KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2022/7029 E., 2024/6002 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Ekim 2024
- Mahkemesi
- Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2021/862 E., 2022/767 K.
- Dava türü
- Galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti
- Karar
- İstinaf başvurusunun esastan reddine
- İlk derece mahkemesi
- Siirt 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2018/290 E., 2021/257 K.
Karar Metni
1.307 kelime·7 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne, duruşma isteminin davanın niteliği yönü ile reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Dava dilekçesinde; davacı ...'in vakfedenin soyundan geldiği ileri sürülerek davacının Siirt'te kurulu Mülhak ... ... Vakfı'nın batn-i evvelde galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istenmiştir.
İlk Derece Mahkemesince. 08.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere nüfus kayıtlarına göre çıkartılan silsile listesinde ..., ..., ... ve ...'ın, ... ... çocukları oldukları halde adı geçenlerin Defter No.-Sayfa ... Sıra No ...’de kayıtlı Mülhak Vakıflardan ... ... evlatlarına ait 12 Haziran 1928 tarihli nesep ispat ilamında (388 E. 177 K.) ... oğlu ..., ...
Oğlu ... ..., ... ... çocuklarıda ..., ..., ... ve ... olarak geçtiği dolayısıyla dosya arasındaki mahkeme kararlarına göre hareket edildiğinde davacının vakıf evladı olduğu varsayılırsa dahi bahsi geçen belgeler ışığı altında çıkartılan silsile listelerine göre vakıfla bir bağlantısının kurulamadığı, sadece isim benzerliğinden hareketle kendisinin vakıf evladı olduğu noktasında talepte bulunduğu kanaatinin oluştuğu, bütün bunlar birtaraf edilse dahi davacı ...’dan üstbatında ...
Oğlu ..., ... ve ..., ... ...oğlu ..., ..., ..., ..., ... ... çocukları ...’ın oğullarının oğulları, ...’in oğullarının oğulları, ... ve ...’in oğullarının oğulları, ... ...nın oğulları ..., ... ..., ...’in oğullarının oğulları ile ... oğullarının oğulları ile ... oğlu ..., ...oğlu ...’un mevcut olduğu ve bunların da öyle olduğuna dair de dosyada herhangi bir belge bulunmadığından mütevellit adı geçenler mevcutken vakfiyede de batın tertibine yer verildiğinden galleye müstehik vakıf evladı olma hakkından bahsedilemeyeceğinin belirtildiği gerekçesi ile davacının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmiştir.
Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacının vakıf kurucuları ile irtibatını gösterir herhangi bir belge veya mahkeme kararı bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda incelenen nüfus kayıtlarından akrabalık hususunun anlaşılamadığı, dosyada bulunan belgelere ve mahkeme kararlarına göre davacının vakfedenle veya yöneticilik yapan aynı soyadlı kişilerle soybağı ve hangi batında vakıf evladı olduğunu tespit edilemediğinin belirtildiği,
ayrıca, bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilmiş kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararına göre tevliyeti evlada bırakılmış vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince akrabalık ilişkisinin kurulması gerekli olduğu, böyle bir bağlantı elverişli delilerle kanıtlanmadıkça tesbite karar verilemeyeceği ve resmi kayıtlar varken taktiri delil niteliğindeki tanık beyanlarına itibar edilmeyeceği dikkate alınarak tanıkların dinlenilmesinin gerekmediği,
davacının iddiasının kanıtlanamadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davacı vekili Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı verdiği temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepler tekrar edilmiş, davacının Vakfeden ... ...'nın soyundan geldiği, eksik ve özensiz inceleme ile karar verildiği, ... ile ...'in aynı kişi olduğu ileri sürülerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Dava, vakfın gelir fazlasından faydalanmaya yönelik galle fazlasına müstahak vakıf evladı olduğunun tespiti istemine ilişkindir.
5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun (5737 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinde, Mülhak Vakıf Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan, yönetimi vakfedenlerin soyundan gelenlere şart edilen ve bu kişiler tarafından; mazbut vakıf ise bu Kanun uyarınca Genel Müdürlükçe yönetilecek ve temsil edilecek vakıflar ile Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin yürürlük tarihinden önce kurulan ve 2762 sayılı Vakıflar Kanunu (2762 sayılı Kanun) gereğince Vakıflar Genel Müdürlüğünce yönetilen vakıflar olarak tanımlandıktan sonra,
aynı Kanun'un 6 ncı ve 7 nci maddelerinde ise mazbut vakıfların ... tarafından yönetilip temsil edileceği, Kanun'un (5737 sayılı Vakıflar Kanunu) yürürlüğe girmesinden önce mazbut vakıflar arasına alınan vakıflarla, bu Kanuna göre mazbut vakıflar arasına alınan vakıflara bir daha yönetici seçimi ve ataması yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Vakıflar Kanunu ve Vakıflar Yönetmeliğine göre, galle fazlası evlada şart kılınan mazbut ve mülhak vakıflarda vakfedenin soyundan gelen ve bu nedenle vakfın gelirinden (gallesinden) yararlanma hakkına sahip olan kişiler için öncelikle dava açılması ve bu haklarının dava ile tespit edilmesi aranmıştır. Uygulamada bu dava, vakıflarda evladiye davaları, vakıf evladı ya da galleye müstehak evlat olduğunun tespiti davası şeklinde isimlendirilmiştir. Belirtmek gerekir ki vakıf evladı kavramı daha çok, vakfedenin çocukları ya da alt soyundan gelenler için kullanılan bir kavram olup, vakfedenin akrabaları ya da vakıftan yararlanan ismi ile belirtilmiş kişileri kapsamamaktadır.
Galle fazlası evlada şart kılınan vakıflarda, galle fazlasının alınabilmesi için açılan davada öncelikle vakfeden ile soybağının ispatlanması, sonra da vakfiyede öngörülen şartların gerçekleşmesi gerekir. Yani bu tür davalarda incelenecek ilk husus; davacı ile vakfeden arasında iddia edildiği üzere kan bağı yolu ile soybağı mevcut olup olmadığı, eğer soybağı kurulabiliyorsa ikinci aşamada vakfiyelerde galle fazlası için öngörülen şartların somut olayda davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması olacaktır.
Bir vakfın evladı olunabilmesi için vakfın kurucusuna kadar soy bağının götürülmesi zorunlu olmayıp, daha önceden kesinleşmiş mahkeme kararı ile evlat olduğuna karar verilen kişilerle veya 1943 tarihli Yargıtay İçtihatı Birleştirme Kararına göre tevliyeti evlada bırakılan vakıflarda mütevellilik yapan kişilerle yöntemince kanbağı ilişkisinin kurulması yeterlidir. Dolayısı ile idarenin (... veya Mülhak Vakıf Yönetiminin) tek taraflı olarak evlat listesine yaptığı dayanaksız bir kayıt yeterli olmayıp, açıkça galle fazlasını almaya hak kazanıldığını gösterir bir mahkeme ilamına dayalı olarak vakıf evlat listesine eklenen kişiler, daha sonra açılacak vakıf evlatlığı davalarında kesin hüküm olmasa da güçlü delil olarak değerlendirilebilecektir.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden; incelemeye konu dosyanın davacısı ...'ın, nüfus kaydına göre babasının ..., ...'ın babasının ise ... ... oğlu ... olduğu, ... ...'in ... dışında ..., ..., ... ve ... adında çocuklarının olduğu, ...'nün kayıtlarında da bulunan 16 Mayıs 1926 tarih ve 9/57 sayılı neseb ilamına göre Vakfeden ... ..., onun oğlu ..., ...'nın oğlu ..., ...'in oğlu ..., ... oğlu ..., ... evlatlarının da ..., ..., ..., ... ve ... olduğu,
İstanbul Anadolu 19. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 06.02.2023 tarihli ve 2022/290 Esas, 2023/82 Karar sayılı dosyasında nüfus kayıtlarına göre davacı ...'in üst soyunda yer alan ... ... ile ...'nün kayıtlarında da bulunan 16 Mayıs 1926 tarihli ve 9/57 sayılı neseb ilamında ..., ... ve diğerlerinin babası olan ...nın aynı kişi olduğunun tespit edildiği, nüfus kayıtları ile nesep ilamının birbirini tamamladığı anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar dosya kapsamı ile dayanılam mahkeme kararı ve nüfus kayıtları birlikte değerlendirildiğinde; davacı ... ile vakfeden ... ... ... arasında soybağının mevcut olduğunun kabulü gerekmektedir.
Davacı ile vakfeden arasında yukarıda açıklandığı üzere soybağının kurulması üzerine ikinci aşamada vakfiyede galle fazlası için öngörülen şartların davacı yönünden gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulması gerektiği, dava konusu Mülhak ... ... ... Ağa Bin ... Paşa (... ...) Vakfı'nın 1321 H.
(1903 M.) tarihli vakfiyesinde galle fazlası için; "...Şimdiye kadar bu vesikai münifede zikrolunanlar eda edildikten sonra her neki ziyade ve fazla kalırsa vakfa ait olur oda veledi züküre ait vakıftır Bu da batnen bade batnin ve akaben bade akabin ve neslen bade neslin ve fer'an bade fer'in ve zürriyyeten bade zürriyetin ta kıyamete kadar züküre mahsus olup inas bundan soraya kalır..." şeklinde şart koşulduğu, buna göre galle fazlasının batın şartı (ön kuşakta sağ vakıf evladı varsa sonraki kuşakta bulunan evladın hak sahibi olmaması kuralı) ile erkek evlada bırakılmıştır.
Buna göre somut olayda mahkemece yapılacak iş; davacının gidebildiği kadar üstsoyuna ve bunların bütün mirasçılarına ait nüfus kayıtları getirtildikten sonra daha önce verilmiş ve kesinleşmiş galle fazlasına müstehak evlat kararlarında adı geçen vakıf evlatlarının açık kimlik ve nüfus kayıtlarına göre bir soyacağı çizelgesi çıkartılarak,
davacının bulunduğu kuşağın (batın) tam olarak belirlenmesinden sonra üst batında sağ evlat bulunup bulunmadığının denetime elverişli bilirkişi raporuyla tespit edilip tüm delillerin birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu davacı ile vakfeden arasında soybağı kurulamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2022/7029, K. 2024/6002, 17 Ekim 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama