Mahkemenin vermiş olduğu önceki karar Yargıtay tarafından bozulmuş olup, bozma ilamında özetle "davalı tarafın tutunduğu tapu kayıtlarına ait toprak tevzi haritası getirtilip dosya ikmal edilmeli, bundan sonra mahallinde yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen, davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek üç kişilik yerel bilirkişi ve aynı yöntemle belirlenecek taraf tanıkları, tespit bilirkişileri ile uzman fen ya da harita mühendisi bilirkişi huzuruyla yeniden keşif yapılmalıdır.
Yapılacak keşifte tapu kayıtları yerel bilirkişi yardımı ve fen bilirkişi eli ile uygulanmalı, fen bilirkişisinden tapu kayıtlarını haritası ile kadastro paftası haritası ölçekleri eşitlenerek ve zemine çakıştırılarak uygulanmasını ve buna göre tapu kayıtlarının kapsamını gösterir krokili rapor alınmalı, tapu kayıtlarının haritasının fenni sıhhatte uygun olmaması halinde sınırları itibariyle uygulanarak kapsamı kroki de gösterilmeli, yerel bilirkişiler, taraf tanıkları ve tespit bilirkişilerinden taşınmazların ayrı ayrı kimden kime kaldığı, kim tarafından, ne zamandan beri, ne amaçla kullanıldığı,
hususlarında maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı, beyanlar arasında çelişki doğduğu takdirde bu çelişkiler gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle giderilmeli, bu yolla davalıların dayandığı tapu kayıtlarının kapsamı net olarak belirlenmeli, davalının tutunduğu tapu kayıtları kapsamında kalması halinde bu kaydın 3402 sayılı Kanun'un tespit tarihinde yürürlükte bulunan 13/B-c maddesi uyarınca hukuki değerini koruyup korumadığı tartışılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilmesi" gereğine değinilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince; dava konusu 101 ada 75, 76, 77, 78, 79 parsel nolu taşınmazların tapusuz taşımazlardan olduğu, adlarına tespit yapılan kişiler tarafından 1966 yılında iradi olarak terk edildiği bu hali ile 3402 sayılı Kanunu'nun (3402 sayılı Kanun) 13/B maddesinde öngörülen zilyetlikle kazanım şartlarının davacılar tarafından sağlandığı,
davacılar adına aynı köyde senetsizden tespit gören taşınmaz miktarının kanunda öngörülen miktarları aşmadığından bu taşınmazlar yönünden davanın kabulüne, dava konusu 101 ada 69, 71 ve 72 nolu parsellerin tapulu taşınmazlardan olduğu ve uygulanan tapu kayıtlarının taşınmazlara uyduğu anlaşıldığından bu taşınmaz yönünden davanın reddine,
her ne kadar tapulu taşınmazların zilyetlikte kazanılması mümkün olmasa da 101 ada 68 parselin tamamı ile 101 ada 70 parsel numaralı taşınmazın 36/51 payı yönünden tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği ve kadastro tespit tarihi itibari ile davacı zilyetle lehine mülkiyeti kazanma şartları oluştuğu anlaşıldığından davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraz davasıdır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına,
bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.