KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2022/3538 E., 2024/5179 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2024
- Mahkemesi
- Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
Karar Metni
1.150 kelime·6 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda, Urla Sulh Hukuk Mahkemesince davanın reddine verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulü ile mahkeme hükmü kaldırılarak dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama neticesinde, Hazineye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine, diğer davalıya karşı açılan davanın tümden reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin kabulü ile mahkeme hükmü kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 01.11.2004 tarihli zilyet devir sözleşmesi ile ... Mahallesi 1658 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 390 m²'sini ... ... adlı kişiden devraldığını, üzerine ev yaptığını, elektrik ve su aboneliklerini üzerine aldığını, ecrimisil bedelini ödediğini, Milli Emlak kayıtlarında taşınmazın 145 m²'sinin davalı ... adına kayıtlı olduğunu, taşınmazın davalı ile alakası olmadığını ileri sürerek ... Mahallesi 1658 ada 6 parsel sayılı taşınmazın 390 m²'sinin kendisinin olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "itibar edilebilir fen bilirkişisi ek raporundan "...dava konusu 1658 ada 6 nolu parselin imar uygulaması öncesi fiilen tamamen eski 1560 nolu parsel sınırları içerisinde kaldığı, davalı ... lehine zilyetlik şerhi olan 3616 parselin ise imar uygulaması sonrası fiilen 1658 ada 7 parsel sınırları içerisinde kaldığı, imar uygulaması ile 1560 nolu parselde 1658 ada 6 parsele dağıtım ile 225/370 hisse karşılığı 225m²'nin geldiği,
geri kalan 145m²'nin ise davalı ... lehine zilyetlik şerhi bulunan 3616 parselden geldiği..." anlaşılmış, Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararında belirtildiği üzere 1658 ada 6 parsel sayılı taşınmazın öncesinde 1560 parsel ve 3616 parsel sayılı taşınmazların hisse karşılığı birleştirilerek 6 nolu parselin oluştuğu, taşınmazlar birleştirilirken beyanlar ve muhtesatlar hanesinin aynen aktarıldığı,
bu haliyle dava konusu yapılan 6 numaralı parselde hem davalının hem de davacıların zilyetlik şerhlerinin bulunduğu anlaşılmış, taşınmazın Hazine adına tescilinin yapıldığı ve 6292 sayılı kanun uyarınca dava dışı ...'a satıldığı ve 145m²'lik kısmın Hazine adına kayıtlı olarak kalıp,
üzerinde davalı lehine zilyetlik şerhi bulunduğu güncel tapu kayıtlarından anlaşılmış ve fen bilirkişisi ek raporunda da belirtildiği üzere davalı adına zilyetlik şerhi bulunan 145m²'lik kısmın öncesinde davalıya ait olan 3616 parseldeki hissesinin dava konusu 1658 ada 6 parsele birleştirilmesi ile bu parsel içerisinde kaldığı ve davalının 145m²'lik bu yerine karşılık başkaca bir parselden de zilyetlik şerhi verilmediği anlaşıldığından,
davalı adına zilyetlik şerhi bulunan dava edilen yerde davacının hakkı bulunmadığı gibi davalının evvelden gelen zilyetlik hakkı bulunduğundan ve yine davacının zilyetlik haklarının 14900 ada 5 parselde kalmış olduğundan davalı ...'ya yöneltmiş olduğu davanın reddine karar vermek gerekmiş, Hazinesi adına açılan davanın ise dava edilen taşınmazın tapusunun davalı Hazine adına bulunmaması nedeniyle husumet yokluğundan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur" gerekçesi ile "1-Davacının Hazine yöneltmiş olduğu davasının pasif husumet yokluğu nedeni ile reddine,
2-Davacının diğer davalıları yöneltmiş olduğu davasının tümden reddine" karar verilmiş; hükmün davacı vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; " Tüm dosya kapsamına göre davaya konu edilen 1658 ada 6 parselin, bayilerinin verdiği muvafakat uyarınca 112,50 m2'sinin 6292 sayılı Kanun uyarınca satış nedeni ile davacı adına, 112,50 m2'sinin yine 6292 Sayılı Kanun uyarınca satış nedeni ile davacının dava dışı oğlu ... ... adına kayıtlı olduğu, 145 m2'sinin ise Hazine adına kayıtlı olduğu ve davalı ... lehine zilyetlik şerhi bulunduğu,
bu payın davadan önce 19.12.2017 tarihinde davalıya 6292 sayılı Kanun uyarınca satışı yapılmış ise de eldeki dava uyarınca mülkiyetin davalıya intikal ettirilmediği ve Hazine üzerinde bulunduğu, taşınmazlarda mülkiyetin tescil ile doğacağı, yargılama sırasında çekişmeli taşınmaz 2019 yılında yeniden imar uygulamasına girerek 14900 ada 5 parsele gittiği ve DOP kesintisine uğradığı, bu kapsamda davalı payın 1658 ada 6 parselden imar uygulaması ve DOP kesintisi sonucu 14900 ada 5 parsele giden ve davalı ... adına kullanıcı şerhi bulunan 137,76 m2'lik yere ilişkin olduğu,
her ne kadar davacı dava dilekçesine ekli senette 1658 ada 6 parselde bayii ... ...'den 390 m2 yer aldığını iddia etmekteyse de 1560 ve 3616 numaralı imar parsellerinin tevhidi ile oluşan 1658 ada 6 parselin toplam yüzölçümünün 370 m2 olduğu ve tapu kütük sayfasından da açıkça görüldüğü üzere 370 m2'nin 225 m2'sinin 1560 parsel'den, davaya konu 145 m2'sinin ise 3616 parselden geldiği ve 3616 parselin kadastro mahkemesi kararı ile 1992 yılında kesinleştiği ve 1560 parselle tevhid edilerek davaya konu 1658 ada 6 parseli oluşturduğu, 6 parselin 2015 yılında güncellemeye tabi tutularak 1560 ve 3616 parsellerden gelen şerhlerin muhafaza edildiği,
davacının 2004 yılındaki devre dayanarak eldeki davayı açtığı, yani kadastro ile güncelleme arasındaki devre dayandığı, bu kapsamda davacının davasının güncellemeye itiraz niteliğinde olduğu, ancak davaya konu ettiği payın geldisinin davalı adına kullanıcı şerhi olan 3616 parsel olduğu dikkate alındığında, davacının kesinleşen kadastro ile güncelleme arasında ilgili payı önceki kullanıcıdan aldığını iddia ve ispat etmesi gerektiği, fakat davacının ilgili payı davalı ...'dan değil, 1560 parelin kullanıcı konumunda olan kendi bayiilerinden aldığı iddiasıyla dava açtığı,
1560 parselden dava konusu taşınmaza gelen payın 225 m2 olduğu ve bu kısmın zaten davacı ve dava dışı oğlu tarafından 6292 Sayılı Kanun uyarınca satın alındığı, senette 390 m2 yazılı olsa dahi davacının bayiisinin sahip olmadığı hakkı devretmesinin mümkün bulunmadığı, mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesinde isabet bulunmadığı anlaşılmakta ise de bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden,
davacı vekilinin vekilinin istinaf başvurusunun açıklanan nedenle kabulü ile hükmün Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/b-2 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve açıklanan gerekçe ile davanın reddine, davalı Hazine'nin vekalet ücretine yönelik başvurusu yönünden ise;
davalı payın halen Hazine adına kayıtlı olduğu anlaşılmakla mahkemenin Hazine'nin pasif husumetinin bulunmadığına yönelik kabulünde ve bu kapsamda Hazine'nin kendilerine ayrı vekalet ücreti verilmesine yönelik istinaf nedenlerinde isabet bulunmadığı" belirtilerek davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş.
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki gerekçelere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/1 inci maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usûl ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/3538, K. 2024/5179, 23 Eylül 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama