KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2022/6756 E., 2024/6020 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/908 E., 2022/2258 K.
- Karar
- İstinaf başvurusunun esastan reddine
- İlk derece mahkemesi
- Anamur 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/159 E., 2021/68 K.
Karar Metni
863 kelime·4 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde; Mersin ili ... ilçesi ... köyü 125 ada 396 parsel sayılı taşınmazın ekli krokide gösterilmiş ve koordinatlar ile sınırlandırılmış kısmının kesinleşmiş orman kadastro sınırları içinde kaldığını ileri sürerek, bu kısma ilişkin tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Hazine adına kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.
Davalı cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazı tapu kaydına güvenerek satın aldığını, temlik tarihinde taşınmazın tapu kaydında orman olduğuna dair herhangi bir şerh bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede orman kadastro çalışmalarının 1978 yılında kesinleştiği, mahallinde yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın (A) harfi ile taralı 1.023,33 metrekare yüzölçümündeki kısmının kesinleşmiş orman sınırı içerisinde kaldığının anlaşıldığı" gerekçesiyle davanın kabulüne ve Mersin ili ... ilçesi ...
Mahallesi 125 ada 396 parsel sayılı taşınmazın 08.02.2021 tarihli bilirkişi raporu ve ekli fen bilirkişi tarafından tanzim olunan krokide yeşil renk ve (A) harfi ile gösterilen "1.023,33" metrekare yüzölçümündeki kısmının tapu kaydının iptali ile bu kısmın orman vasfı ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 08.02.2021 tarihli fen bilirkişi krokisinin kararın eki sayılmasına karar verilmiş; karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, "taşınmazın fen bilirkişisi krokisinde (A) harfi ile gösterilen bölümünün kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman sınırları içerisinde kaldığı, kararda usul ve kanuna aykırılık bulunmadığının anlaşıldığı" gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ve iş bu karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kesinleşmiş orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) hükümlerine göre 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi ile 14.04.1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan orman tahdidinin aplikasyonu, 6831 sayılı Orman Kanunu (6831 sayılı Kanun) hükümlerine göre orman kadastrosu ve aynı Kanunun 3302 sayılı 31.08.1956 tarihli ve 6831 Sayılı Orman Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (3302 sayılı Kanun) 3373 sayılı 6831 Sayılı Orman Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanunlarla (3373 sayılı Kanun) değişik 2/B madde uygulaması bulunmaktadır. Arazi kadastrosu çalışmaları ise 1978 yılında yapılmıştır.
İlk Derece Mahkemesince yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermek için yeterli olduğundan söz edilemez. Şöyle ki, dava kesinleşmiş orman tahdidine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olmasına rağmen, orman tahdidine ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek keşifte uygulanmamıştır. Bu şekilde eksik araştırma ve incelemeye dayalı karar verilmesi usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, 3116 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre 1949 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdidi ile 14.04.1993 tarihinde ilân edilerek kesinleşen 3116 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan orman tahdidinin aplikasyonu, 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine göre orman kadastrosu ve 2/B madde uygulaması çalışmalarına ilişkin işe başlama, çalışma, işi bitirme ve sonuçlarının askı ilan tutanakları ile taşınmazın bulunduğu yeri orman tahdit sınır noktalarıyla birlikte gösterir onaylı orman tahdit harita örneği dosyaya getirtilerek dosya ikmal edildikten sonra mahallinde,
önceki bilirkişiler dışında halen Tarım ve Orman Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi bilirkişisi ve bir fen elemanının katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte orman sınır noktaları tutanak ve haritalarda yazılı mevki, yer, kişi isimleri ile açı ve mesafelere göre, orman kadastrosu tutanak ve haritalarının düzenlenmesinde kullanılan hava fotoğrafları ve memleket haritalarından yararlanılarak, değişik açı ve uzaklıklardaki en az 6-7 adet orman sınır noktası bulunup röperlenmeli, orman kadastrosu ile ilgili sınır noktaları aynı ölçeğe çevrilerek,
çekişmeli taşınmazın orman kadastro haritasına göre konumu genel kadastro paftası üzerinde ve aynı ya da yakın orman sınır hatlarında dava konusu edilen parseller varsa, bunların tümü birleşik harita üzerinde gösterilmeli; tutanaklardaki anlatımlar değerlendirilmeli;
tutanaklarla tahdit haritası arasında çelişki bulunup bulunmadığı belirlenmeli ve çelişki bulunmakta ise çekişmeli parsel yönünden tahdit tutanakları ile haritalar arasındaki çelişki, tahdit tutanaklarına değer verilmek suretiyle giderilecek şekilde bilirkişilerden müşterek imzalı, tereddüte mahal bırakmayacak, açıklamalı, krokili rapor alınmalı ve toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme ile yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna uygun bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/6756, K. 2024/6020, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama