KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2018/13350 E., 2019/6080 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Haziran 2019
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Dava türü
- Tapu İptali Ve Tescil
Karar Metni
1.317 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtayca incelenmesi Rüjdan Keskin ve müşterekleri vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18.06.2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden davalılar vekili Avukat ... ve karşı taraftan davacılar vekili Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacılar, dava dilekçesinde ada ve parsel numaralarını yazdıkları taşınmazların öncesinin kök miras bırakanları ...’tan gelme olduğunu ve ...’un tüm bu taşınmazlarını 21.11.1966 tarihli senet uyarınca kendilerine devir ve teslim ettiğini, o tarihten günümüze kadar da tüm taşınmazların kendilerinin tasarrufu altında bulunduğunu, kadastro tespitleri sırasında kök miras bırakanın yaptığı bu devrin dikkate alınmaması nedeniyle yapılan tüm tespit ve tescillerin hatalı bulunduğunu ileri sürerek, dava konusu taşınmazlara ait, davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların adlarına tapuya tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
Bir kısım davalılar ile yine bir kısım davalılar vekili ise; dava konusu taşınmazların kök miras bırakan Hasan tarafından davacılara devredildiğine ilişkin iddianın doğru olmadığını,davacı tarafın dayanağını oluşturan senedin miras bırakanın ölümünden sonra davacılar tarafından düzenlendiğini, geçerli bir senet niteliğini taşımadığını, kaldı ki, zamanaşımı süresinin de dolmuş bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır.
Bir kısım davalılar, davaya cevap vermemiştir.
Yargılama sırasında, davalılardan ... ve müşterekleri vekilleri, davacılar tarafından dosyaya sunulan 21.11.1966 tarihli senedin sahte olduğunu belirterek iptaline karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, ilk hükümle, tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin asıl davanın reddine; senet iptali isteğine ilişkin bulunan karşı davanın kabulüne karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar- karşı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Daire'nin 21.09.2010 tarihli ve 2010/2632 E. 2010/4230 K. ... ilamı ile '...
Dava konusu taşınmazların öncesinin tapusuz olduğu ve 5.1.1983 tarihinde ölen kök miras bırakan ...’a ait bulunduğu yolunda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık dava konusu olan taşınmazların kök miras bırakan tarafından davacılara devredilip devredilmediği ve eğer devredilmiş ise, bu devrin hukuki sonuç doğuracak geçerli bir devir olup olmadığına ilişkindir.
Davacılar, görülmekte olan davada 21.11.1966 tarihli senet yanında tanık beyanları ile diğer her türlü yasal delile dayanmışlar ve vekilleri vasıtasıyla verdikleri 22.7.2003 tarihli tanık listesi uyarınca da dinlenmesini istedikleri tanıklarının isimlerini mahkemeye bildirmişlerdir. Dava konusu taşınmazların öncesi tapusuz olduğuna göre; davacı tarafın “devir” iddiasını her türlü delille kanıtlanmasının mümkün bulunduğu hususunda duraksamamak gerekir.
TMK'nin 763. maddesi uyarınca tapusuz taşınmazların mülkiyeti; yapılan satış, devir ve teslimle alıcısına geçer. Ne var ki, mahkemece yerinde keşif yapılmamış ve davacı tarafın iddiasını kanıtlamak için bildirdiği tanıklar dinlenmemiştir. Davacı tarafın bildirdiği tanıkların dinlenmesinden vazgeçtiklerine ilişkin bir beyanları bulunmamaktadır. Davacılar vekili tarafından liste ile bildirilen tanıklarının dinlenilmemesi iddia ve savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelir.
1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi gereğince. “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir” denilmektedir. O halde iddia ve savunma hakkının kısıtlanmaması anayasal bir zorunluluk olup, buna uyulması gerekir.
Bu nedenle tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda bildirdikleri tüm delillerin eksiksiz bir biçimde toplanmasından sonra yerel bilirkişi ve taraflarca bildirilen tanıklar aracılığı ile taşınmazlar başında keşif yapılması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, yerel bilirkişi ve tanıkların HUMK'un 258 ve 259. maddeleri hükmü uyarınca keşif yerinde hazır bulunmak üzere davetiye ile çağrılmaları ve dinlenmeleri, dava konusu taşınmazların öncesinin ne olduğu ve kime ait bulunduğu, kimden kime ne sebep ve şekilde kaldığı, taşınmazların kim ve kimler tarafından hangi nedenle ve ne zamandan beri tasarruf edildiği,
tarafların dayanaklarını oluşturan kayıt ve belgelerin dava konusu taşınmazlara ait olup olmadığı hususlarının kendilerinden ayrıntılı olarak sorulup belirlenmesi, beyanları arasında aykırılık çıktığı takdirde aynı kanunun 265.maddesi hükmü dikkate alınarak aykırılığın giderilmesine çalışılması, ondan sonra iddia ve savunma çerçevesinde tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm tesis edilmesi gerekir.
Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm verilemez...'gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, murisin ölüm tarihi, mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının davaya konu yerlerin davacılar tarafından murisin ölümünden önce başlayan ve devam eden fiili kullanımlarını belirten anlatımları hep beraber gözetildiğinde davacıların 'devir' olgusunu kanıtladıkları gerekçesi ile davanın kabulü ile 105 ada 3-4 ve 5 parseller, 106 ada 1 parsel, 107 ada 5 parsel, 108 ada 1 parsel, 109 ada 2 parsel, 110 ada 5-11-19-21-27 ve 28 parseller, 127 ada 31-46-70-72-134-139-141-147-157-172-181-185 ve 187 parseller, 128 Ada 2-3-4-5 ve 6 parseller,
129 Ada 2-7-9 ve 15 parseller, 130 ada 22-27 ve 38 parseller, 131 ada 8 parsel, 136 ada 1 parsel, 123 Ada 31-41-42-43-46-50-54- 58-59-61 ve 72 parseller, 124 ada 11 parsel, 141 ada 19-26-31-32 ve 52 parseller, 131 ada 13 parsel ... taşınmazların tapusunun İPTALİ ile, 1/2'şer pay olarak davacılar adına adına müştereken tesciline, davalı vekilinin hadise şeklindeki senet iptali talebine ilişkin daha önceden bozma ilamında herhangi bir hüküm kurulmadığı ve bu yönden kararın kesinleşmesi sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalılar Rüjdan Keskin ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Somut olayda, Mahkemece bozma ilamına uyularak yazılı şekilde karar verilmiş ise de verilen karar dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki, Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 tarihli ve 13/5 ... YİBK).
Somut olayda ise mahkemece verilen ilk hüküm, davacılar- karşı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 21.09.2010 tarihli ve 2010/2632 E. 2010/4230 K. ... bozma ilamıyla asıl dava yönünden bozulmuş, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bozma ilamı ile önceki verilen hüküm ortadan kalkmış olup, somut olayda asıl davaya yönelik temyiz itirazları da incelenmediğinden karşı dava yönünden hükmün kesinleştiğinden söz edilemez. Açıklanan nedenlerle karşı davanın esası hakkında da olumlu olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı gerekçeyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.(HMK mad. 297/2)
Yine, mahkemece yapılan keşfe ilişkin keşif tutanağı incelendiğinde, her bir taşınmazın başında ayrı ayrı keşif yapılmadığı, davacıların kullandığı iddia ettiği bölümlerin (bir kısım taşınmazlarda muris dışında dava dışı kişilerinde malik olduğu düşünüldüğünde) belirlenmediği anlaşılmış, ayrıca, keşifte dinlenen davacı-davalı tanık beyanlarında, bir kısım tanıkların dava konusu taşınmazları davacıların kullandığını beyan ettiği, bir kısım tanıkların ise, davacılar ile davacıların babası ...'nın kullandığını beyan ettiği anlaşılmıştır. Tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesi sonucu, tüm taşınmazların davacıların tasarrufu altında bulunduğunu konusunda tereddüt hasıl olmuştur.
O halde mahkemece yapılacak iş, her bir dava konusu taşınmaz başında yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının ve yerel bilirkişilerin keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, kimden kime ne şekilde ve hangi tarihte intikal ettiğinin, davacıların zilyetliğinin başlangıcı ve sürdürülüş şeklinin tanıklardan ayrıntılı olarak sorularak açıklığa kavuşturulması, beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde, HMK'nin 261. maddesi gereğince aykırılığın giderilmesi,
keşfe katılacak teknik bilirkişiden taşınmazlardaki fiili kullanımı gösterecek şekilde ayrıntılı ve denetime elverişli rapor temin edilmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünüleden eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de, dava konusu bir kısım taşınmazlarda, taraflar dışında dava dışı kişilerin de malik olduğu anlaşıldığından, her bir taşınmazdaki paylar ayrı ayrı belirlenmeden, bu taşınmazlar hakkında tüm tapunun iptaline karar verilmesi de doğru görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/13350, K. 2019/6080, 18 Haziran 2019 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama