KÜNYE
8. Hukuk Dairesi 2025/2170 E., 2025/6747 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 17 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2022/779 E., 2025/231 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ceylanpınar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/337 E., 2021/374 K.
Karar Metni
1.327 kelime·7 dk okuma·7 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. ... ili ... ilçesi ... Mahallesi çalışma alanında 4706 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanuna (4706 sayılı Kanun) eklenen geçici 18. maddesi ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) Ek-4. maddesi hükümlerine göre yapılan kadastro sonucunda, 9 76... parsel sayılı 606,36 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan, özel kanunlara göre değerlendirilmesi gereken yerlerden olmadığı, üzerinde herhangi bir daimi ve ayni hak tesis edilmediği, çalışma alanı içerisinde orman bulunmadığı belirtilerek, beyanlar hanesine "2. Derece Askeri Yasak Bölge İçerisinde Kaldığı" şerhi verilmek suretiyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.
2. Davacı ... dava dilekçesinde; dava konusu 9 76... parsel sayılı taşınmazın kendi kullanımında olduğu iddiasına dayanarak, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesine adına şerh verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın Şanlıurfa Kadastro Mahkemelerinde açılması gerektiğini, 30 günlük askı ilan süresinin geçtiğini, davanın usulden reddini, 10 yıllık süre geçtiği için tespitten önceki sebeplere dayanılamayacağını, eda davası açılması gereken hallerde mevcut davanın açılmasının usule aykırı olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... dava konusu ... ili ... ilçesi ...
Mahallesi 9 76... parsel sayılı taşınmazın 04.04.2015 tarihli ve 6645 sayılı Kanun'un 29. maddesiyle 4706 sayılı Kanuna eklenen geçici 18. maddesi (TKGM 2015/3 Genelge) ve 3402 sayılı Kanun'un Ek 4. maddesi kapsamında kalan yerlerden olduğundan Hazine adına tescil edildiği, muhdesata ve kullanıma dair herhangi bir beyan kaydı içermediği ve yapılan ölçümler esnasında taşınmazın toplam yüzölçümünün 606,36 metrekare olarak belirlendiği, hali hazırda davacının fiilen kullanımında olan alanın 606,36 metrekareden ibaret olduğu,
kadastro bilirkişilerinin ve mahalli bilirkişisi olan muhtarın yeminli beyanlarının davacının beyanlarıyla örtüştüğü, yapılan araştırmalarda başkaca birilerinin bu taşınmaz üzerinde zilyetlik iddiasının olmadığının anlaşıldığı, davalı Hazineye ait olan dava konusu taşınmazın kullanıcısının, fen bilirkişisinin raporunda tespit edilen tarihten beridir davacı olduğuna kanaat getirildiği ..." gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını beyan ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, dava konusu taşınmazın 4706 sayılı Kanun'un geçici 18. maddesinin yürürlük tarihi olan 23.04.2015 tarihi itibarıyla davacının kullanımının bulunup bulunmadığına ilişkindir.
4706 sayılı Kanun'un geçici 18. maddesinin 1. fıkrası "12.11.2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun yürürlük tarihinden önce geçerli olan ... ili ... ilçesinin belediye ve mücavir alan sınırları içinde bulunan ve tapuda Hazine adına tescilli olan taşınmazlar ile tescil harici bırakılan Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler;
bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihteki zilyetleri veya fiili kullanıcıları tespit edilmek ve aynı tarih itibarıyla varsa üzerindeki muhdesatın kime veya kimlere ait olduğu ve kim veya kimler tarafından ne zamandan beri kullanıldığı kadastro tutanağının beyanlar hanesinde gösterilmek suretiyle,
21.6.1987 tarihli ve 3402 sayılı Kanunu'nun 11. maddesinde belirtilen askı ilanı hariç diğer ilanlar yapılmaksızın öncelikle fiili durumlarına uygun olarak ifraz ve/veya tevhit edilmek suretiyle kadastroları yapılarak tapuda Hazine adına tescil edilir ve kadastro tutanağının beyanlar hanesindeki bilgiler tapu kütüğünün beyanlar hanesine de aynen aktarılır." hükmünü içermektedir.
Kullanım kadastrosu sırasında, hakkında kadastro tutanağı tanzim edilen taşınmazlar yönünden tutanağın beyanlar hanesinde yer alan ya da alması gereken kullanıcı ve muhdesat şerhlerine ilişkin olarak askı ilan süresi içinde Kadastro Mahkemesinde, askı ilanından sonra ise genel mahkemelerde kullanım kadastrosuna itiraz davası açılmasının mümkün bulunduğu hususu tartışmasızdır. Eldeki davada; İlk Derece Mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme karar vermeye yeterli bulunmamaktadır.
Şöyle ki; taşınmazın kullanımına ilişkin olarak, mahallinde yapılan keşifte mahalli bilirkişi dinlenmemiş, tespit bilirkişileri ... ile muhtar ..., dava konusu taşınmaza ilişkin olarak düzenlenen 26.07.2018 tarihli tespit tutanağı içeriğine göre, tespit tarihi itibariyle taşınmazın zeminde kim yada kimler tarafından kullanıldığını bilmediklerini beyan ettikten sonra,
keşif mahallinde alınan ifadelerinde, davacının hazır bulunmaması nedeniyle kullanıcı olarak yazmayı unuttuklarını, dava konusu yerin davacının kullanımında olduğunu belirtmek suretiyle tutanak içeriğine aykırı beyanda bulunmuş olmalarına rağmen, bu aykırılığın sebebi adı geçen muhtar ve tespit bilirkişilerinden sorularak açıklığa kavuşturulmadığı gibi, davacının taşınmaz üzerindeki kullanımının ne şekilde olduğu, taşınmazdaki zilyetliğini hangi tasarruflarla sürdürdüğü hususu da muhtar ve tespit bilirkişilerinden sorulup somut olarak ortaya konulmamıştır.
Öte yandan; keşif mahallinde dinlenen tespit bilirkişilerinin ve tanıkların taşınmazın kullanımına ilişkin beyanları, tespit tarihi olan 26.07.20 18... sayılı Kanun'un yürürlük tarihi 23.04.2015 tarihi ve öncesi dönemi kapsayan uydu ve hava fotoğrafları ile ortofoto görüntüleri getirtilerek denetlenmemiştir.
Ayrıca; dava konusu taşınmaz üzerinde bulunduğu belirlenen betonarme binanın (evin) hangi tarihte yapıldığının belirlenmesi açısından, söz konusu binanın kaç yaşında olduğu hususunda inşaat mühendisi bilirkişisinden rapor alınmamış ve bu binanın yapımıyla ilgili olarak ilçe belediyesinde kayıt ve belge bulunup bulunmadığı sorulup, mevcut ise dosya arasına getirtilmediği gibi, yine binaya (eve) ilişkin olarak elektrik, su, telefon ve doğalgaz aboneliklerinin bulunup bulunmadığı, bulunmakta ise aboneliklerin hangi tarihte başladığı da ilgili kurumlardan sorulmamış ve buna ilişkin kayıtlar dosya arasına celp edilmemiştir.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince, öncelikle dava konusu taşınmaza ilişkin olarak, tespit tarihi olan 26.07.20 18... sayılı Kanun'un geçici 18. maddesinin yürürlük tarihi olan 23.04.2015 tarihi ve öncesi dönemi kapsayan uydu ve hava fotoğrafları ile ortofoto görüntüleri dosya arasına celp edilmeli; dava konusu taşınmaz üzerindeki binanın yapımıyla ilgili olarak ilçe belediyesinde kayıt ve belge bulunup bulunmadığı sorulup, mevcut ise ilgili kayıtlar dosya arasına getirtilmeli;
yine dava konusu taşınmaza ilişkin elektrik, su abonelikleri ve numarataj belgelerini sunması için davacı tarafa süre ve imkan tanınmalı ve binaya (eve) ilişkin elektrik, su, telefon ve doğalgaz aboneliklerinin mevcut olup olmadığı ve mevcut ise aboneliklerin hangi tarihte başladığı ilgili kurumlardan sorularak,
buna ilişkin kayıtlar dosya arasına alındıktan sonra mahallinde, yaşlı, tarafsız, yöreyi iyi bilen ve davada yararı bulunmayan şahıslar arasından seçilecek yerel bilirkişiler, kadastro tespit tutanağında imzası bulunan muhtar ve tespit bilirkişileri ve taraf tanıkları ile jeodezi ve fotogrometri mühendisi ile inşaat mühendisi bilirkişisinin katılımıyla yeniden keşif yapılmalı ve bu keşifte, mahalli bilirkişi ve tanıklardan, dava konusu taşınmazın kullanım hakkının kimden geldiği, kim tarafından ne zamandan beri ve ne suretle kullanıldığı, davacının dava konusu taşınmaz üzerinde fiili kullanımının bulunup bulunmadığı,
taşınmaz üzerinde bulunan yapının kim tarafından hangi tarihte yaptırıldığı hususları sorularak maddi olaylara dayalı ayrıntılı bilgi alınmalı; yerel bilirkişi ve tanık beyanlarının çelişmesi halinde, bu çelişki gerektiğinde yüzleştirme yapılmak suretiyle çelişki giderilmeye çalışılmalı; çelişkinin giderilememesi halinde hangi beyana, hangi nedenle üstünlük tanındığı gerekçeli kararda tartışılarak açıklanmalı; ayrıca önceki keşifte, tespit bilirkişileri ... ile muhtar ...'nın, tutanak içeriğine aykırı beyanda bulundukları gözetilerek,
kendilerinden ifadeleri arasındaki bu çelişkinin nedeni sorulmak suretiyle söz konusu beyanlar arasındaki aykırılığın giderilmesine çalışılmalı; jeodezi ve fotogrometri mühendisi bilirkişisine, keşfi takibe ve denetlemeye imkan verir şekilde, özellikle tespit tarihi olan 26.07.20 18... sayılı Kanun'un geçici 18. maddesinin yürürlük tarihi olan 23.04.2015 tarihi ve öncesi dönemi kapsayan uydu ve hava fotoğrafları ile ortofoto görüntüleri üzerinde inceleme yaptırılarak, dava konusu taşınmazın bu tarihlerdeki niteliklerini ve kullanım durumlarını açıklayan rapor ve kroki düzenlettirilmeli;
inşaat mühendisi bilirkişisinden ise, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunduğu belirlenen betonarme binanın (evin) hangi tarihte yapıldığının belirlenmesi açısından, söz konusu binanın niteliği ve yaşı hususunda ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınmalı ve bundan sonra tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
İlk Derece Mahkemesince, bu hususlar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak karar verilmesi isabetsiz olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2025/2170, K. 2025/6747, 17 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama