İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /Yargıtay Kararları
  3. /8. Hukuk Dairesi

YARGITAY · 8. HUKUK DAİRESİ

İçtihat Metni

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2023/4729 K.2024/4270

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 inci maddesine dayalı tazminat davasında verilen hüküm hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Bölge…

Esas2023/4729Karar2024/4270Tarih25 Haziran 2024Okuma21 dk · 4.127 kelime

KÜNYE

8. Hukuk Dairesi 2023/4729 E., 2024/4270 K.

Mercii
Yargıtay
Karar tarihi
25 Haziran 2024
Mahkemesi
Asliye Hukuk Mahkemesi
Sayısı
2022/346 E., 2023/192 K.
Karar
Davanın reddine
Karar metni, Yargıtay Karar Arama kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.127 kelime·21 dk okuma·1 bölüm

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 1007 inci maddesine dayalı tazminat davasında verilen hüküm hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik) kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; tapu iptal ve tescil davasının reddine, tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR

Davacı ... Yapı Elemanları İnş. Servis Yönt. Hizmt. San. Tic. Ltd. vekili dava dilekçesinde; dava konusu taşınmazın da içinde yer aldığı İstanbul ili Beykoz ilçesi Anadolu Hisarı ...

Mevkiinde bulunan, 37 ada 3 parsel sayılı 2.171.438 m² lik çiftlik arazisinin müvekkili şirket tarafından 21.12.1954 tarihinde dava dışı eski malik ... ... 'den bedeli karşılığı satın alındığını ve müvekkili şirket adına devir ve temlik işlemleri yaptırıldığını, Üsküdar Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 04.11.1942 tarihli ve 1941/938 Esas, 1942/648 Karar sayılı ilamında kök tapu kaydı olarak Mart 325 tarihli ve 21 sıra numaralı tapu ve tedavüllerinde Tepeseki Esatbey Çiftliği olarak bilinen bu taşınmazın müvekkili şirket tarafından satın alınmadan önce 06.09.1940 tarihinde orman tahdidi sırasında devlet ormanı olarak sınırlandırıldığını,

taşınmazın o zamanki maliklerinden ... ... tarafından Orman Genel Müdürlüğüne karşı açılan dava sonucu Üsküdar Asliye 1. Hukuk Mahkemesinin 04.11.1942 tarihli ve 1941/938 Esas, 1942/648 Karar sayılı kararıyla; "müddeialeyhin tahdid şeklinde tecelli eden müdahalesinin müddei hissesine hasren men'ine ve bu husustaki zaptın iptaline" karar verildiğini, bu hükmün Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23.10.1945 tarihli ve 1945/2813 Esas, 1945/4418 Karar sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiğini, bu kesinleşmiş hükmün dava konusu 37 ada 58 parsel sayılı taşınmazı da kapsar şekilde verilmiş olduğunu,

daha sonra 1950 yılında 2613 sayılı Kadastro ve Tapu Tahriri Kanunu'na (2613 sayılı Kanun) istinaden yapılan kadastro çalışması sonucunda ana taşınmazın 16.05.1945 tarihli ve cilt: 6 sayfa: 136 sıra: 7 nolu zabıt kaydına dayanılarak Maa müştemilat Tepeseki Çiftliği vasfı ve 2017.

1438 ha olarak 37 ada 3 parsel numarasıyla ... ... adına 09.10.1952 tarihinde tapu kütüğüne tescil edildiğini, bu taşınmazın müvekkili şirket tarafından 21.12.1954 tarihinde tapudan satın alındığını, tapu tesis ve revizyonları ile kesinleşmiş mahkeme kararları ve kadastro tutanaklarının dava konusu taşınmazın başlangıçtan beri hiçbir zaman devlet ormanı olmadığını kesin olarak kanıtladığını, taşınmazda 1980 yılında 1 nolu orman kadastro komisyonunca yapılan orman kadastrosunda 300.000 m² lik kısmın müvekkili şirkete ait özel orman, 1.673.688 m² lik kısmın devlet ormanı,

194.610 m² lik kısmın ise orman sayılmayan alan olarak tahdit edildiğini, 1980 yılında 1 nolu Orman Kadastro Komisyonunca yapılan orman kadastrosu işlemi ile İSKİ ve Karayolları tarafından yapılan kamulaştırma işlemleri sonucunda 2.171.438,00 m² yüzölçümlü 37 ada 3 parsel sayılı taşınmazın çeşitli tarihlerde ifraz gördüğünü, toplam 2.171.438,00 m² şeklini aldığını, mülkiyet hakkının Anayasa'nın 35 inci maddesi hükmüyle güvence altına alındığını belirterek,

davalıların öncelikle kesinleşmiş yargı kararlarına ve tapu kayıtlarına aykırı şekilde ve haksız olarak mülkiyetini devraldığı İstanbul ili Beykoz ilçesi Anadoluhisarı ... mevkiinde bulunan 37 ada 58 parsel sayılı taşınmazın 1.322.194 m2 yüzölçümlü bölümünün Hazine adına olan tapu kaydının iptali ve müvekkil şirket adına tesciline,

bu talebin kabul edilmemesi halinde müvekkili şirketin bu taşınmazın mülkiyetinden haksız olarak mahrum bırakılmasından ... zararın karşılığı olarak fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydı ile 396.658.200 TL alacağın / tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 10.05.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile; yargılama sırasında dosyaya sunulan 19.09.2012 tarihli bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın toplam değerinin 415.168.916,00 TL olacağı kanaatine varıldığını belirterek davadaki taleplerini bilirkişi raporu doğrultusunda 18.510.716,00 TL artırarak toplam 415.168.916,00 TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davacının davasının zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hükmün, davacı vekilli tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesince davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Anılan kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 29.03.2022 tarihli ve 2021/11149 Esas, 2022/3044 Karar sayılı ilamı ile Bölge Adliye Mahkemesi (istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik) kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.

Bozma ilamında özetle; "çekişmeli taşınmazın bulunduğu yörede 1940 yılında 3116 sayılı Orman Kanunu'na (3116 sayılı Kanun) göre ilk orman tahdidinin yapıldığı ve bu çalışmada taşınmazın olduğu yerin devlet ormanı olarak sınırlandırıldığı,

taşınmazın o zamanki maliklerinin ... ... tarafından açılan dava sonucu, Üsküdar 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1941/938 Esas, 1942/648 Karar sayılı ilamıyla, tapu kaydı kapsamında kalan yer için orman tahdidinin iptaline karar verildiği ve bu kararın temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiği, daha sonra yörede 1950 yılında 2613 sayılı Kanun'a göre yapılan kadastro çalışmaları sırasında 37 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına dayanılarak 217 he 1438 m² yüzölçümü ve "Maa Müştemilat Tepeseki Çiftliği" vasfıyla ... ... adına tespit ve tescil edildiği, 1954 tarihinde davacı şirkete satıldığı,

1 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 1980 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında 37 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 30.000 hektarlık kısmının şirkete ait özel orman olarak tahdit edildiği, 167.3688 hektarlık kısmının devlet ormanı olarak, 19.7750 hektarlık kısmının ise orman sayılmayan yer olarak sınırlandırıldığı, devlet ormanı olarak tahdit edilen kısmın iptali için davacı şirket tarafından dava açıldığı,

Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1988/44 Esas, 1989/251 Karar sayılı ilamıyla, bu yerlerin 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun)

ile devletleştirildiği, bu nedenle iadeye tabi ormanlardan olmadığı, orman tahdit sınırları dışına çıkarılmadığı ve çıkarılmaması gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verildiği, kararın 25.10.1990 tarihinde Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, 1 nolu Orman Kadastro Komisyonunca orman sayılmayan alan olarak tahdit edilen ve 3 parçadan oluşan kısım için Orman Genel Müdürlüğünce, Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1989/35 Esas, 1989/34 Karar sayılı dosyası ile dava açıldığı, yerin 1, 2 ve 3 numaralı alanlara ayrıldığı, 3 numaralı alanın orman olmayıp kültür arazisi olması nedeniyle Hazine adına tesciline karar verildiği,

1 ve 2 nolu parsellerin ise orman olarak Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın 20.12.1990 tarihinde yine Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bilahare dava konusu 37 ada 58 parsel sayılı taşınmazın orman alanı olduğu yönünde kesin hüküm oluşarak 29.01.1991 tarihinde Hazine adına kayıt edildiği,

davacı Şirket tarafından 10.03.1997 tarihinde, 1988/44 Esas sayılı dosyada Mahkeme kararının iade-i muhakeme suretiyle kaldırılması ve 1.673.688 m² taşınmazın devlet ormanı olarak yapılan sınırlandırılmasının iptali istenmiş ise de Beykoz Kadastro Mahkemesinin 23.02.1999 tarih ve 1997/3 Esas, 1997/2 Karar sayılı -bu istemin reddine ilişkin- kararının Yargıtay denetiminden geçerek 02.11.2000 tarihinde kesinleştiği, bu kez davacı şirket tarafından dava konusu 37 ada 58 parsel sayılı taşınmazın kısmen tapusunun iptali ile adına tescili, olmadığı takdirde bedelinin tazmini talebiyle eldeki davanın açıldığı,

dava konusu 37 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davacı şirket adına kayıtlı iken, 1984-1986 yıllarında yapılan kamulaştırmalar nedeniyle ifrazlar görerek 37 ada 49, 56, 57, 58, 59, 72, 73, 74 ve 75 parsellere gittiği, bunlardan 49 parselin kamulaştırma sonucu İSKİ adına, 57 ve 59 parsellerin kamulaştırma sonucu Karayolları Genel Müdürlüğü adına, 72 parselin şirket adına (Kadastro Mahkemesinin 1989/33 Esas, 1989/34 Karar sayılı ilamına konu 3 numaralı taşınmaz olup Şirket tarafından Hazineye karşı açılan dava sonucu tescil edilmiştir) 73, 74 ve75 parsellerin ise özel orman vasfı ile davacı şirket adına hükmen tapuya tescil edildiği,

müfrez 37 ada 56 parsel 13.6280 hektar yüzölçümü ile, 37 ada 58 parsel ise 1.849.528 hektar yüzölçümü ile 05.09.1986 tarihli 1799 yevmiye nolu ifraz işlemi ile "maa müştemilat Tepeseki Çiftliğ" vasfı ile davacı şirket adına tescil edilmişken sonrasında Beykoz Kadastro Mahkemesinin 05.04.1989 gün ve 1989/35-34 ve 1989/44- 251 sayılı kararlarına istinaden 29.01.1991 tarihli 156 yevmiye numaralı işlemle Hazine adına hükmen orman vasfı ile tescil edildiği, müfrez 37 ada 58 parselin yüzölçümünün 14.06.2000 tarihli 2012 yevmiye numaralı işlemle 1.457.791 hektar olarak düzeltildiği,

Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1988/44 Esas, 1988/251 Karar sayılı dava dosyasındaki uyuşmazlığın konusunun orman kadastrosuna itiraz olup bu dosyada davacı şirketin davasının reddedilmesiyle yetinildiği, ancak anılan kararla tescil hükmü kurulmamış ise de taşınmazın orman olarak sınırlandırılan kısmına ilişkin davacı şirket tarafından açılan dava reddedilerek Beykoz Kadastro Mahkemesi kararlarının kesinleşmesiyle mülkiyet ihtilafının sona erdiğinin anlaşıldığı; buna göre davacının tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı;

bununla birlikte davacının dava dilekçesinde terditli olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanarak tazminat talep ettiği, Mahkemece davacının tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de konuya ilişkin güncel Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararları değerlendirilmeden hüküm kurulduğu, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinden kaynaklanan tazminat davalarında, mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 125 inci maddesine göre 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerektiği, ancak.

Anayasa Mahkemesinin 29.09.2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2014/6673 başvuru nolu 25.07.2017 tarihli ... Çoban kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı nazara alındığında, Hukuk Genel Kurulu kararıyla 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat yolunun etkili bir iç hukuk haline gelmiş olduğu,

Hukuk Genel Kurulunun karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından makul süre içinde 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak dava açılması gerektiği, buna göre, Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarih ve 2014/6673 Kararı gereği, 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki davanın, Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından yaklaşık 10 ay sonra, 06.09.2010 tarihinde açıldığı dikkate alındığında.

Mahkemece, 18.11.2009 tarihinden itibaren oluşan iç hukuk yolu itibariyle, eldeki davanın makul süre içinde açıldığı kabul edilerek, işin esasına girilip tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi" gereğine değinilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacının tapu iptal ve tescil talebinin reddine; davacının tazminat talebinin dava dilekçesi ve ıslah dilekçesi ile kabulü ile; 415.168.916,00 TL'nin davalı Hazineden alınarak davacıya ödenmesine, dava tarihinden itibaren kabul edilen miktara yasal faiz işletilmesine, davalı ... İdaresi yönünden davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; hüküm davacı ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1.Davacı vekilinin temyiz itirazları bakımından;

Somut olayda davacı öncelikle tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuş, olmadığı takdirde ise 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayalı olarak tazminat talep etmiştir. Mahkemece davacının tapu iptali ve tescil talebi reddedilmiş, tazminat istemi hakkında ise kabul kararı verilmiştir. Davacı tarafından tapu iptal ve tescil talebinin reddine ilişkin hüküm temyiz konusu yapılmıştır. Mahkemece uyulan Dairemiz bozma kararında da belirtildiği gibi.

1 nolu Orman Kadastro Komisyonu tarafından 1980 yılında yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında 37 ada 3 parsel sayılı taşınmazın 30.000 hektarlık kısmının davacı şirkete ait özel orman olarak tahdit edildiği, 167.3688 hektarlık kısmının devlet ormanı olarak, 19.7750 hektarlık kısmının ise orman sayılmayan yer olarak sınırlandırıldığı, devlet ormanı olarak tahdit edilen kısmın iptali için davacı şirket tarafından dava açıldığı, Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1988/44 Esas, 1989/251 Karar sayılı ilamıyla, bu yerlerin 4785 sayılı Kanun ile devletleştirildiği, bu nedenle iadeye tabi ormanlardan olmadığı,

orman tahdit sınırları dışına çıkarılmadığı ve çıkarılmaması gerektiği belirtilerek davanın reddine karar verildiği, kararın 25.10.1990 tarihinde Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, 1 nolu Orman Kadastro Komisyonunca orman sayılmayan alan olarak tahdit edilen ve 3 parçadan oluşan kısım için Orman Genel Müdürlüğünce, Beykoz Kadastro Mahkemesinin 1989/35 Esas, 1989/34 Karar sayılı dosyası ile dava açıldığı, yerin 1, 2 ve 3 numaralı alanlara ayrıldığı 3 numaralı alanın orman olmayıp kültür arazisi olması nedeniyle Hazine adına tesciline karar verildiği, 1 ve 2 nolu parsellerin ise orman olarak Hazine adına tesciline karar verildiği,

kararın 20.12.1990 tarihinde yine Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bilahare dava konusu 37 ada 58 parsel sayılı taşınmazın orman alanı olduğu yönünde kesin hüküm oluşarak 29.01.1991 tarihinde Hazine adına kayıt edildiği, Beykoz Kadastro Mahkemesi kararlarının kesinleşmesiyle mülkiyet ihtilafının sona erdiğinin anlaşıldığı; buna göre davacının tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2.Davalı Hazinenin temyiz itirazları bakımından;

Davacı şirketin Beykoz Kadastro Mahkemesinin 12.10.1989 tarihli ve 1988/44 Esas, 1988/251 Karar ve 05.04.1989 tarihli ve 1989/35 Esas, 1989/34 Karar sayılı hükümleri sonucunda, kadastro sonucu adına maliki evveli adına kaydedilip satış sureti ile mülkiyet hakkını kazandığı taşınmaza ilişkin olarak; Dairemiz bozma kararından değinilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda makul süre içinde dava açan şirkete 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince tazminat ödenmesi gerektiğinin kabulü doğrudur.

Ancak İlk Derece Mahkemesince bu tazminatın belirlenmesinde, dava konusu taşınmazın dava tarihindeki değerinin ve vasfının esas alındığı görülmektedir. Mahkemenin bu değerlendirmesinin isabetli olup olmadığı belirlenirken 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince Devletin sorumluluğunun niteliği üzerinde durulmalıdır.

4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinin birinci fıkrasında "Tapu sicilinin tutulmasından ... bütün zararlardan Devlet sorumludur." hükmüne yer verilmiştir. Esasında Devletin bu sorumluluğu, tapu siciline duyulan güvenin sürekliliğini sağlayan bir niteliğe sahiptir. Nitekim Hukuk Genel Kurulu da Devletin tapu sicilini çok düzgün tutması ve taşınmazların durumunu tespit ve tescil bakımından gerekli düzenlemelerin yapılarak açık hâle getirilmesi konusuna büyük önem verdiğine dikkat çekmiş, bu sicillerin Devlet memurlarınca tutulmasından ileri gelecek bütün zararlardan dolayı vatandaşlara karşı Devlete asli bir sorumluluk yüklendiğini belirtmiştir (Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2020/(20)5/15 Esas, 2022/1564 Karar sayılı kararı).

Öte yandan Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için, tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işleminin ve bununla zararlı sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekmekle birlikte, eylemin kusura dayanıp dayanmamasının bir önemi yoktur. Başka bir anlatımla Devletin sorumluluğu, kusursuz bir sorumluluktur (Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2020/(20)5/15 Esas, 2022/1564 Karar sayılı kararı).

Buradaki kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan ... zararları da ödemekle yükümlüdür (Hukuk Genel Kurulunun , 07.10.2021 tarihli ve 2017/5-2384 Esas, 2021/1172 Karar sayılı kararı).

Diğer taraftan tapu sicilinin tutulması nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi bağlamında Devletin sorumlu tutulabilmesi için tapu sicilinin hukuka aykırı tutulması sebebiyle bir zararın doğmuş olması gerekmektedir. Esasında zarar, sorumluluğun ve dolayısıyla tazminat yükümlüğünün en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Buradaki zarar, maddi zarardır, bu çerçevede tapu sicilinin tutulmasından dolayı manevi olarak zarara uğrandığı yönündeki dava ve istemlerin anılan kanun hükmü gereğince kabulü mümkün değildir.

Tapu sicilinin hukuka aykırı tutulmasıyla gerçekleşen maddi zararın kapsamına; bir ayni hakkın kaybedilmesi sebebiyle maruz kalınan külfetin de dahil olduğu açıktır. Bu kapsamda Devletin sorumluluğu bakımından zararın miktarının belirlenmesi gerekir. Devletin sorumluluğu bakımından zarar miktarının tespiti, tazminat miktarının belirlenebilmesi için zaruridir. Zira devletin sorumluluğu kapsamında tazmin edilecek miktar, zarar miktarını geçemez (Pekmez, C. (2013). Tapu Sicilinin Tutulmasından Devletin Sorumluluğu. XII Levha, İstanbul, s. 135-136.)

Önemle vurgulamak gerekir ki; tapu kaydının iptali ve/veya taşınmaza ilişkin mülkiyetin kaybedilmesi nedeniyle, tapu (taşınmaz) sahibinin gerçek zararı neyse bu zararı telafi etme bağlamında ödenecek tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali ve/veya mülkiyetin kaybedilmesi nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Buna göre tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği tutarda olmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2003 tarihli ve 2003/19-152 Esas, 2003/125 Karar sayılı; 29.09.2010 tarihli ve 2010/14-386 Esas, 2010/427 Karar sayılı; 15.12.2010 tarihli ve 2010/13-618 Esas, 2010/668 Karar sayılı kararları).

Elbette zarara uğrayan kişinin gerçek zararının tespitinde ve buna göre bu zararı telafi edecek tazminat tutarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihi, zararın meydana geldiği tarihtir. Bu anlamda bir taşınmaz üzerindeki mülkiyetin, kişi adına oluşan tapu kaydının iptali suretiyle sona erdirildiği durumlarda; bu mülkiyetin kaybı nedeniyle ödenecek tazminatın tespitinde taşınmaz üzerindeki mülkiyetin kaybedildiği tarih dikkate alınmalıdır.

Bu çerçevede 4721 sayılı Kanun'un 705 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır." hükmü karşısında tapu iptali ve tescil istemli davalarda, kişilere ait tapunun iptaline dair hükmün kesinleşmesiyle birlikte tapu sahibinin taşınmaz üzerindeki mülkiyetinin sona erdiğinin kabulü zorunludur.

Bu durumda mülkiyetin mahkemece verilen tapu iptali kararı yoluyla kaybedildiği hallerde bu kararın kesinleştiği tarih itibarıyla tapusu iptal edilen kişinin uğradığı zarar doğmuş olmaktadır. Bir başka ifadeyle mahkeme kararıyla iptal edilen tapu kayıtları sebebiyle tapu sahiplerinin zarara uğradığı tarih, buna dair mahkeme hükmünün kesinleştiği gündür.

Bu zararın telafisine yönelik olarak ödenecek tazminatın belirlenmesinde zararın doğduğu tarih olan tapu iptaline dair hükmün kesinletiği tarihteki koşullar dikkate alınmalı, tapusu iptal edilen taşınmazın iptal hükmünün kesinleştiği tarihteki niteliği ve değeri esas alınarak bir belirleme yapılmalıdır. Bir anlamda tapu iptaline dair hükmün kesinleştiği tarih, tazminatın tespitinde "değerlendirme tarihi" olarak kabul edilmelidir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de bu tür durumlarda başvurucuya ödenmesi gereken tazminatın hesaplanmasında taşınmazların rayiç bedelinin dikkate alınmamış olmasının Anayasa'nın 35. maddesini ihlal etmediğine vurgu yapmıştır. Mahkeme "taşınmazın müdahale anındaki değerinin hesaplanması dışındaki seçenekler taşınmaz değerinde sonradan meydana gelen artış veya azalmalar nedeniyle malikin haksız kazanç elde etmesine veya haksız yere zarara uğramasına yol açabilir. Dolayısıyla malikin mülkiyet hakkıyla ormanların korunması amacı arasındaki adil dengenin sağlanmasında taşınmazın güncel değerinin verilmesi gerektiği söylenemeyecektir." değerlendirmesinde bulunmuştur (Arzu Kocakaya ve diğerleri, B. No: 2018/34900, 13/1/2022, § 68).

Yine konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) yaklaşımı incelendiğinde de tapu siciline ... ilkesi çerçevesinde satın alınan bir taşınmazın tapu kaydının tazminat ödenmeksizin iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği kabul edilmekle birlikte (bkz. Turgut ve diğerleri/Türkiye (B. No: 1411/03, 8/7/2008). Devecioğlu/Türkiye (B.

No: 17203/03, 13/11/2008) tazminat miktarı kural olarak taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği tarihteki değerine göre hesaplanmalıdır. AİHM'e göre başka türlü yaklaşımlar az veya çok keyfîliğe ve belirsizliğe neden olabilir (Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], B. No: 71243/01, 25/10/2012). AİHM.

Bunun da ötesinde mülkiyet hakkının her olayda tam tazminat ödenmesini garanti etmediğini, kamu menfaatinin meşru amaçlarının bazı hâllerde -büyük ekonomik reformlar gibi- taşınmazın gerçek bedelinin altında tazminatı müstahak kılabileceğini ifade etmektedir (Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya, § 112).

Öte yandan ödenecek tazminatın belirlenmesinde, taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği tarihteki vasfına göre bir inceleme yapılmalıdır. Bu kapsamda "değerlendirme tarihi" itibariyle taşınmazın niteliği arazi ise net gelir metodu yöntemi ile, taşınmaz arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek zarar (değer) belirlenmelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de "kuşkusuz tazminat miktarının hesaplanmasında taşınmazın mülkiyetinin yitirildiği tarihteki niteliği de gözönünde bulundurulacaktır." tespitinde bulunarak aynı duruma vurgu yapmıştır (Arzu Kocakaya ve diğerleri, § 68).

Bu kapsamda taşınmazın niteliği belirlenirlen Bakanlar Kurulunun Yargıtay tarafından benimsenen 28.02.1983 gün ve 1983/6122 sayılı kararı uyarınca, belediye veya mücavir alan sınırları içinde kalan taşınmazın arsa niteliğinde olduğunun kabulü için uygulamalı imar planı ile iskan sahası olarak ayrılmış olması esastır. Aynı karar uyarınca imar planında yer almayan bir taşınmazın, arsa sayılabilmesi için değerlendirme tarihi itibariyle, belediye veya mücavir alan sınırları içinde olmakla beraber, belediye hizmetlerinden (Belediyece meskun olduğu için veya meskun ... getirileceği için sunulan yol, su, elektrik, ulaşım, çöp toplama, kanalizasyon, aydınlatma vs.) yararlanması ve meskun yerler arasında yer alması gerekir.

Taşınmaz değerlendirme tarihi itibariyle belediye nazım imar planı içinde ise Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 17.04.1998 gün ve 1996/3-1998/1 sayılı kararı uyarınca, bu plan kapsamına alındığı tarih ve plandaki konumu, altyapı hizmetlerinden yararlanma ve ulaşım olanakları, belediye merkezine uzaklığı, kullanım biçimi itibariyle iskan amacına yönelik yapılaşma olasılıkları da değerlendirilmek üzere araştırılmalıdır.

Mahkemece tapusu iptal edilen taşınmazın arsa olarak belirlenmesi halinde, emsal satışların değerlendirme tarihindeki karşılıklarının fiyat artış endekslerinin uygulanması suretiyle tespiti, bundan sonra emsal ile dava konusu taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin neler olduğu ve oranları açıklanmak, taşınmazdan DOP payının düşülmesinin gerekip gerekmediği belirtilmek, üzerinde bina var ise Bayındırlık Bakanlığı resmi birim fiyatları esas alınarak yıpranma payı düşülmek suretiyle gerçek zararın belirlenmesi gerektiğinden, taraflara,

dava konusu taşınmaz ile aynı bölgeden bulunamaması halinde yakın bölgelerden ve değerlendirme tarihinden önce ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer nitelikli ve yüzölçümlü satışları bildirmeleri için olanak tanınması, gerekli görülürse re'sen emsal getirtme yoluna gidilmesi ve bu emsallere göre değer biçilmesi için konunun uzmanı bilirkişilerden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılarak, denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren rapor alınması, emsal alınan taşınmazlara ilişkin resmi satış akit tablolarının tapu müdürlüğünden getirtilmesi,

emsal taşınmazlar ile çekişmeli taşınmaza ait Arsa Metrekare Rayiç Bedeli Takdir Komisyonu tarafından belirlenen emlak vergisine esas olan m² değerleri, ilgili Belediye Başkanlığı Emlak Vergi Dairesinden istenip dava konusu taşınmazın emsal taşınmazlara göre üstünlük oranı yönünden bilirkişi kurulu raporununda denetlenmesi,

dava konusu taşınmazın ve emsal alınan taşınmaz/taşınmazların değerlendirme tarihi itibariyle imar düzenlemesi sonucu oluşmuş imar parselleri olup olmadıkları, imar parseli iseler düzenleme ortaklık payının düşülüp düşülmediğinin, düşülmüş ise oranının belediye başkanlığı imar ve tapu müdürlüklerinden sorulup, emsalin İmar Kanunu uyarınca imar parseli, dava konusu taşınmazın ise imar uygulaması yapılmamış arsa parseli olduğunun belirlenmesi halinde çekişmeli taşınmazın emsalle karşılaştırma sonucu bulunan değerinden düzenleme ortaklık payına karşılık gelecek oranda indirim yapılması gerektiğinin gözetilmesi gerekmektedir.

Tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği arazi olarak belirlenir ise arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu yardımıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri İlçe Tarım Müdürlüğünden getirtilmek suretiyle,

taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak tapu kapsamındaki taşınmazların değeri, tapu iptali ve tescil kararının kesinleştiği tarihe göre hesaplanmalı, taşınmazın varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerleri bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre tespit ettirilmeli, bu şekilde tapusu iptal edilen taşınmazların zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak,

tapu sahiplerinin oluşan gerçek zararlarının saptanması gerekmektedir.

Somut olayda Beykoz Kadastro Mahkemesinin 05.04.1989 tarihli ve 1989/35 Esas, 1989/35 Karar ve 12.10.1989 gün ve 1988/44 Esas, 1989/251 Karar sayılı kararları ile çekişmeli parselin Devletleştirilen orman alanı olduğu yönünde kesin hüküm oluşarak 29.01.1991 tarihinde Hazine adına kayıt edildiği görülmektedir.

Her ne kadar davacı şirket tarafından 10.03.1997 tarihinde, önceki davadaki aynı argûmanlara dayanarak, 1988/44 Esas sayılı dosyada mahkeme karanın iadeyi muhakeme suretiyle kaldırılması ve 1673688 m² taşınmazın Devlet ormanı olarak yapılan sınırlandırılmasının iptali istenmişse de Beykoz Kadastro Mahkemesinin 23.02.1999 tarihli ve 1997/3 Esas, 1997/2 Karar sayılı kararı ile bu istemin reddedilmesi ve bu kararın Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 08.02.2000 tarihli ve 1999/7177 Esas, 2000/935 Karar sayılı ilamıyla onanması ve karar düzeltme isteminin de aynı Dairenin 02.11.2000 tarihli ve 2000/7830 Esas, 2000/8729 sayılı ilamıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.

Hal böyle olunca, davacı şirketin -orman kadastrosuna itiraza ilişkin- davasının reddine dair Beykoz Kadastro Mahkemesinin 12.10.1989 tarihli ve 1988/44 Esas, 1989/251 sayılı kararının kesinleştiği 25.10.1990 ve yine Orman İdaresinin, tahdit dışında bırakılan kısma yönelik isteminin kısmen kabul edilmesine dair Beykoz Kadastro Mahkemesinin 05.04.1989 tarihli ve 1989/35 Esas, 1989/34 sayılı kararının kesinleştiği 20.12.1990 tarihlerinde söz konusu taşınmazlara ilişkin mülkiyet ihtilafının sona erdiği kabul edilmelidir.

Bir başka ifadeyle söz konusu taşınmazın Devlet ormanı olduğu ve davacının tutunduğu tapu kaydının hukuki değerini yitirdiği hususlarının anılan kararlarla birlikte kesinleştiği ve davacının zararının da bu tarih itibari ile oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taşınmazın niteliğinin ve zararının kapsamının da mülkiyet hakkının sona erdiği bu tarihe (1990 yılına) göre belirlenmesi gerekmektedir.

Buna karşılık İlk Derece Mahkemesince dava tarihi esas alınarak taşınmazın değeri tespit edilmek suretiyle davacının uğradığı zararın belirlenmesi yoluna gidilmiştir. Hükme dayanak yapılan bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporda; çekişmeli taşınmazın arsa niteliğinde olduğu belirtilerek emsal incelemesi ve endeks uygulaması yapılarak dava tarihindeki değeri belirlenmiştir. Bu durumda, davaya konu taşınmazın niteliğinin ve değerinin yöntemine uygun şekilde tespit edildiği söylenemez.

Hal böyle olunca, çekişmeli taşınmaza ilişkin davacı şirketin mülkiyet hakkını sona erdiren mahkeme hükmünün kesinleştiği 1990 yılı itibarıyla vasfının ve değerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yukarıda açıklanan Bakanlar Kurulu kararı ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı çerçevesinde taşınmazın 1990 yılı itibarıyla arsa vasfında olup olmadığı yeniden araştırılmalı, taşınmazın bu ilkelere göre arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal incelemesi ve kıyaslaması yöntemiyle değeri tespit edilmeli; taşınmazın arazi niteliğinde olduğunun saptanması halinde ise tarımsal gelir metoduna göre 1990 yılındaki gerçek değeri tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Diğer yandan taşınmazın arsa veya arazi olarak 1990 yılındaki gerçek değeri belirlendikten sonra bu tutarın enflasyon karşısındaki yitirilen kısmının da tazminat hesabında dikkate alınması gerekmektedir. Aksi takdirde yıllarca taşınmazını kullanamayan ve taşınmazın bedelinden yararlanamayan malik, elde ettiği yarara karşılık orantısız bir külfete katlanmış olacaktır (Anayasa Mahkemesinin aynı yöndeki değerlendirmesi için bkz. (Arzu Kocakaya ve diğerleri, § 68). Enflasyon, paranın değerini (alım gücü) aradan geçen zamana bağlı olarak düşürmektedir. Doğal olarak belli bir miktar paranın verilmesi gereken tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın verildiği günündeki alım gücü arasında fark edilir ölçüde azalma olabilmektedir.

Bu bağlamda dava konusu taşınmazın 1990 yılı itibarıyla belirlenen değerinin enflasyon karşısında yitirilen kısmının tespitinde Yargıtay içtihatları ile yaygınlaşarak kullanım alanı bulan “denkleştirici adalet ilkesi”nden hareket edilmesi uygun bir yöntem olarak öne çıkmaktadır.

Denkleştirici adalet ilkesi gereğince güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak dava konusu taşınmazın mülkiyetinin kaybedildiği 1990 yılı itibarıyla belirlenmiş gerçek değerini oluşturan tutarın dava tarihinde ulaştığı alım gücünün, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak belirlenmesi ve miktarın 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince ödenecek tazminat olarak hüküm altına alınması gerekmektedir (denkleştirici adalet ilkesine dair açıklamalar için bkz. Hukuk Genel Kurulunun 07.05.2019 tarihli ve 2017/14-1751 Esas, 2019/528 Karar sayılı kararı).

Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma, inceleme ve yetersiz bilirkişi raporlarına dayanılarak hüküm kurulması usûl ve kanuna aykırıdır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davacı şirketin temyiz itirazlarının redddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Hazinenin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,

Peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2023/4729, K. 2024/4270, 25 Haziran 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Yargıtay
Daire
8. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4729
Karar No
2024/4270
Tarih
25 Haziran 2024

İlgili Kararlar

  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2023/4732 K.2024/8422
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi E.2023/4734 K.2024/7215
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/4736 K.2024/10323
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi E.2023/4737 K.2024/9484
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi E.2023/4738 K.2024/4301
  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi E.2023/4739 K.2024/7929

Tüm Arşiv

Yargıtay KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.