KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2021/12151 E., 2023/5656 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 31 Ekim 2023
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2017/328 E., 2019/85 K.
- Karar
- Davanın reddine
Karar Metni
2.577 kelime·13 dk okuma·11 bölüm
Taraflar arasında tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.1956 yılında yapılan kadastro sırasında ... ilçesi Hisarönü Köyünde bulunan 236 parsel ... taşınmaz kişiler adına tespit edilmiş, Orman İdaresi tarafından açılan dava sonucu ... Bölgesi Gezici Arazi Kadastrosu Mahkemesinin 04.03.1958 tarihli ve 1956/91 Esas,1958/823 Karar ... ilamı ile taşınmazların kişiler adına tesciline karar verildiği, 236 parselin imar uygulaması sonucu 903 ve 904 parsellere dönüştüğü, 2015 yılında kesinleşen 22-a uygulaması ile 903 numaralı parsel 566 ada 1 parsele, 904 parsel ise 517 ada 3 parsele dönüştüğü anlaşılmıştır.
2. Davacı vekili dava dilekçesinde; Ovacık Köyü 903 ve 904 parsel ... sırasıyla, 16414,55 m² ve 6941,06 m² yüzölçümünde davalı gerçek kişi adına tapuda kayıtlı taşınmazların kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığı iddiasıyla, çekişmeli taşınmazların tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili ve taşınmazlara elatmanın önlenmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.11.2015 tarihli ve 2014/275 Esas, 2015/396 Karar ... kararı ile davanın kesin hüküm nedeni ile reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı ... İdaresi temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 05.10.2017 tarihli ve 2016/1657 Esas, 2017/7346 Karar ... kararıyla. "Mahkemece, çekişmeli taşınmazların arazi kadastrosu sırasında 236 parsel sayısı ile kişiler adına tescil edildiği, Orman Yönetimi tarafından açılan dava sonucu ...
Bölgesi Gezici Arazi Kadastrosu Mahkemesinin 04.03.1958 tarihli ve 1956/91 Esas, 1958/823 Karar ... ilamı ile taşınmazların kişiler adına tesciline karar verildiği, 236 parselin imar uygulaması sonucu dava konusu 903 ve 904 parsellere dönüştüğü ve taşınmazların tesciline ilişkin kesin hüküm bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, delillerin takdirinde yanılgıya düşüldüğü, somut olayda davacı ...
İdaresinin kesinleşmiş tahdite dayalı olarak dava açtığı, bir yerde orman kadastrosu yapılmışsa, kural olarak: bir yerin orman olup olmadığı, kesinleşmiş tahdit harita ve tutanaklarının uygulanmasıyla çözümlendiği, orman kadastro komisyonlarının sınırlandırma sırasında kesinleşmiş mahkeme kararlarını dikkate alması, bunlara riayet etmesi gerektiği ancak dikkate alınmadığı, görülmediği ya da uygulanması unutulduğu taktirde, ilgililerin buna karşı kanunun öngördüğü süre içerisinde tahdide itiraz davası açabilecekleri, kesin hükmün varlığının tahdidin kendiliğinden geçersiz olması sonucunu doğurmadığı, kesin hükmün, davalılar tarafından 6831 ...
Orman Kanunu'nun (6831 ...
Kanun) 11 inci maddesi gereğince 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacak orman kadastrosuna itiraz davasında gözönünde bulundurulabileceği, bu nedenlerle; mahkemece Orman İdaresince kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içerisinde kalan taşınmazların tapusunun iptaline yönelik açılan davanın kesin hüküm nedeni ile reddine karar verilmesi doğru olmadığından, mahkemece; taşınmazların kesinleşen orman sınırları içerisinde kalıp kalmadığının belirlenmesi, toplanan deliller değerlendirilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması" gereğine değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
B.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... İdaresi vekili, bozma ilamına uyulduğu halde bozma gereklerinin yerine getirilmediğini, orman kadastrosunun üzerinden 10 yıllık hakdüşürücü süre geçtiği halde İlk Derece Mahkemesince eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarına göre karar verildiğini açıklayarak hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kesinleşen orman kadastrosuna dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 ... Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 ... Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedinci fıkrası ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6831 ... Orman Kanunu'nun (6831 ... Kanun) 1, 7, 11 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmazların kısmen orman tahdidi içinde kalsa da eski tarihli memleket haritası ve hava fotoğraflarına göre orman sayılmayan yerlerden olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de; delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Şöyle ki; dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde 16.03.1978 tarihinde ilân edilen ve on yıllık hakdüşürü süre içinde dava açılmaması nedeni ile kesinleşen orman kadastrosu bulunmaktadır. Dava konusu taşınmaz eski tarihli belgelerde orman sayılmayan yerlerden olsa dahi kesinleşen orman sınırı içinde kalmış ve orman idaresi de davasını kesinleşen orman kadastrosuna dayalı olarak açmış ise; uyuşmazlığın kesinleşen orman kadastro harita ve tutanakları uygulanarak çözülmesi gerekmektedir.
O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için, öncelikle yörede yapılan bütün orman tahdit, aplikasyon çalışmalarına ilişkin, işe başlama, işi bitirme, çalışma tutanakları ile askı ilân tutanaklarının ve orman tahdit haritaları ile aplikasyon haritalarının orjinalinden çekilmiş renkli fotokopi örneği dosyaya getirtilerek; önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek, çekişmeli taşınmazın orman kadastrosu aplikasyon, 2/B madde ve 4999 ...
Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'a (4999 ... Kanun) göre yapılan haritalarına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde, ayrı renkli kalemlerle gösterilip keşfi izleme olanağı sağlanmalı, aynı ya da yakın orman sınır hatlarında, dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilerek bilirkişilerden müşterek imzalı rapor ve kroki alınmalı, ilk orman kadastro harita ve tutanakları ile aplikasyon ve 2/B madde ve 4999 ...
Kanuna göre yapılan harita ve tutanaklarının uyumsuz olması halinde, tutanakların düzenlenmesine esas alınan hava fotoğrafı ve memleket haritası ile desteklenen ve gerçek duruma uygun düşen tutanaklara değer verileceği düşünülerek, oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 ... Kanun'un Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 ... Kanun'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,
1086 ... Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
31.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Somut olayda uyuşmazlık, orman olduğu iddiasıyla tapusunun iptali talep edilen dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak değerlendirmenin orman tahdidine göre mi yoksa kesin hükme göre mi yapılması gerektiğine ilişkindir.
Sayın Çoğunluk, İlk Derece Mahkemesince kesin hükmün varlığı esas alınarak ulaşılan sonucu isabetli görmeyerek, orman tahdidine göre bir araştırma yapılması gerektiği düşüncesiyle hükmün bozulmasına karar vermiştir. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerde Çoğunluğun bu görüşüne ve bozma yönündeki kararına katılmamız mümkün olmamıştır:
Dava konusu taşınmazlara ilişkin olarak; 1956 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında, ... ilçesi Hisarönü Köyünde bulunan 236 parsel ... taşınmaz kişiler adına tespit edilmiştir. Orman İdaresi tarafından taşınmazın orman niteliğinde olduğu iddiasıyla açılan dava sonucunda ... Bölgesi Gezici Arazi Kadastrosu Mahkemesinin 04.03.1958 tarihli ve 1956/91 Esas,1958/823 Karar ... ilamı ile taşınmazların kişiler adına tesciline karar verilmiştir. Anılan taşınmaz imar uygulaması sonucu 903 ve 904 parsellere dönüşmüş, 2015 yılında kesinleşen uygulama kadastrosu ile de 903 parsel ... taşınmaz 566 ada 1 parsel, 904 parsel ... taşınmaz ise ise 517 ada 3 parsel numarasını almıştır.
Davacı ... İdaresi, davalı gerçek kişi adına tapuda kayıtlı söz konusu taşınmazların kesinleşen orman kadastro sınırları içinde kaldığı iddiasıyla, tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili ve taşınmazlara elatmanın önlenmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır.
İlk Derece Mahkemesince daha önce verilen davanın kesin hüküm sebebiyle reddine dair karar, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (kapatılan) 20. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur. Bozma ilamında uyuşmazlığın kesinleşmiş orman tahdidine göre çözülmesi gerektiğine değinilmiştir.
Sayın Çoğunluğun görüşü de bu yönde olduğundan ilk olarak gerçekte kesinleşmiş bir orman tahdidinin bulunup bulunmadığı üzerinde durulmalıdır.
Dava konusu yerde 1744 ... Kanun hükümlerine göre yapılıp 16.03.1978 tarihinde ilân edilerek kesinleştirilen orman kadastrosu ve 2. madde uygulaması bulunmaktadır. Bu tahdit çalışmasının şekli olarak kesinleştiğinden bahsedebilmek için yapıldığı dönemde yürürlükte bulunan kanun hükümlerine göre zorunlu olan süreçlerin tamamlanması elzemdir. Bu bağlamda söz konusu tahdit çalışması 1978 yılında yapıldığına göre bu tarihte yürürlükte bulunan 1744 ... Kanun hükümlerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
1744 ... Kanun'un 1. maddesiyle değişik 6831 ... Kanun'un -anılan dönemde yürürlükte bulunan- 11. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde; orman kadastro ekiplerince düzenlenen tutanakların ve orman kadastro komisyonunca verilen kararların askı suretiyle ilânının ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmünde olduğu ifade edildikten sonra fıkranın devamında "...
Ancak; ekiplerin sınırlama çalışmaları sırasında, sahibi, kanunî mümessili veya vekili hazır bulunmayan taşınmaz mallar sınırlama tutanağında orman sınırları içinde gösterilmiş ve Komisyon Başkanlığına da 30 günlük süre içinde itiraz edilmemiş ise, bu gibi taşınmaz malların bilirkişi beyanına göre tutanağa adı yazılan ilgililerine mahkemeye müracaatla itiraz davası açabilecekleri, Komisyon Başkanlığınca Tebligat Kanununda belirtilen esaslar dâhilinde tebliğ olunur." hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre kanun koyucu, söz konusu dönemde orman tahdit çalışmalarının ilgililere duyurulmasının kural olarak ilan yoluyla yapılmasını öngörmüş; ancak istisnai durumlarda kişilere bizzat tebligat yapılması zorunluluğunu benimsemiştir. Bu kapsamda ekiplerin sınırlandırma çalışmaları sırasında taşınmazın sahibi, kanunî mümessili veya vekili hazır değilse ve bu taşınmaz orman sınırları içinde gösterilmişse "bilirkişi beyanına göre adı yazılan ilgililerine" tebligat yapılmalıdır. Bu tebligatta kişilerin mahkemeye müracaatla itiraz davası açabilecekleri belirtilmelidir.
Anılan kanun hükmünün uygulanması bakımından yol gösterici nitelikte bulunan ve 19.08.1974 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanması dolayısıyla söz konusu dönemde yürürlükte bulunan (mülga) Orman Kadastrosu Yönetmeliği'nin 80. maddesinde "Orman kadastro ekiplerinin sınırlama çalışmaları sırasında sahibi, sahibinin kanunî temsilcisi veya vekili hazır bulunmıyan, fakat bilirkişi tarafından sahibinin adı beyan olunan taşınmaz mallar hakkındaki bilirkişi beyanı tutanağa geçirilir./ Sahibi, sahibinin kanunî temsilcisi veya vekili hazır bulunmadığı halde, sahiplilik durumu incelenerek,
sonunda bu beyana rağmen sınırlama tutanağında orman sınırları içinde gösterilmiş olan taşınmaz mallar hakkında komisyon başkanlığına da 30 günlük askı süresi içinde itiraz edilmemiş ise, bilirkişinin sahipli bulunduğunu ve sahibini bildirdiği bu gibi taşınmaz malların tutanakta adı yazılı ilgililerine 'orman sayılmayan yerlerden bulunduğu ve sahibi olduğu iddiasında ise, süresinde mahkemeye müracaat ile bu taşınmaz malın,
orman sınırları dışında bırakılmasına ilişkin itiraz davası açabilecekleri' hususu komisyon başkanlığınca Tebligat Kanununda belirtilen esaslar dahilinde tebliğ ettirilir./ Bilirkişinin ormandan açılmış veya orman sayılan yerlerden bulunduğunu bildirdiği taşınmaz mallar için, işgal ve faydalanma mülkiyet hakkına dayanmadığından ve tutanağa adları taşınmaz malın sahibi olarak geçmediğinden sınırlama sırasında hazır bulunmamaları ve komisyon başkanlığına da 30 gün içinde itiraz etmemeleri nedeni ile şagillerine bu şekilde bir tebligat yapılmaz." düzenlemesine yer verilmiştir.
Buna göre orman kadastro ekipleri tarafından sınırlama çalışması yapılırken bilirkişiler taşınmazın sahibi olduğunu ifade ettikleri taktirde bu beyanın tutanağa geçirilmesi ve sahibi veya mümessili ya da vekilinin çalışma sırasında hazır bulunmadığı ve Komisyona da itiraz etmediği durumlarda taşınmazın sahibi olduğu ifade edilen kişilere süresinde mahkemeye müracaat edebilecekleri yönünde tebligat yoluyla bildirimde bulunulması gerekmektedir. Ancak bilirkişilerce taşınmazın orman sayılan yer olduğu veya ormandan açıldığının beyan edildiği durumlarda bu yönde bir tebligat yapılmayacaktır.
Somut olayda dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde yapılan orman kadastro çalışması sırasında tutulan tutanakta "64 nolu OS noktasından batıya devamla Mehmet oğlu 1324 doğumlu ... ŞENOL VARİSLERİ TARLASININ kuzeybatı köşesinde 65 nolu OS noktası tesis edildi. 65 nolu OS noktasından güneybatıya devamla aynı tarlanın güneybatı köşesinde yeni ...-Ovacık yolu doğu kenarında 66 nolu OS noktası tesis edildi." ibarelerine yer verilmiştir. Anılan ifadelerin bilirkişiler tarafından taşınmazın sahipli olduğunun dile getirildiği şeklinde yorumlanması mümkündür.
Aksi yönde bir değerlendirme yapılsa dahi yukarıda değinilen kanun ve yönetmelik hükümlerinin, taşınmazları orman tahdidi içine alınan hak sahiplerinin mahkemeye erişimlerini kolaylaştırmak ve taşınmazlarının orman sınırlandırması içine alındığını bu kişilere bildirmek amacıyla getirilmiş olduğu açıktır. Dolayısıyla orman sınırlandırma işlemini yapan kadastro ekiplerinin taşınmazın sahipli olduğunu bir şekilde bildikleri ya da bilmeleri gereken durumlarda da Komisyon Başkanlığınca, kanun ve yönetmelik ile belirlenen tebligatla bildirim yükümlülüklerinin devam ettiğinin kabulü gerekmektedir.
Somut olayda dava konusu taşınmazın kadastro ekipleri tarafından orman sınırlandırmasına tabi tutulmasından önce, bu taşınmaza ilişkin Orman İdaresi ile taşınmazın tapuda kayıtlı malikleri arasında görülen bir davanın olduğu hatırda tutulmalıdır. Bu kapsamda Orman İdaresi tarafından açılan davada ... Bölgesi Gezici Arazi Kadastrosu Mahkemesinin 04.03.1958 tarihli ve 1956/91 Esas,1958/823 Karar ... ilamı ile dava konusu taşınmazların orman niteliğinde bulunmadığı tespit edilerek kişiler adına tesciline karar verilmiştir. Anılan hükmün eldeki davanın tarafları bakımından da kesin hüküm teşkil ettiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Nitekim bu husus, Yargıtayın önceki bozma ilamlarında belirtildiği gibi Sayın Çoğunluğun da kabulündedir.
Bu durumda dava konusu taşınmazların kadastro ekiplerince orman sınırlandırması içine alınırken esasen sahipli (hatta tapulu) yerler olduğu olgusunun -bilirkişilerce beyan edilmediği varsayılsa dahi- kadastro ekiplerince bilindiğinin (en azından bilinebileceğinin) kabulü gerekmektedir. Zira söz konusu taşınmazların orman niteliğinde bulunmadığı bizatihi Orman İdaresinin tarafı olduğu kesinleşmiş bir yargı kararıyla tespit edilmiş ve taşınmazlar bu karar uyarınca kişiler adına tapuya tescil edilmiştir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında 1744 ... Kanun'un 1. maddesiyle değişik 6831 ... Kanun'un 11. maddesi ve (mülga) Yönetmeliğin 80. maddesi gereğince Komisyon Başkanlığınca taşınmaz maliklerine tebligat yapılmadan yalnızca ilan yoluyla yapılan duyurunun yeterli olduğu söylenemez.
Hal böyle olunca eldeki davaya konu taşınmaz malikleri bakımından söz konusu orman tahdidinin kesinleştiği sonucuna ulaşmak ve buna göre orman tahdidine karşı hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı değerlendirmesinde bulunmak -kanaatimizce- hukuken isabetli değildir. Bu itibarla Sayın Çoğunluğun eldeki davanın kesinleşmiş orman tahdidine göre çözüme kavuşturulması gerektiği yönündeki görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.
Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesince uyulan Yargıtay bozma ilamında uyuşmazlığın orman tahdidine göre çözüme kavuşturulması gerektiğine işaret edilmesi dolayısıyla eldeki davada Orman İdaresi lehine usulî müktesep hak oluşup oluşmadığının da irdelenmesi gerekmektedir.
Usule ait kazanılmış hak müessesi, Usul Hukukunun dayandığı ana esaslardandır ve kamu düzeni ile de ilgilidir. Mülga 1086 ... Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (HUMK) ve 6100 ... Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) “usulî kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.
Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek, hukukî alanda istikrar sağlamak amacıyla Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir.
Anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Örneğin mahkemenin Yargıtay bozma kararına uymasıyla bozma kararı lehine olan taraf bakımından kazanılmış hak doğar (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(15)6-843 Esas, 2022/80 Karar ... kararı).
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulî kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Bu kapsamda görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı ve harç gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usulî kazanılmış haktan söz edilemez.
Ayrıca Yargıtay bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî kazanılmış hak kuralı, usul hukukunun ana esaslarından olmakla ve Yargıtayca titizlikle gözetilmekle birlikte bu kuralın açık bir maddî hata hâlinde dahi katı bir biçimde uygulanması bazı Yargıtay kararlarında adalet duygusuyla, maddi olgularla bağdaşmaz bulunmuş ve dolayısıyla giderek uygulamada uyulan bozma kararının her türlü hukukî değerlendirme veya delil takdiri dışında maddi bir hataya dayanması hâlinde usulî kazanılmış hak kuralının hukukî sonuç doğurmayacağı esası benimsenmiştir.
Yargıtay tarafından dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde açık ve tartışmasız bir maddî hata yapılması hâlinde, bu hata usulî kazanılmış hak oluşturmayacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(15)6-843 Esas, 2022/80 Karar ... kararı).
Somut olayda ise taraflar arasında kesin hüküm bulunması sebebiyle Yargıtayın önceki bozma ilamlarına uyulmasının usulî kazanılmış hak oluşturmadığı, bir başka anlatımla usulî kazanılmış hakkın istisnalarından birinin mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Dahası Yargıtayın önceki bozma ilamlarında yer alan orman tahdidinin-eldeki davanın tarafları bakımından- kesinleşmiş olduğu olgusu yukarıda açıklandığı üzere tebligat ile ilgili usuller tamamlanıp yükümlülükler yerinde getirilmediğinden maddi hataya dayanmaktadır. Buna göre somut olayın koşullarında davacı ... İdaresi lehine usulî kazanılmış hak olduğundan bahisle davanın kabulüne karar verilmesinin zorunlu olduğu söylenemeyecektir.
Esasen dava konusu taşınmazların eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritalarında açık alanda görüldükleri, dolayısıyla da öncesi itibarıyla orman niteliğinde olmadığı bilirkişi kurulunca da ifade edilmiştir.
Bu itibarla İlk Derece Mahkemesince verilen davanın reddine dair hükmün onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne ve bozma kararına katılmıyorum. 31.10.2023
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/12151, K. 2023/5656, 31 Ekim 2023 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama