KÜNYE
9. Ceza Dairesi 2009/17120 E., 2011/27379 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Eylül 2011
- Mahkemesi
- Asliye Ceza Mahkemesi
- Suç
- Mala zarar verme, Hakaret, Görevi yaptırmamak için direnme
- Hüküm
- 1- Mala zarar verme suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 152/1-a, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet,
Karar Metni
447 kelime·2 dk okuma·1 bölüm
2- Hakaret suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 125/3-a, 125/4, 43, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet, 3-Görevi yaptırmamak için direnme suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 256/1, 53. maddeleri gereğince mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Tefhim ve temyiz tarihlerine göre sanığın yasal süreden sonra olan temyiz isteminin CMUK'nın 317. maddesi gereğince REDDİNE, 29.09.2011 tarihinde oyçokluğu ile ile karar verildi.
KARŞI OY
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinde; katılan, suçtan zarar gören veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatın “vekil” olarak,
şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatın ise “müdafi” olarak tanımlanması karşısında, ceza yargılamasında sadece sınırlı bazı hallerde sanığı temsil yetkisi bulunan müdafiin, hukuk yargılamasında davanın taraflarını temsil yetkisi olan vekil gibi değerlendirilemeyeceği, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinin 1. fıkrasındaki “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.” ifadesinde geçen “vekil” tabirinin, ceza yargılamasında müdafiin aynı zamanda temsil yetkisinin bulunduğu hallere özgü uygulanabileceği,
temsilin ise sadece yasanın açıkça imkan sağladığı ve sanığın da müdafii kendisini temsil etmek üzere görevlendirdiği hallerde söz konusu olabileceği, öte yandan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılamanın asgari şartlarını düzenleyen 6. maddesinde, sanığın seçeceği bir müdafiin hukuki yardımından yararlanma hakkı ile avukat tutmak için mali imkânlardan yoksun bulunması ve adaletin selametinin gerektirmesi halinde mahkemece tayin edilecek bir avukatın yardımından ücretsiz yararlanma haklarının dışında güvenceye bağlanan üçüncü hakkının da “kendi kendini savunma” hakkı olduğu,
bu hakkın kanun yolu başvuruları dahil olmak üzere soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında kullanılabilmesi gerektiği, adil yargılamanın yukarıda belirtilen asgari şartlarını artırmak ve şüpheli ile sanığı hukuki bakımdan daha fazla güvenceye kavuşturmak amacıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nda öngörülen ve uygulamada “zorunlu müdafilik” olarak adlandırılan kurumun ihdas amacı da gözetildiğinde, bu kurumun sanığın evrensel nitelikteki “kendi kendisini savunma” hakkını kullanılamaz hale getirecek veya kısıtlayacak biçimde yorum ve uygulamaya tabi tutulamayacağı,
esasen gerek sanığın ihtiyarı dışında yasal zorunluluk nedeniyle gerekse sanığın ihtiyacı ve arzusuna bağlı olarak Barolarca görevlendirilen müdafilerin tümünün görevinin sanığa hukuki yardımda bulunmaktan ibaret olduğu, bu tür görevlendirme ve hukuki yardımların sanığın en temel insan haklarından olan “kendisini bizzat savunma hakkını” kısıtlayamayacağı ve ortadan kaldıramayacağı düşüncesiyle, CMK’nın 150/3 madde ve fıkrasında 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce kanuni zorunluluk nedeniyle görevlendirilen ve hükmün açıklandığı son oturumda hazır bulunan müdafiin hükmü temyiz etmemesi de dikkate alınarak,
yokluğunda hüküm kurulan sanığa bizzat kanunyolu başvurusunda bulunarak kendisini savunabilme olanağının sağlanması bakımından gerekçeli kararın uluslararası ve iç hukuk kuralları gereğince tebliğinden itibaren sanığın yedi gün içinde gerçekleştirdiği temyiz başvurusu süresinde olup, temyiz davasının esastan incelenmesi gerektiğini düşündüğümden, sanığın temyiz isteminin reddine dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 29.09.2011
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2009/17120, K. 2011/27379, 29 Eylül 2011 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama