Karar Özeti
9. Ceza Dairesi 2024/8505 E. , 2025/1618 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : Mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle dosya
Karar Detayı
9. Ceza Dairesi 2024/8505 E. , 2025/1618 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SUÇ : Sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı HÜKÜM : Mahkûmiyet TEMYİZ EDENLER : Sanık müdafii, katılan Bakanlık vekili TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile açılan kamu davasında bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda, ... 1. Ağır Ceza Mahkemesince mevcut delillerin değerlendirilmesi neticesinde sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İsteği Özetle, sanığın eyleminin kesik ve ani nitelikte olmayıp sarkıntılık boyutunu aştığına, sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan üst sınırdan takdiri indirim uygulanmaksızın cezalandırılması gerektiğine, katılan kurum lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. B. Sanık Müdafiinin Temyiz İsteği Özetle, mağdurenin soyut ve tanık anlatımları ile doğrulanmayan beyanlarına itibar edilemeyeceğine, suça konu fiilin sabit olmadığına, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir. III. GEREKÇE 1. Dosya içeriğine göre, sanığın mağdureye yönelik cinsel istismar eylemini kamu görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlemesine karşın, Mahkemece hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilerek hakkında belirlenen temel cezanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/3-e maddesi uyarınca artırılması nedeniyle sonuç ceza miktarı değişmeyeceğinden, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların eleştiri nedeni dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında katılan Bakanlık vekili ile sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ... ve üye ...'ın karşı oyları ve oy çokluğuyla ONANMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY Çoğunlukla aramızdaki ihtilaf sanığın eylemini kamu görevinin sağladığı nüfuzunu görevi kötüye kullanma suçun işleyip işlemediğine yöneliktir. Mağdurenin 17 yaşında sağlık meslek lisesi son sınıf öğrencisi olduğu ve devlet hastanesinde staj yaptığı, sanığın ise aynı devlet hastanesinde laboratuvar teknikeri olduğu anlaşılmaktadır. Sanıkla mağdurun aynı yerde çalışıyor olmaları nedeniyle ... Devlet Hastanesine müzekkere yazılarak aralarındaki ilişkinin mahiyetine yönelik olarak "denetim ve gözetim yetkisi ve stajını etkileme yetkisi" bulunup bulunmadığı sorulmuş, hastane tarafından verilen cevapta "sanığın mağdur üzerinde denetim ve gözetim yetkisi, stajını etkileme yetkisi bulunmaktadır" şeklinde cevap verilmiştir. Mahkemece denetim ve gözetim yetkisi ve stajını etkileme yetkisi açıklattırılmamış, yazıya istinaden sanığın hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle eylemi gerçekleştirdiğinden bahisle TCK'nın 103/3-e maddesiyle verilen cezada arttırım yapmıştır. Oysa sanıkla mağdur arasında herhangi bir hizmet ilişkisinin bulunmadığı çok açıktır. Mahkemenin zuhulen kamu görevinden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle eylemini gerçekleştirdiği şekilde açıklama yerine bu şekilde açıklama yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Kamu görevinden kaynaklanan nüfuzun kötüye kullanması ağırlaştırıcı nedeninin uygulanması için bir kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisini TCK'nın 6/3. maddesine göre "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" şeklinde tanımlamıştır. Tekniker olan sanığın kamu görevlisi olup olmadığı, yaptığı işin kamu görevi olup olmadığı tartışılır. Ancak söz konusu ağırlaştırıcı nedenin uygulanması için kamu görevlisi olması yetmez. Ayrıca bu kamu görevinden kaynaklanan bir nüfuzu bulunmalı ve bu nüfuzunu kullanmak suretiyle eylemini gerçekleştirmelidir. Sanıkla mağdurenin aynı yerde çalışıyor olmaları birinin stajyer diğerinin tekniker olması, sanığın mağdur üzerinde nüfuzu bulunduğunu kabul etmek için yeterli değildir. Aynı yerde çalışan kişilerden birinin diğeri üzerinde hiyerarşik bir yetki ve bundan kaynaklanan bir etkiye sahip olması gereklidir. Nüfuz Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre; İsim içine geçme, söz geçirme, güçlü olma, erk demektir. Yani bir kişi üzerinde daha güçlüyseniz, ona söz geçirebiliyorsanız o kişi üzerinde nüfuzunuz var demektir. Bu tanım üzerinden bir değerlendirme yapılırsa eğer bir kişiye karşı onu etkileme gücünüz yoksa o kişi üzerinde erk sahibi değilseniz orda nüfuzdan bahsedemezsiniz. Sosyal manada nüfuzu ele aldığımızda toplumda bir çok kişinin diğerleri üzerinde nüfuz sahibi olduğunu gözlemleriz, makam mevki sahiplerinin toplumdaki diğer kişilere göre, zenginlerin ekonomik durumu yetersiz kişilere karşı, fiziki güç sahiplerinin güçsüz kişilere karşı nüfuz sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Ancak söz konusu maddenin uygulanabilmesi için bu tür bir nüfuzun yeterli olmadığı açıktır. Maddede bahsedilen "kamu görevinden kaynaklanan" nüfuz için taraflar arasında mutlaka hiyerarşik bir ilişkinin bulunması gerekir. Ya amir memur ilişkisi şeklinde bir ilişki olmalı, bu ilişkide amirin memur üzerinde yer değiştirme, sicil verme, emir verme yetkisi gibi yetkileri bulunmalı ya da kamu görevlisinin kişi üzerinde egemenlik kurabileceği bir yetkisinin bulunması gereklidir. Mesela polisin gözetimi altına aldığı kişiyle ya da polisin işlem yaptığı kişiyle ilişkisinde nüfuz kullanmadan bahsedilebilir. Dairemizin yerleşik uygulamalarında da kamu görevinden kaynaklanan nüfuzun varsayılabilmesi için bu nüfuzun (etkinin) doğrudan kamu göreviyle ilgili olması ve nüfuz kullanılan kişi üzerinde ağır, vazgeçemeyeceği dolayısıyla iradesini etkileyen bir ağırlığa sahip olması aranmaktadır. Dairemiz aynı adliyede çalışıyor olsa bile aynı büroda çalışmayan dolayısıyla üzerinde denetim, sicil doldurma gibi yetkileri bulunmayan savcı-katip, hakim-mübaşir gibi kişiler arasında her ne kadar sosyal anlamda bir nüfuz bulunsada kanunun aradığı anlamda nüfuz bulunmadığını kabul etmektedir. Yine aynı okulda çalışan öğretmen-öğrenci ilişkisinde de eğer öğretmen öğrencinin dersine giren öğretmen değilse kanunun aradığı anlamda nüfuzun bulunmadığını kabul etmektedir. Yukarıda açıklandığı gibi sanık hakkında TCK'nın 103/3-e maddesinin uygulanabilmesi için kişi üzerinde egemenlik sağlanması, denetim yetkisinden kaynaklanan gücün bulunması zorunludur. Nüfuzun sadece kolaylık sağlaması yeterli değildir. Mutlaka kişinin iradesini etkilemesi bu nedenle kişinin karşı koymakta zorlanması, itiraz edememesi gerekir. Somut olayımızda hastanede tekniker olan sanığın mağdur üzerinde sosyal bir nüfuzu olduğu kabul edilebilirse de aralarında herhangi bir hiyerarşik ilişkinin bulunduğu, sanığın mağdurun iradesini etkileyecek şekilde mağdurun görevi ile ilgili bazı tasarruflarda bulunup bulunamayacağına ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. ... devlet hastanesinin sadece "denetim ve gözetim yetkisi, stajını etkileme yetkisi vardır" şeklindeki yazısı ilişkinin mahiyeti, sanıkla mağdurla sanık arasında hiyerarşik bir ilişkin bulunup bulunmadığını, sanığın mağdurun stajını üzerinde herhangi bir tasarruf yetkisi bulunup bulunmadığını saptayacak mahiyette değildir. Bu nedenle sanıkla mağdur arasındaki ilişkinin mahiyeti, hiyerarşik bir ilişki bulunup bulunmadığı ve staj üzerinde sanığın tasarruf yetkisinin bulunup bulunmadığı net olarak tespit edildikten sonra TCK'nın 103/3-e maddesinin uygulanıp uygulanamayacağı hakkında karar verilmesi gerekirken eksik araştırmayla karar verilmesi nedeniyle kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.