KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/2809 E., 2025/8817 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 18 Kasım 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/2925 E., 2024/3159 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 28. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/214 E., 2023/314 K.
- Mahkemesi
- İstanbul 18. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/6 E., 2021/101 K.
Karar Metni
1.881 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir. Asıl ve birleşen davada davalılar vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin miktardan reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Rusya'da bulunan işyerinde 17.09.2017-18.07.2018 tarihleri arasında Ekskavatör operatörü olarak haftanın 7 günü çalıştığını, işyerinde 12 saatlik iki vardiya sistemi olduğunu, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, müvekkiline fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini, toplu olarak bir kısım evrakın imzalatıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının Rusya'da bulunan işyerinde 17.09.2017-18.07.2018 tarihleri arasında Ekskavatör operatörü olarak haftanın 7 günü çalıştığını, ücretinin net 1.800,00 Euro olduğunu, işyerinde 12 saatlik iki vardiya sistemi olduğunu, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, müvekkiline fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmediğini, toplu olarak bir kısım evrakın imzalatıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil, yıllık ücretli izin ile ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Asıl davada davalı .... San. Tic. AŞ (Eski Unvanı: ... İnşaat AŞ) vekili cevap dilekçesinde; davacıya ödemelerin yapıldığını, alacağın olmadığını, ikale sözleşmesi yapıldığını, bu şekilde iş sözleşmesinin sona erdiğini, belirli süreli iş sözleşmesiyle çalıştığını, ikale sözleşmesiyle makul yarar da sağladığını, belgeleri irade fesadı altında değil kendi isteğiyle imzaladığını, ücretlerin bankadan ödendiğini, puantaj kayıtları olduğunu, ibranamede belirtildiği şekilde yıllık izin ücretinin ödendiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davalı ... İnş. AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirket nezdinde çalışmasının bulunmadığını, davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar arasında organik bağ olması ve tanık beyanları gözetilerek davacının 18.09.2017-17.07.2018 tarihleri arasında çalıştığı, bordroda belirtilen ücretin gerçek ücret olmadığı, davacının gerçekte aylık net 1.800,00 Euro ile çalıştığı davacının iş sözleşmesinin tazminat gerektirmeyecek şekilde sona erdiğinin işveren tarafından ispat edilemediğini, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, puantaj kayıtları ve ücret bordrolarında imza tarihinin yer almadığı, sonradan imzalatıldığı, tanıkların da evrakların toplu imzalatıldığı,
imzalamadıkları takdirde Türkiye'ye dönmek için çıkışlarının verilmediği şeklindeki beyanları gözetilerek imzalı puantaj ve ücret bordrolarına itibar edilmeyerek tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretinin ispatlandığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar tarafından cevap dilekçesinde yabancı hukukun uygulanması yönünde itirazda bulunulmadığı, uyuşmazlığa Mahkemece Türk hukukunun uygulanmasının yerinde olduğu, Mahkemece hükme esas alınan 23.02.2022 tarihli bilirkişi raporunda pasaport kayıtları ve işyeri kayıtları esas alınarak hizmet süresinin belirlendiği,
tazminata esas ücretin belirlenmesinde emsal ücret araştırması ve davacı tanık beyanlarının birlikte değerlendirilmesinin isabetli olduğu, yapılan çalışmanın şantiye ortamında gerçekleşmesi, puantaj kayıtlarının bulunmaması nedeniyle tanık beyanları ile çalışma saatlerinin belirlenmesinde aykırılık bulunmadığı, iş sözleşmesinin haklı neden olmaksızın feshedildiği, davalılar arasında organik bağ olduğu kabulü ile Mahkemece asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; fazla çalışma ve hafta tatili alacaklarının eksik hesaplandığını ileri sürmüştür. 2. Asıl davada davalı .... San. Tic. AŞ (Eski Unvanı: ... İnşaat AŞ) vekili temyiz dilekçesinde; a. Uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini, b. Tanıkların davacı ile menfaat birliği içinde olduğunu, bu nedenle beyanlarına itibar edilemeyeceğini, c. Ücret miktarının hatalı tespit edildiğini, ileri sürmüştür. 3. Birleşen davada davalı ... İnş. AŞ vekili temyiz dilekçesinde; a. Uyuşmazlığa Rus hukukunun uygulanması gerektiğini, b. Davalılar arasında organik bağ bulunmadığını, davacının davalı Şirket nezdinde çalışmasının bulunmadığını, ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; uygulanacak hukuk, ücretin miktarı, iş sözleşmesinin feshi ile davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 24/1 hükmüne göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Buna göre somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Davacının tüm çalışma döneminde davalı .... San. Tic. AŞ' de çalıştığı, diğer davalı Şirket yanında çalışması bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Grup şirketleri veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.
Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır.
İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz.
Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.
Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.
Türk uyruklu kişilerin yabancı ülkelerde o ülke vatandaşları ya da şirketleriyle birlikte kurdukları şirketler aracılığıyla aldıkları işler kapsamında çalıştırdıkları Türk işçilerinin alacaklarından yabancı kişinin şirketteki pay durumuna göre Türk firmasının sorumluluğunun irdelenmesi gerekir. Yabancı kişinin ortaklığı; gerçek bir ortaklık olmayıp o ülkede iş yapabilmek amacıyla salt bir formalitenin yerine getirilmesinden ibaret ise işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. Bu durumda Türk firmasının sorumluluğu söz konusu olur.
Somut olayda; davalı ... İnşaat AŞ ile diğer davalı Şirketin ayrı tüzel kişiliklerinin bulunduğu ve bu davalıların işçilik alacaklarına karşı tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmak amacıyla kurulmadığı anlaşılmaktadır. Aksi davacı tarafından da ispat edilememiştir. Bu nedenle davacının tüm hizmet süresi bakımından alacaklarından davalıların birlikte sorumlu olduğunun kabulü hatalıdır. Davacının sadece davalı .... San. Tic. AŞ nezdinde çalıştığı, bu nedenle bu davalı bakımından alacakların hüküm altına alınması, diğer davalı Şirket yanında davacının çalışması bulunmadığından bu Şirket yönünden davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekli iken tüm çalışma döneminden birlikte sorumlu tutulmaları hatalıdır.
3. Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp ispatlanmadıkça imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle ispatlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Ücret bordrosundaki ücretin, davacının gerçek ücret miktarını yansıtmadığının anlaşılması hâlinde, bordroların imzalı ve imzasız oluşuna göre bir ayrım yapılması gerekmektedir. Bu hâlde imzalı bordroda yer alan fazla çalışma saati davacıyı bağlayacağından, davacı bordrodaki süreden daha fazla süre ile çalıştığını ancak yazılı bir delil ile ispat edebilir.
Davacının imzalı bordrodaki süreden daha fazla çalıştığını yazılı delil ile ispat etmesi hâlinde, bordroda ödendiği belirtilen fazla çalışma ücreti davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanan alacaklardan mahsup edilir. İmzalı bordrodaki fazla çalışma süresinden daha fazla çalışma yapıldığının yazılı kayıtlar ile ispat edilememesi durumunda, bordrodaki fazla çalışma saati ile bağlı kalınarak değerlendirme yapılır.
Yani bordrodaki fazla çalışma süresinin işçinin gerçek fazla çalışma süresini yansıttığı, ancak karşılığı olan ücretin gerçek fazla çalışma ücretini yansıtmadığı kabul edilir. Davacının bordrodaki fazla çalışma süresinin karşılığı olan fazla çalışma ücreti gerçek ücret miktarı üzerinden yeniden hesaplanır. Bu hâlde de bordrodaki tahakkuk miktarı hesaplanan alacaktan mahsup edilir.
Ücret bordrosunun imzasız olması hâlinde ise davacının bordroda görünen fazla çalışma süresinden daha fazla çalıştığını tanık delili dâhil olmak üzere her türlü delil ile kanıtlaması mümkündür. Bu durumda ispat edilen fazla çalışma ücretinin davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanması gerektiğinde tereddüt olmamalıdır. Ayrıca hesaplanan bu alacaklardan bordroda tahakkuk eden ve ödendiği banka kayıtları ile sabit olan miktarın mahsubu gerektiği de göz ardı edilmemelidir.
Aynı ilkeler, hafta tatili günündeki çalışmanın ispatı bakımından da geçerlidir.
Somut uyuşmazlıkta; tanık beyanlarına göre davacının 08.00-20.00 saatleri arasında çalıştığı, buna göre haftalık 18 saat çalıştığı, ayda iki hafta tatilinde de çalışmasına devam ettiği, hafta tatili günlerinde çalıştığı haftalarda haftalık ortalama 21 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilerek fazla çalışma alacağı hesaplanmıştır.
Dosya kapsamında davacı imzası taşıyan puantaj kayıtlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar Mahkemece tanıkların, puantaj kayıtlarının toplu olarak imzalatıldığı ve imzalamadıkları takdirde Türkiye'ye dönmek için çıkışlarının verilmeyeceği yönündeki beyanlarına göre puantaj kayıtlarına itibar edilmemiş ise de bu hususun şüpheye yer vermeyecek biçimde ispat edilemediği anlaşılmaktadır.
Bu nedenle öncelikle puantaj kaydı bulunan dönem bakımından tanık beyanlarına göre dava konusu alacak taleplerinin tespit edilmesi hatalıdır. Puantaj kayıtlarının bulunduğu dönem bakımından bu kayıtlara göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının hesaplanması gereklidir.
Buna karşılık davacının ücreti, bordrolarında görünen ücretten farklı olarak tespit edilmiş olduğundan, dosya kapsamında yer alan ücret bordrolarındaki çıplak ücretin gerçek ücreti yansıtmadığı görülmektedir.
Bu durumda; imzalı ücret bordrolarında yer alan tahakkuklar gerçek ücret yerine düşük ücretten yapıldığından, bu bordrolarda yazılı olan fazla çalışma saati sayısıyla sınırlı olmak üzere ancak gerçek ücretten hesaplama yapılmalı, mevcut tahakkuklar da mahsup edilerek fazla çalışma ücreti yeniden belirlenmelidir.
Aynı ilke ve esaslar hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretleri bakımından da geçerli olup bordroda tahakkuk eden hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil gün sayısına göre gerçek ücret üzerinden hesaplama yapıldıktan sonra mevcut tahakkuklar mahsup edilerek sonuca gidilmelidir.
Puantaj kaydı bulunmayan dönem bakımından ise şimdiki gibi tanık beyanlarına göre fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarının hesaplanması gerekmektedir.
VII. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/2809, K. 2025/8817, 18 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama