KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2015/16713 E., 2018/2140 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Şubat 2018
- Mahkemesi
- İcra Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- İstihkak
Karar Metni
527 kelime·3 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davalı ... ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacı 3. kişi vekili, 01.09.2014 tarihinde müvekkiline ait işyerindeki malların haczedildiğini, haczedilen malların müvekkiline ait olduğunu belirterek hacizlerin kaldırılmasını istemiştir.
Davalı alacaklı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece; davacı 3. şahsın davasını ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından vekalet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir.
1- Davalı vekilinin tavzih isteminin reddine ilişkin Mahkeme ek kararına yönelik temyiz itirazlarının reddine,
2- Davalı vekilinin vekalet ücretinin nispi hesaplanması gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 321. maddesinin 2. fıkrasına göre; kararın tefhimi için hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanamadığı ve bu nedenle zorunlu olarak hüküm özetinin tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir. Bu hüküm doğrultusunda, hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte tefhim edilmediği hallerde gerekçeli kararın taraflara tebliği zorunludur (Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’nın (İkinci Bölüm) 20.03.2014 gün ve 2012/1034 Başvuru sayılı kararı da aynı yöndedir).
Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda (hüküm özeti) hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar. Ancak, hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321/2 maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 363. ve 364. maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının "hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal" olarak anlaşılması zorunludur.
Bu açıklamalar doğrultusunda 03.03.2015 tarihinde tefhim edilen kısa kararda kararın gerekçesinin tefhim edilmemesi nedeniyle, temyiz süresinin tebliğden itibaren başladığının kabulü gerektiği, gerekçeli kararın davalı vekiline 13.05.2015 tarihinde tebliğ edildiği ve hükmün vekalet ücreti yönünden davalı vekilince süresi içeresinde (14.04.2015 tarihinde) temyiz edildiği anlaşılmakla işin esasına geçildi;
Dava, üçüncü kişinin İİK'nun 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Mahkemece davanın esasına yönelik karar verildiğine göre, karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir.
Somut olayda, hacizli malların değeri,davaya dayanak teşkil eden takibe konu toplam alacak miktarından fazla olduğundan, avukatlık ücretinin takibe konu toplam alacak miktarı üzerinden hesap edilmesi gerekirken, davalı taraf yararına maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ne var ki belirtilen bu yanlışlığın giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/16713, K. 2018/2140, 14 Şubat 2018 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama