KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2024/2919 E., 2024/7870 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Aralık 2024
- Mahkemesi
- Asliye Hukuk Mahkemesi
- Ek karar tarihi
- 21.01.2021
- Karar
- Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine
Karar Metni
2.141 kelime·11 dk okuma·1 bölüm
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili ve ihbar olunan Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiş, İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2011 tarihli ek karar ile ihbar olunan Orman İdaresi vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiş, anılan ek karar ihbar olunan Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
Dava konusu .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 546 da 23 parsel sayılı 81.508,09 m² yüzölçümlü taşınmaz, 29.04.2002 tarihinde ham toprak olarak Hazine adına tespit görmüş, kadastro tutanağı 30.01.2003 tarihinde kesinleşmiş, 29.03.2011 tarihinde ise ... Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/85 Esas ve 2008/44 Karar sayılı ilamına istinaden hükmen ifraz edilerek 546 ada 24 ve 25 no.lu parsellere ayrılmış, 546 ada 24 parsel sayılı taşınmaz 78.005,49 m² yüzölçümlü olarak ham toprak niteliği ile Hazine adına, 546 ada 25 parsel sayılı taşınmaz 3.502,60 m² yüzölçümlü olarak Ahmet Başçı adına tescil edilmiş, 546 ada 24 parsel sayılı taşınmaz 546 ve 676 adaların birleşmesi üzerine 676 ada 50 parsel numarasını almıştır.
Davacılar vekili dava dilekçesinden özetle; dava konusu taşınmazın .. ili .. ilçesi .. Mahallesinde yapılan kadastro çalışmaları neticesinde davalı Hazine adına tescil edildiğini, davacıların taşınmaza 20 yıldan fazla süreyle aralıksız çekişmesiz ve malik sıfatıyla zilyet olduklarını, .. ili .. ilçesi .. Mahallesi 546 ada 23 parsel numaralı taşınmazın yapılacak keşifte tespit edilecek kısmının davalı Hazine adına yapılan tespitin iptaline ve müvekkiller adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın orman sayılmayan yerlerden olduğu, davacılar yararına kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu 546 ada 24 parsel sayılı taşınmazın fen bilirkişi tarafından düzenlenen 03.10.2013 tarihli krokili raporda (A) harfi ile işaretlenen 5.732,58 m² yüzölçümlü kesiminin tapu kaydının iptal edilerek davacılar adlarına tapuya tesciline, 546 ada 8 ve 9 parsel sayılı taşınmazlara ilişkin davanın husumet yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 18.01.2018 tarihli ve 2017/5242 Esas, 2018/274 Karar sayılı kararı ile bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin18.01.2018 tarihli ve 2017/5242 Esas, 2018/274 Karar sayılı kararında özetle; "mahkemece yapılan inceleme, araştırma ve uygulamanın hükme yeterli olmadığı, çekişmeli yerin devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olup olmadığı,
davacılar ile bayileri yararına imar ihya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği yoluyla taşınmaz edinme koşularının oluşup oluşmadığı yönünde duraksama oluştuğu açıklanarak,dava konusu taşınmaz ile etrafını gösterir ilk defa o yerde grafik ya da fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasının orijinal fotokopi örneği, 1980’li yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları,
topoğrafik harita ve ortofoto haritaları bulundukları yerlerden getirtildikten sonra önceki bilirkişiler dışında halen Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek bir orman yüksek mühendisi veya mühendisi, bir ziraat mühendisi ve bir harita mühendisinden oluşturulacak, bilirkişi kurulu aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte yöreye ait en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve amenajman planı çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle dava edilen yerin öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiğinin belirlenmesi;
yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde davacı gerçek kişiler yararına imar-ihya ve zilyetlik yoluyla taşınmaz edinme koşullarının araştırılması gerekeceğinden, bu kez fen, orman ve ziraat bilirkişiler tarafından dava konusu edilen taşınmazın bulunduğu yere ilişkin olarak 1980'li yıllara ait 1/20000 ve 1/25000 ölçekli stereoskopik hava fotoğrafları, topoğrafik harita ve kadastro paftası ile çakıştırıldıktan sonra mahalline uygulanması, stereoskop aletiyle incelenmesi, taşınmaz üzerinde tam olarak hangi tarihten itibaren zilyetliğin başladığının belirlenmesi,
imar ve ihya yapılmışsa hangi tarihte başlayıp tamamlandığının, kimden kime kaldığının, zilyetliğin ne zaman başlayıp nasıl sürdürüldüğü ve ekonomik amacına uygun olup olmadığının, zilyetliğin kesintiye uğrayıp uğramadığının, taşınmazın askeri kurum tarafından atış alanı olarak veya başka amaçla kullanıp kullanılmadığının, üzerine kamu kurumlarınca yapı veya tesis inşa edilip edilmediğinin, maddi olaylara dayalı ve ayrıntılı olarak, taşınmaz başında dinlenecek yerel bilirkişiler ile taraf tanıklarından sorulması,
yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin doğruluğunun yukarıda belirtilen ve gerçeğin kendisi olan belgelere dayalı olarak düzenlenecek bilirkişi kurulu raporuyla denetlenmesi, 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkındaki Kanun hükümlerinin de dikkate alınması,
tahsis yapılan yerlerde gerçek kişi adına tescil kararı verilemeyeceği, zilyetliğin tespiti yönünde hüküm kurulacağı gözetilerek toplanan delillerin tümü birlikte değerlendirilip sonucuna göre 546 ada 24 parselin birleştirme sebebiyle kaydı kapatıldığından yeni 676 ada 50 parsel sayılı taşınmaz hakkında karar verilmesi" gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda, 676 ada 50 parsel sayılı taşınmazın 19.12.2019 tarihli jeodezi ve fotogrametri bilirkişi raporuna ekli krokide A1 harfi ile belirtilen 3.840,42 m²lik kısmı yönünden, gerek ziraat mühendisi bilirkişi, gerekse jeodezi ve fotogrametri bilirkişisi tarafından hazırlanan raporlarda, imar ve ihyasının, keşif tarihinden 46 yıl önce 1973 yılında tamamlandığı,
gerek tanıkların gerekse mahalli bilirkişilerin beyanlarında dava konusu taşınmazın 1966-1967 yıllarından bu yana davacılar tarafından tarımsal amaçla kullanıldığının, 1992 yılında terör olayları sebebiyle ... ili genelinde yaşayanların şehirden çıkarılması sebebiyle taşınmazın 6 ay kadar süreyle kullanılamadığının, sonrasında davacılar tarafından kullanılmaya devam edildiğinin, bir süre dava konusu taşınmazın askeriyenin atış poligonu olarak kullanıldığının, davacının dava açması üzerine atış poligonunun kaldırıldığının, daha sonra cezaevi yapımına başlanıldığının belirtildiği,
her ne kadar dava konusu taşınmazın atış poligonu olarak kullanılması sebebiyle davacıların dava açtığı belirtilmiş ise de, buna ilişkin davacılar tarafından delil sunulmamakla beraber 2008 yılına ilişkin hava fotoğrafında dava konusu taşınmazın bir kısmını ve batısına doğru komşu iki taşınmazı kapsayacak şekilde düz çizgiler bulunduğu, bu durumun beyanlarda geçen atış poligonu iddiasını desteklediği, söz konusu taşınmaz alanının davacılara miras yoluyla kaldığı ve bu kısımda tarımsal faaliyet yapılmış olduğu, uydu görüntülerinde ekim yapılarak kullanılan alanın belirgin bir şekilde görüldüğü, şehrin terör olayları sebebiyle boşaltılması,
dava konusu taşınmazın atış poligonu olarak kullanılması ve cezaevi yapımı sebebiyle kullanılamamasının iradi terk olarak nitelendirilemeyeceği dikkate alındığında, bu kısım yönünden kadastro öncesi zilyetliğe dayalı olarak açılan dava açısından, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713. maddesi koşullarının gerçekleşmiş olduğu, kazanım şartlarının oluştuğu, kadastro tespitinin mevcut hali ile hukuki açıdan mevcut durumu ve gerçek hak durumunu yansıtmadığı,
221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkındaki Kanun hükümleri gereğince tahsis yapılan yerlerde gerçek kişi adına tescil kararı verilemeyeceği, taşınmazın hak iddia edilen diğer kısımları yönünden kazandırıcı zamanaşımına dayalı zilyetlikle kazanım şartları oluşmadığı gerekçesi ile, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 676 ada 50 parsel sayılı taşınmazın 19.12.2019 tarihli jeodezi ve fotogrametri bilirkişisi .... tarafından hazırlanan rapor ekinde bulunan krokide (A1) ile gösterilen 3840,42 m²lik kısmının muris ...'in ...
Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/299 Esas, 2011/279 Karar sayılı veraset ilamındaki hisseleri oranında davacıların zilyetliğinde olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı Hazine vekili ve ihbar olunan Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 21.01.2021 tarihli ek kararı ile temyiz talebinde bulunan Orman İdaresinin davada ihbar olunan sıfatıyla yer aldığı, yargılama sırasında katılma talebinde bulunmadığı, ihbar olunan tarafın temyiz hakkı bulunmadığı gerekçesi ile temyiz talebinin reddine karar verilmiş, ek karar bu sefer Orman İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dava konusu taşınmazın bulunduğu yörede orman kadastrosu yapılmamıştır.
1. İhbar olunan Orman İdaresi vekilinin temyiz itirazları yönünden;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi ek kararındaki gerekçe dikkate alındığında temyizen incelenen,
temyizin reddine ilişkin 21.01.2021 tarihli ek karar usul ve kanuna uygun olup ihbar olunan Orman İdaresi vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden, temyiz itirazlarının reddi ile İlk Derece Mahkemesi ek kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2. Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları yönünden; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 676 ada 50 parsel sayılı taşınmazın 19.12.2019 tarihli jeodezi ve fotogrametri bilirkişisi ... tarafından hazırlanan rapor ekinde bulunan krokide (A1) ile gösterilen 3.840,42 m²lik kısmının muris ...'in Şırnak Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/299 Esas, 2011/279 Karar sayılı veraset ilamındaki hisseleri oranında davacıların zilyetliğinde olduğunun tespitine karar verilmiş ise de, İlk Derece Mahkemesi kararı ile dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin uyumlu olduğunu söyleme imkanı bulunmamaktadır.
Dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporlarının ve ekindeki fotoğrafların incelenmesinden, kabul kararı verilen bölümün, emek ve masraf harcanmak suretiyle imar-ihyasının tamamlanıp tarım arazisi haline getirilmiş olmasının sözkonusu olmadığı, şöyle ki; kök 546 ada 23 parsel sayılı taşınmazın, 29.04.2002 tarihinde ham toprak olarak Hazine adına tespit edildiği, tespit tutanağında taşınmazın hali hazırda taşlık ve hali arazi vasfında olduğunun yazılı olduğu, davalı Hazinenin 22.12.2008 tarihli yazı içeriklerine göre; taşınmazın 33.252,93 m²lik kısmının orman alanı olarak kullanılmak üzere 08.02.2007 tarihinde Orman İdaresine tahsis edildiği,
22.12.2008 tarihinde ise Orman İdaresine yapılan tahsisisin kaldırılarak taşınmazın tamamının Ceza İnfaz kurumu yapılmak üzere 2 yıl süre ile Adalet Bakanlığına ön tahsisine karar verildiği, 07.01.2009 tarihinde ham toprak vasfı ile cezaevi müdürüne teslim edildiği, 21.01.2009 tarahinde Orman Bakanlığının bakanlığın görüşü yerine sadece işletme şefliğinin görüşü ile tahsisisin kaldırılmasının doğru olmadığını açıklayarak yeniden tahsis istediği,
bilahare 07.04.2009 tarihli yazı ile de taşınmazın taşlık çalılık halinde olduğu İdarenin ihtiyacı olmadığı bildirilince 04.05.2009 tarihinde Adalet Bakanlığına olan tahsisin devamına karar verildiği, dava konusu taşınmazın tespit tutanağında belirlenen niteliğine göre imar ve ihyaya muhtaç yerlerden olduğu, mahkemece bozma öncesinde yerinde yapılan keşif sonucu ziraat mühendisi bilirkişi tarafından hazırlanan 2013 tarihli raporda; taşınmazın bir kısmında ...
Kapalı Cezaevi yapımı sürdüğü, diğer kalan kısmında ise tarımsal faaliyet yapılmadığı, içerisinde yabani ot türlerinin mevcut olduğu, yer yer kayalık ve taşlıkların bulunduğu, taşınmazın tamamı üzerinde taş toplama ve temizleme, çiftlik gübresiyle gübreliyerek toprağın geçirgenliğinin ve organik maddesinin arttırılması suretiyle yapılacak imar ve iyileştirme çalışmaları sonucunda kuru tarım şartlarında dikili tarım yapılabileceğinin belirtildiği,
orman mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 2013 havale tarihli raporda ise, 1973 yılı hava fotoğrafında dava konusu alanın içinde herhangi bir bitki formasyonunun görülmediği ve yer yer tarım yapılacak düz alanların olduğu arazide toprak işlemesinin olmadığı, 1984 yılı hava fotoğrafında da dava konusu alanın çevresinde bitki formasyonu olarak meşe baltalığı olduğu ve civar arazilerin düz ve tarıma elverişli olduğu, dava konusu alanda açık bir alanın bulunduğunun bildirildiği,
bozma sonrası jeodezi mühendisi tarafından düzenlenen raporda ise 1973 ve 1984 tarihli hava fotoğraflarına göre taşınmazın bir kısmının düz, bir kısmının ise içerisinde bitki örtüsü ve taşlık gibi unsurların var olduğunun bildirildiği, bu durumun, çekişme konusu bölümün imar ve ihyasının tamamlanmamış olduğunu gösterdiği,
her ne kadar mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar, çekişme konusu taşınmazın davacıların dedelerinden babalarına, babalarından da davacılara kaldığını, taşınmazın buğday ve arpa ekilerek kullanıldığını beyan etmiş iseler de, bilgisine başvurulan bilirkişi ve tanıkların beyanlarının soyut nitelikteki sözlerden ibaret olduğu, zilyetliğin şekli ve süresi ile imar ihyanın ne şekilde gerçekleştiğinin maddi olaylara dayalı olarak somutlaştırılmadığı gibi az yukarıda bahsedilen teknik ve bilimsel veri içeren bilirkişi raporlarında belirtilen hususlardan uzak olduğu,
bu durumda yerel bilirkişi ve tanık anlatımlarına değer verilmesinin mümkün olmadığı, tüm bunların yanı sıra Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden yapılan kontrolde, temyize konu dosyada mahalli bilirkişi olarak beyanlarına başvurulan ... ve arkadaşları tarafından dava konusu taşınmazın batısında yer alan taşınmaz kısmına ilişkin olarak açılan davada ...
1. Asliye Hukuk Mahkemesini 2019/1305 Esas, 2020/236 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, anılan kararın Dairemizce onandığı, yine dosya içerisinde mevcut ..... tarafından 2010/314 Esas sayılı dosya ile kısmen aynı taşınmaz kısmına yönelik açılan davada mahkemece, davacının davanın açılma tarihine kadar taşınmaz mala ilgi göstermediği, gerek davalının zilyetliğine gerekse davalı adına yapılan tespite itiraz etmediği,
hayatın olağan akışına uygun olmayan bu durumun davacının o yeri terk ettiği yolunda herkeste bir kanı uyandırdığı ve davacının zilyetliğini terk ettiğine karine teşkil ettiği, böyle olunca davacının yasada öngörülen süreye ulaşan zilyetliğinden söz etme olanağının olmadığı gerekçesi ile verilen ret kararının Yargıtay denetiminden geçerek 31.10.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşıldığından, bu belirlemeler karşısında davacılar yararına kazanma koşullarının oluşmadığı,
taşınmazın imar ve ihyasının tamamlanmadığı gerekçesiyle, taşınmazın A1 ile gösterilen bölümü ile ilgili olarak da davanın reddine karar verilmesi gerekirken, somut olay ve delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek bu kısım yönünden davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2024/2919, K. 2024/7870, 23 Aralık 2024 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama