KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2014/24200 E., 2015/21572 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 1 Aralık 2015
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Muhdesat Aidiyetinin Tespiti
Karar Metni
1.109 kelime·6 dk okuma
... ile ... ve müşterekleri aralarındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasının reddine dair .... 1.Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 17.09.2013 gün ve 100/370 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
.
Davacı ... vekili, tarafların murisi ... adına tapuda kayıtlı 731 parsel üzerindeki evin murisin sağlığında davalılardan ... tarafından yapıldığını ancak 30.03.1985 tarihli senetle bedeli de ödenerek davacıya satıldığını, 30 yıldır da davacının kullanıp, bakım ve onarımını yaptığını açıklayarak evin mülkiyetinin (muhdesatın) davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalılardan ... vekili, davanın reddini savunmuştur.
Davalılardan ... davayı kabul etmiş, diğer davalılar usulüne uygun tebligata rağmen bir cevap vermemişlerdir.
Mahkemece, toplanan delillere göre muhdesatın davalı ... tarafından meydana getirildiği, satış senedindeki imzanın davalı ...'ye ait olmadığının anlaşıldığı, tanıkların ortak beyanlarında da bu hususun ifade edildiği, mülkiyetin tespitine ise karar verilemeyeceği ancak muhdesatın tespitine karar verilebileceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi üzerine hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu muhdesatın üzerinde bulunduğu 1836 m2 miktarındaki avlulu kargir ev ve müştemilatı vasfındaki 731 parsel tapuda tarafların murisi ... adına 25.05.1981 tarihinde tapulama yolu ile tescil edilmiş olup, sunulan mirasçılık belgesinden de ...'ın 25.05.1981 tarihinde öldüğü, geride davacı ile davalıların kaldığı görülmektedir. Davacının dayandığı 30.03.1985 tarihli adi yazılı senette, evin ... tarafından davacı ...'e satıldığı yazılı ise de bu senetle ilgili halen ceza mahkemesinde özel belgede sahtecilik suçu sebebiyle derdest dava bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m).
22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukuku'nda muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler).
Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Ne var ki; çoğun içinde azda vardır kuralı gereğince, muhdesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespiti isteğinin, muhdesatı meydana getirenin tespitini de kapsadığı kabul edilmelidir. Muhdesatın aidiyeti isteğiyle açılan bu tür davalarda, güncel hukuki yararın mevcut olması ve iddianın kanıtlanması durumunda muhdesatın davacı tarafça meydana getirildiğinin tespitine karar verilmesi gerekir.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması(6100 s.lı HMK 106/2 m) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir.
Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında güncel hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şart olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde, davanın dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir(HMK 114/1-h, 115 m.)
Olayda, iddianın ileri sürülüş şekline göre dava tarafların murisi ... adına tapuda kayıtlı 731 parsel üzerindeki evin davacıya ait olup, evi meydana getiren ... tarafından davacıya satılmış olduğunun tespitine ilişkindir. Talebin bu niteliğine göre hem binayı meydana getirenin kim olduğunun, hem de davacıya satışının irdelenmesi gerekir. Bu ise ancak eda davası ile görülebilecek bir uyuşmazlıktır.
İnfaz kabiliyeti olmayan tespit davası ile hem muhdesatın aidiyetinin hem de tapuda kayıtlı bir taşınmaz üzerindeki evin haricen adi nitelikli senetle satışının geçerli olup olmadığının incelenmesi ve eda davası sonucunu doğuracak şekilde tespite ilişkin hüküm kurulması mümkün değildir. Öğreti ve uygulamaya göre, muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitinde hukuki yarar var ise de; eda davasının açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılamaz.
Mahkeme tarafından da nitelendirme "davacı muhdesatın mülkiyetinin tespitini istemiş ise de incelemeye konu olan hususun muhdesatın kim tarafından meydana getirildiğinin tespitine yöneliktir" şeklinde yapılmıştır.
Bu açıklamalar karşısında davacı tarafından eda davası niteliğinde açılacak davada, muhdesat niteliğindeki evi meydana getirdiği konusunda ihtilaf bulunmayan davalı ...'nin bu evi davacıya senetle sattığı, senedin geçerli olduğu ileri sürülebileceğine göre eldeki tespit davasında iki talebin birlikte ileri sürülmesi yerinde olmadığına, toplanan delillere göre muhdesatın da davalılardan ... tarafından meydana getirildiği anlaşıldığına göre Mahkemece yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2014/24200, K. 2015/21572, 1 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama