nedenle malik ve zilyet bulunduğu sebebi ve 713/2. maddedeki ölüm sabebiyle eldeki davayı açtığı tartışmasızdır. Yukarıda açıklandığı üzere tapu kayıt maliki... ... 22.07.1959 tarihinde ölmüştür.
Haricen sattığı söylenen ... kayıt malikinin mirasçısıdır. Ancak, 22.05.2008 tarihli bir kısım davalılar vekili, avukat ... tarafından dosyaya sunulan dilekçede; taksim yapılmadığı, dava konusu yerin yarıcılık ilişkisi nedeniyle davacıya verildiği, dava konusu yerin Sanayi Bölgesine yakın olması nedeniyle arsa durumunu aldığı vs nedenleriyle davanın reddini savunmuştur. Yine haricen sattığı söylenen ... 22.05.2007 hakim havalesini içeren...
Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla gönderdiği dilekçesinde özetle; dava konusu yeri davacıya satmadığını, o yıllarda...'te ikamet ettiği ve bu yerde üzüm bağı tiyekleri olduğu için yarıcılık teklif eden davacıya taşınmazdaki meyve fidanlarına bakması için kendisine bu amaçla verdiğini, ancak, 15 yıl kadar önce astım ve kanser hastası olduğu için ve seyahat etmesi tehlikeli bulunduğu iddiasıyla....’dan,...’e gidemediğini davacının malik sıfatının olmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Bu durumda, tapu kayıt malikinin ölümünden sonra mirasçıları arasında rızai taksim yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise bu yerin ...'nın özgülenip özgülenmediği, bu kişinin dava konusu taşınmazı davacıya yarıcılık yapması için mi verdiği, yoksa haricen satıp zilyetliğini devredip etmediğinin araştırılması gerekir. Çünkü, davacı yarıcılık sıfatıyla taşınmazda bulunuyor ise bu sıfatla, bu yeri kullanım süresi neye ulaşırsa ulaşsın TMK'nun 713/1. maddesindeki koşulların davacı yararına gerçekleşmesi mümkün olamaz. Bundan ayrı, rızai taksim yapılmamış ve davacıya haricen satılmamış ise bu kişi bu yerde işgalci durumundadır. İşgalciye yasalarımız mülkiyet hakkı tanımamaktadır.
Çoğunluk görüşünde gerekçe olarak yazılan TMK'nun 713/5. fıkrasının son cümlesindeki “mülkiyet, 1. fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur” ilkesinin dahi 713/2. maddesindeki dava türleriyle alakası yoktur. Olsa bile Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla “ölüm” sebebi yasa metninden çıkarıldığı için böyle bir davanın hiçbir zaman dinlenme olanağı mümkün değildir. Dairenin yerleşmiş içtihatlarında da açıklandığının aksine TMK'nun 713/5. maddesi, TMK'nun 713/1. maddesiyle ilgili olan bir maddedir.
Yukarıda açıklandığı üzere Dairenin çoğunluk görüşüne belirttiğim sebeplerle katılmam mümkün değildir. Yerel mahkemenin kabul kararı doğru olmamıştır. Bozma ilamının, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ilgilileri lehine hukuki yönden kazanılmış hak oluşturmayacağı kuşkusuzdur. Tüm bu sebeplerle yerel mahkeme kararı bozulmalıdır. Açıkladığım sebeplerle Dairenin çoğunluk görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2012/8024, K. 2013/668, 24 Ocak 2013 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama