KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2021/14841 E., 2024/2137 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 28 Mart 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Karar
- Davanın açılmamış sayılmasına
Karar Metni
2.013 kelime·10 dk okuma·2 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Kadastro sırasında, .... Köyü çalışma alanında bulunan 338 parsel (yeni 172 ada 3 parsel) sayılı 13875 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla vasfıyla Döndü Şengez adına tespit edilmiştir.
Davacı vekili; ... Köyünde bulunan 172 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davalılar adına tapuya kayıtlı olduğunu, dava konusu taşınmazın bir kısmının 13.11.2000 tarihinde kesinleşen orman sınırı kapsamında kaldığını, dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğunu, özel mülkiyete konu olamayacağını, zilyetlikle edinilemeyeceğini ve sınırlarının daraltılamayacağını, bu hususta tesis edilen tüm işlemlerin yok hükmünde olduğunu, dava konusu 172 ada 3 parselin tapu kaydının geçerli bir sebebe dayanmadığını, edinme nedeninin hukuken geçerli olmadığını beyanla, dava konusu taşınmazın orman sayılan kısmının tapu kayıt malikleri adına olan tapularının iptali ile bu kısmının orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; dava konusu taşınmazı 1989 yılında satın aldığını, tapuda görülen tarihin 28.05.1991 olduğunu, taşınmazın şahsi mülkiyetinde olduğunu, taşınmazın orman arazisi olduğunun tapuya işlenmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; dava konusu taşınmazda hisse sahibi olduğunu, taşınmazın tarla vasfında olduğunu, mülkiyetinin kendisine ait olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; dava konusu taşınmazda 192/2400 hissenin maliki olduğunu, ferağ takririnin devredildiği tarihte tapu kütüğünde davacı tarafa ait herhangi bir şerh bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın tarla olarak kullanıldığını, etrafında binalar bulunduğunu ve imar izni olan yerlerden olduğunu, taşınmazın kadimden beri şahıslar tarafından ekilip biçildiğini, maliklerine miras yoluyla geldiğini, davalının tapu kütüğüne güvenerek taşınmazda pay satın aldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ...; dava konusu taşınmazın 21.03.1991 tarihinde belediye tarafından verildiğini, taşınmazın sınırlarında bir değişiklik yapılmadığını, taşınmazın orman olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; davalının taşınmaza ilk defa 1991 yılında hissedar olduğunu, taşınmazın 50 yıldır şahıslar tarafından ekilip biçildiğini, ormanla ilgisi olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; davalının taşınmazı 11.03.1997 tarihinde satın aldığını, tapu kaydında herhangi bir orman şerhi, Hazine arazisi gibi kaydın bulunmadığını, taşınmazın çevresinde yerleşim alanları ve yapılar bulunduğunu, orman vasfında olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; taşınmazın bir kısmının 09.07.2010 tarihinde davalı tarafından devralındığını, bu tarihte ve öncesinde orman olduğuna dair bir şerh bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazın eski yıllardan beri tarla olduğunu, sonra imar çalışmalarıyla arsa vasfını kazandığını, ormanla ilgisi bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; ön inceleme aşamasında bir kısım davalılara tebligat yapılamadığı, davacı vekiline 10.07.2015 tarihinde muhtıra tebliğ edilerek bu husustaki eksikliği gidermek üzere 1 haftalık kesin süre verildiği, kesin süre içeresinde davacı vekilinin herhangi bir beyanda bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 119 uncu maddesindeki unsurları taşıyan dava dilekçesinin hazırlanması, aksi halde mahkemece verilecek kesin süre içerisinde eksikliklerin giderilmesi, aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi müeyyidesi öngörüldüğü,
davacı kamu kuruluşu olup elinde bulunan imkanlarla davanın açıldığı sırada 6100 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesindeki unsurları taşıyan dava dilekçesini sunma imkanı varken bunun yapmadığı, bu araştırmayı mahkemeye bıraktığı, elbette mahkemenin böyle bir durumda zabıta araştırması yapabileceği, tapudan veya diğer kurumlardan ilgililerin adreslerini veya kimlik bilgilerini araştırabileceği, aksi halde ilanen tebligat yoluna gidilebileceği, ancak bu durumda 6100 sayılı Kanun'un yargılamanın hızlandırılması için tarafların yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini sağlamaya çalışmasının manasının kalmayacağı, yargılamanın uzamaması,
tarafların yükümlülüklerini yerine getirme bilincine ulaşması ve mahkemelerdeki iş yoğunluğu dikkate alındığında daha fazla iş yükünün arttırılmasının önüne geçilmesi amaç, gaye ve kanaatiyle 6100 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesi gereğince davacının tebligat yapılamayan davalıların adreslerini, T.C. Kimlik numaralarını bildirmemesi nedeniyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gererkir.
2.
Davalı ... vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7. maddesine göre; "(1) Görevsizlik veya yetkisizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, davanın nakline veya davanın açılmamış sayılmasına ön inceleme tutanağı imzalanıncaya kadar karar verilmesi durumunda Tarifede yazılı ücretin yarısına, ön inceleme tutanağı imzalandıktan sonra karar verilmesi durumunda tamamına hükmolunur.
Şu kadar ki, davanın görüldüğü mahkemeye göre hükmolunacak avukatlık ücreti, ikinci kısmın ikinci bölümünde yazılı miktarları geçemez. (2) Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.
(3) Kanunlar gereği gönderme, yeni mahkemeler kurulması, işbölümü itirazı nedeniyle verilen tüm gönderme kararları nedeniyle görevsizlik, gönderme veya yetkisizlik kararı verilmesi durumunda avukatlık ücretine hükmedilmez."
Mahkemece, davalı ... lehine karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 7 nci maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
Ne var ki; bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı Kanun'un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.
KARŞIOY
1. Dairemiz önüne gelen olayda uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına dair kararın hukuka uygun olup olmadığı hususundadır.
2. Sayın çoğunluk, eldeki davada anılan kararın isabetli olduğu sonucuna ulaşmış, bu nedenle "vekalet ücreti yönünden hatalı olduğunu belirlediği" hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
3. Aşağıda açıklamış olduğumuz nedenlerle Dairemiz çoğunluğunun ulaştığı kanaatin dosya kapsamına ve somut olayın özelliklerine uygun olmadığını düşündüğümüzden sayın çoğunluğun görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.
4. Somut olayda davacı ... İdaresi vekili; dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kalan kısmının tapusunun iptali ile orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir. Dava dilekçesinde bir kısım davalının TC kimlik numaraları yazılmış, bir kısmının ise adresleri belirtilmiştir.
5. Mahkeme 10.07.2015 tarihli muhtırayla davacıya, bazı davalılar adına çıkartılan tebligatların iade olduğundan bahisle bu davalıların TC kimlik numaraları ile tebligata yarar açık adreslerinin bildirilmesi için 1 haftalık kesin süre verdiğini, aksi durumda davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğini ihtar etmiştir.
6. Mahkemece, belirtilen bu kesin süre içinde davacı ... İdaresi vekilince söz konusu davalıların TC kimlik numaralarının ve açık adreslerinin bildirilmediğinden bahisle davanın açılmamış sayılmasına hükmedilmiştir. Kararda davacı ... İdaresinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 119. maddesindeki yükümlülüklerine uygun davranmadığı ifade edilmiştir. Mahkemeye göre "Elbette mahkeme böyle bir durumda zabıta araştırması yapabilir, tapudan veya diğer kurumlardan ilgililerin adreslerini veya kimlik bilgilerini araştırabilir, aksi halde ilanen, tebligat yoluna gidilebilir. Ancak bu durumda 6100 sayılı HMK'nın yargılamanın hızlandırılması tarafların yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmesini sağlamaya çalışmasının bir manası kalmaz."
7. Mahkeme devamla; davacının kamu kurumu olmasına dikkat çekerek davalıların adreslerini veya kimlik bilgilerini ve TC kimlik numaralarını kolaylıkla araştırabilecek iken bunu yapmakta ihmal ettiğine ve böylelikle yargılamanın uzamasına sebebiyet verdiğine değinmiştir. Mahkeme netice olarak "yargılamanın uzamaması, tarafların yükümlülüklerini yerine getirme bilincine ulaşması ve mahkemelerdeki iş yoğunluğu dikkate alındığında daha fazla iş yükünün arttırılmasının önüne geçilmesi amaç, gaye ve kanaatiyle" davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
8. Mahkemenin söz konusu tespit ve değerlendirmelerinin hukuka uygun olup olmadığı belirlenirken HMK'nın davacı tarafa yüklediği usule ilişkin yükümlülüklerin incelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurların neler olduğu HMK'nın 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasında açıkça belirtilmiştir. Bu kapsamda anılan fıkranın (b) bendi uyarınca "davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri", (c) bendi uyarınca da "davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası" dava dilekçesinde yer almalıdır.
9. Buna göre kanun koyucunun davacıya; davalının TC kimlik numarasını dava dilekçesinde belirtme yükümlülüğü yüklediğinin kabulü mümkün değildir. Davacı yalnızca kendi TC kimlik numarasını mahkemeye bildirmekle mükellef kılınmıştır. Esasen kişisel veri niteliğinde olan ve herkesin erişimine açık bulunmayan davalıların TC kimlik numaralarının davacı tarafından öğrenilerek dava dilekçesinde yazılmasının beklenmesi, aşırı ve hatta yerine getirilmesi mümkün olmayan bir külfetin davacılara yüklenmesi anlamına gelmektedir. Böyle bir durumun ise mahkemeye erişim hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiği gözardı edilmemelidir.
10. Hukuk Genel Kurulu (HGK) da bir kararında "HMK’nın 119/1/b maddesine göre, dava dilekçesine tarafların ad ve soyadları ile adreslerinin yazılması gerekir. Dava dilekçesinde davalının adı, soyadı veya adresi yazılmamışsa, hâkim davacıya bu eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir; eksiklik bu süre içinde tamamlanmazsa, dava açılmamış sayılır. Buradaki adres, dava sırasında kendisine yapılacak olan tebligat adresidir. Bu adres, ev adresi, işyeri adresi veya başka bir adres de olabilir. Davalının adresi bilinmiyor ise, davacı, dava dilekçesine davalının adresini yazamaz. Bu halde, dava dilekçesi davalıya ilânen tebligat yolu ile tebliğ edilir" değerlendirmelerine yer vermiştir (HGK'nın 01.04.2015 tarihli ve E.2013/12-2195, K.2015/1141 sayılı kararı).
11. Somut olayda Mahkemece, bazı davalıların bilinen/bildirilen adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle davacıya, bu kişilerin TC kimlik numaraları ile tebligata elverişli adreslerini bildirmesi için 10.07.2015 tarihli muhtırayla 1 haftalık kesin süre verildiği; akabinde bu ihtarın gereği yerine getirilmediğinden bahisle davanın açılmamış sayılmasına hükmedildiği görülmektedir.
12. Yukarıda da değinildiği üzere Mahkemenin davacıdan, davalıların TC kimlik numaralarını bildirmesini istemesinin ve bunu usule ilişkin davacının bir yükümlülüğü olarak kabul etmesinin yasal hiçbir temeli mevcut değildir. Dolayısıyla Mahkemenin, "davacı tarafın davalıların TC kimlik numaralarını bildirmediğinden bahisle" davanın açılamamış sayılmasına karar vermesi; kanunun aksi yönde yorumlanması mümkün olmayan açık bir hükmünün gözardı edilmesi anlamına gelmektedir.
13. Diğer yandan Mahkeme, davacıya gönderdiği 10.07.2015 tarihli muhtırada, bazı davalıların adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle bu kişilerin açık adreslerinin bildirilmesini ihtar etmiştir. Anılan muhtırada söz konusu davalıların adreslerinin dava dilekçesine yazılmadığına değil, bu kişilerin adreslerine çıkartılan tebligatların iade edildiğine vurgu yapılmıştır. Esasen muhtırada belirtilen davalıların tümünün adresinin davacı vekilince dava dilekçesinde yazıldığı görülmektedir.
14. Buna göre davacı tarafın, bu muhtırada yer alan davalılar yönünden bu kişilerin adreslerini dava dilekçesinde belirme yükümlüğüne aykırı bir tutumu söz konusu değildir. Dolayısıyla Mahkemenin dava dilekçesinde adresleri yazılı davalılara yapılan tebligatların iade edilmesi üzerine bu kişilerin tebligata elverişli adreslerini bildirmesi için davacı tarafa kesin süre vermesinin de yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
15. Nitekim HGK önüne gelen bir olayda; ortaklığın giderilmesi davasında "Mahkemece, davacı vekili tarafından tapu kaydında hissedar olarak gözüken bir kısım maliklerin 2 haftalık kesin süre içerisinde adresleri bildirilmediğinden HMK 119/1-b maddeleri gereğince davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmiştir. Anılan hükmün temyiz incelemesini yapan Daire.
"Mahkemece, tapuda malik olanların adres ve kimlik bilgilerinin nüfus ve tapu müdürlüğünden istenilmesi ve 7201 sayılı Tebligat Kanunundaki düzenlemeler gözetilerek öncelikle davalıların MERNİS'e kayıtlı adresleri araştırılarak buradaki adreslerine tebligat yapılmasının sağlanması gerektiğine" işaret ederek hükmün bozulmasına karar vermiştir.
Mahkemece önceki hükümde direnilmesi üzerine HGK, Daire kararındaki gerekçelere atıf yaparak direnme kararının bozulmasına hükmetmiştir (HGK'nın 24.02.2016 tarihli ve E.2014/14-810, K.2016/167 sayılı kararı; aynı yönde değerlendirmeler içeren başka karar için bkz. HGK'nın 10.062015 tarihli ve E.2014/11-266, K.2015/1547 sayılı kararı).
16. Bu durumda Mahkemece, dava dilekçesinde adresleri yazılı olan bir kısım davalıya çıkartılan tebligatların iade edildiğinden bahisle davacıya muhtıra çıkartılarak, bu kişilerin tebligata elverişli adreslerinin ve TC kimlik numaralarının bildirilmesi için kesin süre verilmesinin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla Mahkemenin, söz konusu davalıların davaya katılımlarının sağlanması bakımından "adreslerinin araştırılması, MERNİS adreslerine tebligat yapılması ya da ilanen tebligat yoluna gidilmesi" gibi hukuki çözüm yollarına başvurmadan davanın açılmamış sayılmasına karar vermesinin isabetli olmadığının kabulü gerekmektedir.
17. Bu itibarla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği kanaatinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun hükmün (düzeltilerek) onanması yönündeki kararına katılmıyoruz. 28.03.2024
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2021/14841, K. 2024/2137, 28 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama