KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2024/2611 E., 2025/4414 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 3 Haziran 2025
- Mahkemesi
- Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1762 E., 2024/248 K.
- İlk derece mahkemesi
- Boyabat Kadastro Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/17 E., 2023/8 K.
Karar Metni
1.605 kelime·8 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının, davalı ... ile dahili davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Çorum ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) Geçici 8. madde gereğince yapılan kadastro çalışması sonucunda, 215 ada 4 parsel sayılı 714,19 m² yüzölçümündeki taşınmaz, kargir bir katlı ev, kargir ahır ve arsası vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş ve kadastro tutanağının beyanlar hanesine “Bu parsel, üzerindeki kargir bir katlı ev ve ahır ... oğlu ... (T.C. Kimlik No: ...) kullanımındadır.” şerhi verilmiştir.
Davacı ... dava dilekçesinde; Çorum ili ... ilçesi ... köyü 215 ada 4 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespiti sırasında davalı adına yazılmış olduğunu, askı ilanı sonucunda durumu öğrendiğini, taşınmazın dedesi olan muris ...'ya ait olduğunu, onun vefatından sonra da mirasçılarına kaldığını ve mirasçıları tarafından ortaklaşa kullanıldığını tüm bu nedenlerle kadastro tespitine itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazlarının kabulü ile dava konusu taşınmazın ... mirasçıları adına veraset ilamındaki hisseleri oranında tapuya tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmaz üzerinde herhangi bir hakkının bulunmadığını, her ne kadar taşınmaz üzerinde hak iddia edip, zilyetlik sürdürdüğüne dair beyanları bulunsa da bunu ispatlayacak herhangi bir delil sunamadığını, dava konusu taşınmazın 6831 sayılı Kanun' un 2/B maddesi kapsamındaki arazi vasfında olduğunu, kendisinin dava konusu taşınmaz üzerine boş arazi olduğunu düşünerek ev ve ağıl yaptığını, davacının bu durumu bilmesine rağmen kadastro sonucunda öğrenmiş gibi davrandığını, kendisinin dava konusu taşınmaz ve üzerindeki yapılar için imar affından yararlandığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "... dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden ve zilyetlikle kazanılamayacak kamu malı niteliğinde veya kamu hizmetine tahsis edilmiş yerlerden olmadığı, dava konusu taşınmazın tespit tarihindeki niteliği dikkate alındığında imar ve ihyaya muhtaç olmadığı, dava konusu taşınmazın zilyetlikle iktisabının mümkün olduğu, dava konusu taşınmazın imar ihya edilmek ve nizasız, fasılasız ve malik sıfatı ile 20 yıl zilyetlikle iktisaba elverişli yerlerden olduğu,
dava konusu taşınmazın davacı ...'ya babasından, ona da kendi babası olan ...'dan miras yolu ile intikal ettiği, dava konusu taşınmazın dava dilekçesine göre davacı ve kendisinden önceki murislerinin mirasçıları arasında miras taksiminin yapılmadığı, dava konusu taşınmazın kök muris ... mirasçıları arasında el birliği şeklinde zilyet edildiği, davacının dava konusu taşınmazdaki zilyetliğinin tereke adına olduğu, dava konusu taşınmazın davacı ve öncesindeki zilyetleri tarafından mahalli bilirkişi beyanlarına göre 40-50 yıldan beri bitişiğindeki komşu 215 ada 3 parsel ile birlikte kullanıldığı,
mahalli bilirkişi beyanlarına göre dava konusu taşınmazın tespit tarihinden bir kaç yıl önce boş bırakıldığı, davacı ve diğer mirasçılar tarafından kullanılmayarak terk edildiği, teknik bilirkişi raporuna göre ise dava konusu taşınmazın 2010 yılı hava fotoğrafında kullanılmayan arazi görünümünde olduğu, dava konusu taşınmazın ziraat mühendisi bilirkişi raporuna göre tarımsal faaliyette kullanılmadığı belirtilmiş ise de hava fotoğrafları üzerinden yapılan değerlendirmeye göre 2010 yılından tespit tarihine kadar olan sürede dava konusu taşınmazın tarımsal amaçla kullanılmadığı,
2010 yılı öncesinde 1990 yılından itibaren (A) harfli bölümünün tarla vasfında kullanıldığı, (B) harfli bölümünün ise orman vasfında olduğu, dava konusu taşınmazın terk sonucunu doğuracak şekilde uzun süreli olarak davacı tarafından terk edilmediği, dava konusu taşınmazın davacı tarafından uzun süredir iradi olarak terk edilmediği sonucuna varıldığı, 8-9 yıllık iradi terkin zilyetliğin kaybı sonucunu doğurmayacağı, dava konusu taşınmazın 1982 yılında kesinleşen orman kadastrosuna göre orman dışında kaldığı, tespit tarihinden orman kadastrosunun kesinleştiği tarihe kadar kazandırıcı zamanaşımı için gerekli 20 yıllık sürenin tamamlandığı,
teknik bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazın (A) harfli bölümü olarak belirttiği ve fen bilirkişi ek raporundaki 371,44 m²'lik kısmın orman olmadığı, 342,75 m²'lik kısım olan (B) harfli bölümünün ise orman vasfında olduğu, orman vasfında olduğu bilirkişi raporu ile tespit edilen (B) harfli bölümünün kazandırıcı zamanaşımı ile iktisabının mümkün olmadığı, ancak bu dava konusu taşınmazın (A) harfli bölümünün orman olmadığı, 1990 yılında tarla vasfında kullanıldığı, dava konusu taşınmazın tarla vasfında kullanılan ve orman olmayan (A) harfli bölümünün kazandırıcı zamanaşımı ile iktisabının mümkün olduğu,
mahalli bilirkişi beyanlarına göre tespit tarihinden geriye doğru davacının dava konusu yeri nizasız, fasılasız ve malik sıfatı ile babası ... ...'nun ölümünden beri zilyet ettiği, davacının babası ... ...'nun 2012 yılında öldüğü, davacının dava konusu taşınmazı 7-8 yılı aşan süredir zilyet ettiği, kazandırıcı zamanaşımı için gerekli 20 yılı muris babasının zilyetlik süresi de eklenerek eklemeli zilyetlik ile tamamladığı, dava konusu taşınmazın kök muris ...'dan miras yolu ile intikalen geldiği, dava konusu taşınmazın kök muris ... mirasçıları arasında taksim edilmediği,
davacı ...'nun dava konusu taşınmaz üzerindeki zilyetliğin kendi adına olmayıp kök muris ... mirasçıları adına olduğu, dosyada mevcut ...
Sulh Hukuk Mahkemesinin 2021/353 Esas, 2021/350 Karar sayılı mirasçılık belgesine göre dava konusu taşınmazın kök muris ... mirasçıları adına tespit ve tescil talebinin yerinde olduğu, senetsiz araştırmasına göre davacı ve kendisinden önceki zilyedin 3402 sayılı Kanun'un 14/1. maddesinde yazılı aynı çalışma alanında sulu-kuru toprakta 40/100 dönümü aşmadıkları, dava konusu taşınmazın tespit tarihinden önce 2018 yılında davalı ... tarafından boş arazi olduğu düşüncesi ile tel ile çevrilerek üzerine konteyner bina konularak kullanılmaya başlandığı,
dava konusu taşınmaz üzerinde keşif tarihindeki bulunan muhdesat mahiyetindeki konteyner binanın davalı ...'a ait olduğunun anlaşıldığı ..." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ve kısmen reddi ile Çorum ili ... ilçesi ... köyü 215 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 19.06.2023 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 371,44 m²'lik kısmına ilişkin davanın kısmen kabulüne, davalı Hazine adına olan kadastro tespitinin iptali ile son parsel numarasını izleyen parsel numarası verilmek suretiyle miras bırakan ...'nun ...
Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 10.11.2021 tarihli ve 2021/353 Esas, 2021/350 Karar sayılı veraset ilamında belirtilen payları oranında mirasçıları adlarına karar kesinleştiğinde tapuya kayıt ve tesciline, Çorum ili ... ilçesi ... köyü 215 ada 4 parsel sayılı taşınmazın 19.06.2023 tarihli fen bilirkişi raporunda (B) harfi ile gösterilen 342,75 m²'lik kısmına ilişkin davanın kısmen reddine, karar kesinleştiğinde tespit gibi Hazine adına kayıt ve tesciline,
dava konusu taşınmaz üzerinde 19.06.2023 tarihli keşifte tespiti yapılan 3402 sayılı Kanun'un 19/2. maddesi uyarınca muhdesat mahiyetinde olan kargir bir katlı (konteyner) binanın 2018 yılından beri davalı ... kullanımında olduğunun kadastro tespit tutanağı ve tapu kütüğünün beyanlar hanesine yazılmasına karar verilmiş; hükme karşı, davalı ... ile dahili davalı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla.
"İlk Derece Mahkemesi kararının dosya kapsamı ile uyumlu olmadığı, davacının davasının kabul edilebilmesi için davacı tarafın çekişmeli taşınmaz bölümünün üzerindeki ekonomik amaca uygun zilyetliğini ispatlaması gerektiği, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan orman ve jeodezi bilirkişilerin birlikte sundukları raporda (A) harfi ile gösterilen bölümün 2006 yılında kullanılmadığının anlaşıldığı, öte yandan ziraat bilirkişi raporuna göre de taşınmaz bölümünde uzun zamandan beri zirai faaliyetin bulunmadığının belirlendiği,
her ne kadar 1990 tarihli hava fotoğrafında taşınmaz bölümünün kullanıldığı belirtilmişse de taşınmaz bölümünün 2006 yılında kullanılmadığının belirlenmesi ve ziraat bilirkişi raporu nazara alındığında davacının tespit tarihi öncesinde taşınmaz bölümündeki zilyetliğini fiilen terk ettiğinin anlaşıldığı,
(A) harfi ile gösterilen bölüm yönünden davacı açısından edinme koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu ..." gerekçesiyle, davalı Hazine vekilinin ve davalı ...'ın istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı Kanun'un 353/1-b-2. maddesi gereğince yeniden esas hakkında karar verilmesine, bu cümleden olarak;
davanın reddine, Çorum ili ... ilçesi ... köyü 215 ada 4 parselin tespit gibi tapuya kayıt ve tesciline, beyanlar hanesindeki şerhin aynen muhafazasına karar verilmiş ve iş bu karar, davacı ... tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı ... temyiz dilekçesinde özetle.
Bölge Adliye Mahkemesince, zilyetliğinin ispatlanamadığı ve zilyetliğin terk edildiği esasına dayanıldığını, bu hususun gerçeği yansıtmadığını, dedesi ...'dan itibaren, daha sonra da babası ... zamanında ve sonrasında varisi olan tarafınca tarlanın ekildiğini ve ekonomik amaca uygun zilyetliğin bulunduğunun mahallinde dinlenen bilirkişilerce ittifak halinde açıkça ifade edildiğini, bilirkişi raporları ve hava fotoğrafları ile de açıkça sabit olduğunu, tespitten önce sadece 2-3 yıl kadar bir süre kullanılmadığının bilirkişilerce de açıkça belirtildiğini, 3-4 yıllık bir ara vermenin zilyetliği terk anlamına gelmeyeceğini,
davalının kullanımının kadastro tespitinin yapıldığı tarih olan 2019 yılından en fazla iki yıl öncesine dayandığını, bu kullanımın dahi haksız bir zilyetlik olduğunu, davalının taşınmazı satın alma iddiasının da açık bir yalan olduğunu, davalının bu satın almaya dair bir delil de sunamadığını, taşınmaz üzerindeki hakkının artık zilyetlik değil mülkiyet hakkı olduğunu, 2006 yılın hava fotoğrafının alındığı yıl taşınmazın ekilmiş olmayabileceği ancak bunun süreklilik arzeden zilyetliği bozmayacağını, bütün mahalli bilirkişi ve tanıkların açık beyanına rağmen yıllardır bakıp gözettiği,
üç nesildir taraflarınca kullanılan ve taraflarına ait olduğu herkesçe bilinen taşınmazın bu şekilde hiçbir hakkı olmayan bir kişiye verilmesinin kamu vicdanına aykırı olduğunu, usul ve kanuna, hayatın olağan akışına, dosya içeriğine ve keşif tutanaklarına, açık kanun maddeleri ve sunulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına aykırı olarak karar verildiğini ileri sürerek, hükmün bozulması talep etmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararlarındaki gerekçelere, 6100 sayılı Kanun’un 369/1. maddesi de gözetilerek yapılan incelemede aynı Kanun’un 371. maddesinde yer alan sebeplerden biri de bulunmadığına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı ...'nun temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/2611, K. 2025/4414, 3 Haziran 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama