KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/2075 E., 2025/6793 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 23 Eylül 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/2447 E., 2024/2785 K.
- Dava tarihi
- 17.08.2022
- İlk derece mahkemesi
- ... 54. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/360 E., 2024/292 K.
Karar Metni
1.706 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, iş sözleşmesinin hiçbir gerekçe gösterilmeden işverence haksız şekilde sonlandırıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatları, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile dava dışı ... Şirketi arasında ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi düzenlenmiş olup kanuna ve yerleşik içtihatlara göre anlaşma belgesine rağmen dava açılmasının mümkün olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını, alacakların zamanaşımına uğradığını, dava konusu uyuşmazlığa çalıştığı ülke mevzuatının uygulanması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ... Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesine göre dava tarihi itibarıyla bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma süresi olan 3 aylık sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesi kararında usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Anayasa Mahkemesi tarafından 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesinin 05.11.2024 tarihinde iptal istemiyle incelendiğini, ilgili kararın bekletici mesele yapılması gerektiğini,
b. Davalı tarafın süresinde sunulmayan cevap dilekçesi içeriğinde ve ön inceleme duruşmasında yabancı hukuka dair itirazda bulunmadığını, Türk hukukuna göre karar verilmesi gerektiğini,
c. Rus hukukunda zamanaşımı veya hak düşürücü süre kavramları olmadığını,
d. Yargıtay içtihat değişikliğini işçinin bilmesinin beklenemeyeceğini, verilen kararın hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağına aykırı olduğunu,
e. 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmü gereğince hâkimin, bütün durum ve koşulları dikkate alarak daha sıkı ilişkili hukuku belirlemesi gerektiğini,
f. Yargılama giderleri ve harçların taraflar üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı lehine yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, ayrıca taraflarınca yatırılan harçlarla ilgili hüküm kurulmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, uygulanacak hukuk, arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı ile yargılama giderleri ve vekâlet ücreti noktasında toplanmaktadır.
1. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı Şirkete ait projelerde yurt dışında 17.11.2005-10.04.2019 tarihlerinde çalıştığını iddia etmiş; davalı işveren ise davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. Davalı işverenin yurt dışı projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçinin; yurda giriş-çıkış kayıtlarına göre ve davacı iddiası doğrultusunda uyuşmazlık konusu tüm dönemde davalı Şirketin ...'da bulunan işyerlerinde çalıştığı kabul edilmiştir.
Dosya içerisinde taraflar arasında 09.12.2015 tarihinde imzalanan 09.12.2015-09.06.2016 yürürlük süreli olmak üzere bir adet iş sözleşmesi bulunduğu ve sözleşmede hukuk seçimi yapılarak, uyuşmazlık hâlinde çalışılan ülke mevzuatının uygulanacağının yazılı olduğu görülmüştür. İlk Derece Mahkemesince, davacının iddia edilen tüm çalışma dönemi bakımından ... Federasyonu hukuku uygulanmak suretiyle yargılama sonuçlandırılmış, tarafların istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Yurt dışı iş sözleşmelerinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmelerde hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Dosya içerisinde yer alan iş sözleşmesi ile yurda giriş çıkış kayıtlarına göre davacının 09.12.2015-10.04.2019 tarihleri arasındaki çalışmasının 09.12.2015 tarihli yurt dışı iş sözleşmesi kapsamında geçtiği anlaşılmaktadır. Söz konusu iş sözleşmesi içeriği dikkate alındığında; talep konusu alacaklar bakımından ilgili çalışma dönemi için seçilen hukukun uygulanması yerindedir.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur.
Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir.
Bu bağlamda tarafların tabiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre yukarıda açıklanan hususlar dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında ve tarafların tabiiyeti, yerleşim yerleri, ücretin ödendiği yer ile sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer dikkate alındığında; hukuk seçimi anlaşması bulunmayan 15.08.2011-04.11.2015 tarihleri arasındaki aralıklı çalışma dönemi bakımından daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre bahsi geçen dönemler yönünden uyuşmazlığa daha sıkı ilişkili hukuk olan Türk hukukunun uygulanması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
Davacının yurda giriş çıkış kayıtlarına göre aralıklı olarak 09.01.2007-11.08.2010 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden ise davacıya ücretlerinin davalı işverence banka aracılığı ile Türkiye'de ödenip ödenmediği araştırılmalı, yapılacak araştırma sonucu ve yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, belirtilen çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olup olmadığı da değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Davacının 17.11.2005-23.12.2006 tarihleri arasındaki çalışmalarının ise davalı işveren nezdinde geçtiği dosya kapsamına göre netleştirilmiş değildir. Zira davacı tanıkları da davacıyla 2007 tarihi ve sonrası döneme ilişkin beraber çalıştıkları yönünde beyanda bulunmuşlardır. Bu nedenle Mahkemece bu hususta araştırma yapılmalı ve söz konusu dönemlerde çalışmanın davalı nezdinde geçip geçmediği açıklığa kavuşturulmalıdır.
Çalışmanın davalı nezdinde geçtiği anlaşılırsa, 17.11.2005-23.12.2006 tarihleri arasındaki dönemde davacıya ücretlerinin davalı işverence banka aracılığı ile Türkiye'de ödenip ödenmediği araştırılmalı, yapılacak araştırma sonucu ve yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde, belirtilen çalışma döneminde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olup olmadığı da değerlendirilmek suretiyle sonucuna göre bir karar verilmelidir.
Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. 2. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (Vahit Doğan, Milletlerarası Özel Hukuk, ..., 2022, s.315; Gülin Güngör, Türk Milletlerarası Özel Hukuku, ..., 2021, s.127). Buna göre ... Federasyonu İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Kanun'un 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir.
... Federasyonu İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 392. maddesinde sözü edilen sürelerin, Dairemizce daha önce bazı kararlarda hak düşürücü süre olduğu belirtilmişse de yeniden yapılan değerlendirmede; bu sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır.
... Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesinde 03.07.2016 tarihinde yapılan değişiklikle mahkemeye başvuru için zamanaşımı süresi 1 yıl olarak belirlenmiş olup değişiklik öncesi zamanaşımı süresi 3 ay olarak düzenlenmiştir. Davacının iş sözleşmesinin değişiklikten sonra feshedildiği göz önünde bulundurulduğunda, İlk Derece Mahkemesince bu sürenin 3 ay olarak dikkate alınması isabetsiz ise de fesih tarihinden itibaren 1 yıllık süre geçtikten sonra dava açıldığından ve davalı tarafça süresinde zamanaşımı def'inde bulunulduğundan, bu hatalı tespit sonuca etkili görülmemiştir.
Dava tarihi itibarıyla zamanaşımı sürelerinin dolduğu ve davalı tarafça da usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle 09.12.2015-10.04.2019 tarihleri arası dönemler için ... Federasyonu İş Kanunu'nda yer alan zamanaşımı sürelerinin dolduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu dönemler yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ne var ki söz konusu sürenin İlk Derece Mahkemesince hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalı olduğu gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297/2 hükmü uyarınca hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin karar verilmesi gerekirken, hüküm yerinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiğinin yazılması da hatalı olmuştur.
3. Bilindiği gibi 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/5 hükmüne göre arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamaz. Ancak söz konusu anlaşma belgesinin geçersiz olması hâlinde, taraflar arasında arabuluculuk yoluyla yapılan bir anlaşmadan söz edilemeyeceğinden uyuşmazlık konusu hak ve alacaklarla ilgili dava açılması mümkündür.
Dairemiz uygulamasına göre anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir.
Davacının dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde alacak veya işe iade talep etmesi yahut dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde anlaşma belgesinin iptali ile alacak veya işe iade talep etmesi durumunda ortada tek bir dava vardır. Her iki hâlde anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, açılan davada ön sorun olarak incelenir. Aynı şekilde alacak ya da işe iade davasında, cevap dilekçesinde geçerli bir anlaşma belgesi olduğunun savunulması durumunda da bu husus, aynı davada ön sorun olarak ele alınır.
Somut uyuşmazlıkta davalı işverence cevap dilekçesi ekinde dosyaya ibraz edilen 08.04.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin mevcut olduğu, davacı vekilince cevaba cevap dilekçesinde arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin neye imza attığını dahi bilmediğini, söz konusu tarihte davacının hâla yurt dışında olduğunu ve çalışmaya devam ettiğini beyan ettiği görülmüştür. Bu itibarla söz konusu ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığının sorun olarak değerlendirilmesi ve sonucuna göre davacının talepleri hakkında bir karar verilmesi gerekli iken Mahkemece arabuluculuk anlaşma belgesine yönelik herhangi bir değerlendirme yapılmadan hüküm kurulması da bozmayı gerektirmiştir.
4. Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince Yargıtayın daha önceki görüşüne güvenerek dava açanlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ilkelerinin ihlaline yol açmamak amacıyla davalı lehine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerektiği kabul edilmiştir. Ancak eldeki dava, 17.08.2022 tarihinde açılmış olup dava tarihi dikkate alındığında davacının Dairemizin önceki uygulamasına güvenerek dava açtığından bahsetmek mümkün değildir. Bu hâlde İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Kanun’un 3 23... . maddeleri dikkate alınarak yargılama giderleri ve vekâlet ücreti konusunda karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup ayrıca bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/2075, K. 2025/6793, 23 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama