KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2013/23562 E., 2014/15791 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 12 Eylül 2014
- Mahkemesi
- Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Tarihi
- 02/07/2013
- Numarası
- 2013/55-2013/616
Karar Metni
1.896 kelime·9 dk okuma·1 bölüm
O.. E.. ile V.. M.. ve D.. M.. aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 02.07.2013 gün ve 55/616 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı D.. M.. vekili ile davalı V.. M.. vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARŞI OY
Davacı vekilleri 18.11.2002 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; mülkiyeti mazbut Mustafa Paşa vakfına ait 91 parsel sayılı taşınmazı 50 yılı aşkın süreden beri zilyetliğinde bulundurduğu ve bu taşınmaza ağaçlar dikerek bahçe haline getirdiğini, davalı D.. M..'nün bu taşınmazda kamulaştırma yaptığını, davacıya ait muhtesatların tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı D.. M..; dava konusu taşınmazda, Kral kızı-Dicle Cazibe sulaması inşaatı nedeniyle kamulaştırma yapıldığını, ancak, davacı taraf, kayıt maliki olmadığı için davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Diğer davalı V.. M..; davanın öncelikle, husumet nedeniyle reddine karar verilmesini, kamulaştırma nedeniyle DSİ tarafından V.. M..ne herhangi bir ödeme yapılmadığını haksız ve yersiz olan davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahalli Mahkemece, 30.03.2004 tarihinde yapılan keşif ve soruşturmalar sonucunda; davacının davasının kabulüne, 91 parselde kayıtlı taşınmaz üzerindeki fen bilirkişinin 17.11.2003 günlü rapor ve krokisinde yeşil renkle taralı yerdeki muhtesatın davacı tarafından oluşturulduğunun ve onun zilyetliği altında olduğunun tespitine karar verilmiştir.
İş bu karar V.. M.. tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2005 tarih ve 2005/2571-2629 Esas ve Karar sayılı bozma ilamında yazılı olduğu üzere bozulmuştur.
Mahalli mahkemece 31.05.2006 günlü oturumda bozma ilamına uyulmuştur.
22.12.2011 günlü oturumda, davanın kabulüne, 91 parsel sayılı taşınmazın 11.05.2011 tarihli raporda A1 olarak gösterilen bölümde bulunan 7-8 yaşlarında 150 adet söğüt ile 6-7 yaşlarında 250 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacına ilişkin muhtesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Söz konusu karar V.. M.. ile D.. M.. vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 10.10.2012 gün 2012/3019-6910 Esas ve Karar sayılı kararında yazılı olduğu üzere kıymet takdir raporunda belirtilen söğüt ağaçlarının kendiliğinden yetişebilen ekonomik değeri bulunmayan ağaçlar olduğundan muhtesat niteliğinin bulunmadığı, buna karşılık kıymet takdiri raporunda belirlenen 55 adet orta yaşta kavak, büyük yaşta 4 adet dut ağacı hakkında zirai bilirkişiden ek rapor alınarak davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, 290 adet orta yaşta söğüt ağacı hakkındaki talebin reddine karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğundan bahisle mahalli mahkeme kararı bozulmuştur.
Yerel mahkemenin 21.03.2013 günlü ilk oturumunda, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir.
Aynı mahkeme, 02.07.2013 günlü 3 nolu oturumda davanın kısmen kabulüne, 91 nolu parselde 11.05.2011 günlü fen bilirkişi raporunda DSİ'ye ait kanal olarak gösterilen kısımda bulunan 6-7 yaşlarında 55 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacından oluşan muhtesatın davacıya ait olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İş bu son karar davalı D.. M.. vekili ile V.. M.. vekili tarafından bozma istekli olarak ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; dava konusu 91 parsele ilişkin tapu kaydı getirilmiştir. Söz konusu taşınmazın 93841 m2 olarak susuz tarla niteliğiyle ayırma işleminden sonra 26.02.1968 tarihinde İskender Paşa evladından Mustafa Paşa vakfı şahsiyeti maneviyesi adına tescilli olduğu görülmüştür. Öncesine ilişkin tapulama tutanağı ile revüzyon gören kayıt dosya içerisindedir.
Kural olarak mülkiyetin tespiti davaları gerek 7. Hukuk Dairesi'nin ve gerekse Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklığın giderilmesi ya da kamulaştırma davalarında kayıt maliki veya kayıt malikinin mirasçıları tarafından, maliki yada paydaşı oldukları taşınmaz üzerinde oluşturulan arza bağlı muhtesatlar nedeniyle ortaklığın giderilmesi davası kabulle neticelenip taşınmazın satışına karar verildiğinde satış bedelinin paylaştırılmasında muhtesat sahibinin zarar görmemesi amacıyla yine kayıt maliki ya da mirasçılarının tam ya da paylı mülkiyet üzere adlarına kayıtlı taşınmazda meydana getirdikleri muhtesat bedellerinin kamulaştırma sırasında haksız olarak muhtesat yapmayan kişilere verilmemesi amacıyla açılıp görülmekte olan nevi şahsına özgü ve sınırlı bir çekişmeli dava türüdür.
Somut olayda ise, kayıt maliki “tapulamadan önce yada tapulama ile veya dava tarihi itibariyle vakıftır. Muhtesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespitini isteyen kişi ise söz konusu taşınmazda işgalcidir. Bir başka anlatımla vakfın kayıt maliki mütevelliği yada kiracısı da değildir. Bu nedenle, işgalcisi olduğu çaplı taşınmaz üzerinde meydana getirmiş olduğu arza bağlı muhtesatlar nedeniyle gerek kayıt malikinden gerekse bu yerde kamulaştırma yapan idareden rayiç bedel üzerinden kamulaştırma bedeli veya ortaklığın giderilmesi davasında muhtesatın rayici bedelini istemesi yasal olarak mümkün değildir. En çok enkaz bedeli talep edebilir. Bu durumun ise somut olayda, en çok odun bedeline isabet edeceği kuşkusuzdur.
Bundan ayrı, dava konusu kanalın geçirildiği yerde küçük bir su kaynağının bulunduğu ve bu su kaynağının kenarlarında Anadolunun her yerinde olduğu üzere kendiliğinden yetişen söğüt, kavak (kara kavak ve yerli kavak) ağaçları ile yine hayrat amacıyla ismi maruf yada mevkuf kişilerce yetiştirilen ya da kendiliğinden yetişipde daha sonraki yaşlarda aşılanan dut ağaçları nedeniyle davacının kamulaştırma yapan idareden kamulaştırma parası almak amacıyla iş bu davayı açmakta yasal olarak hakkı bulunmamaktadır.
Esasen, keşiflerde görevlendirilen ziraatçi bilirkişi kıymet takdir komisyonu raporunda belirlenen kavak fidanlarının sanayide kullanılan kanada kavağı olduğuna ilişkin bir belirleme dahi yapmamıştır. Öte yandan, D.. M..'ne iş bu davada doğrudan husumet yöneltmek imkanı da bulunmamaktadır.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin bozma kararları yukarıda belirtilen ilkelere ve araştırmaya uygun olmadığından davanın tarafları için lehte ya da aleyhte usule kazanılmış hak oluşturmayacağı kanaatindeyim.
Hal böyle olunca, iş bu davanın tümü ile reddine karar vermek gerekirken somut olay ile delillerin takdirin de yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Kaldı ki, 18.11.2002 tarihinde açılan iş bu davanın Yargıtay incelemesinin yapıldığı tarih itibariyle 10 yıldan fazla sürmesi T.C. Anayasası'nın 141. hükmüne de aykırıdır. Tüm bu nedenlerle, davanın reddine karar vermek gerekirken kısmen kabulü isabetli olmamıştır. Daire çoğunluğunun düzeltilerek onama ve bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine de açıkladığım sebeplerle katılmam mümkün değildir. Yerel mahkeme kararı yukarıda değinilen nedenlerle bozulması gerektiği kanaatindeyim. 12.09.2014
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2013/23562, K. 2014/15791, 12 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama