KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/4190 E., 2025/7043 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 29 Eylül 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2025/239 E., 2025/542 K.
- Dava tarihi
- 12.11.2019
- İlk derece mahkemesi
- ... 29. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2024/19 E., 2024/386 K.
Karar Metni
810 kelime·4 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2012-2018 yılları arasında davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde inşaat teknikeri olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedilerek Türkiye'ye gönderildiğini, çalıştığı sürece işyerinde fazla çalışma yaptığını, ayda iki hafta tatili gününde çalıştığını, Ramazan ve Kurban bayramlarının birinci günü ile yılbaşında bir gün istirahat ettiğini, diğer günlerde çalıştığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacının müvekkili Şirket yapılanması içerisinde kaydına rastlanmadığını, dosya kapsamından ve davacının beyanlarından davacının çalıştığı yerin yurt dışı olduğunun açık olduğunu, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 2. maddesi uyarınca kanunlar ihtilafı kurallarının ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, davacının çalıştığı yer mevzuatının uygulanmasını talep ettiklerini, davacının talep ettiği alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının ... ülkesinde çalıştığı, taraflar arasında çalışılan ülke hukukunun uygulanacağına dair iş sözleşmesi hükümlerinin bulunduğu, cevap dilekçesi ile Türk hukukunun uygulanamayacağının davalı tarafça savunulduğu, somut olayda ... iş hukukunun uygulanması gerektiği, davalı tarafın zamanaşımı def'inde bulunduğu, ...
Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesinde 03.07.2016 tarihinde yapılan değişiklikle mahkemeye başvuru için zamanaşımı süresinin 1 yıl olarak belirlendiği, davanın bir yıllık süreden sonra açıldığı, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermek gerektiği, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklarda, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukukun tespiti bakımından yeni esaslar belirlenerek yabancı hukukun uygulanması yönünde içtihat değişikliğine gidildiğinden,
Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davaların bir kısmında, benimsenen yeni görüş doğrultusunda yabancı hukukun uygulanması davacı taraf aleyhine bazı olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına sebebiyet verebileceğinden Dairenin önceki uygulamasına güvenilerek açılan davalarda, davacı aleyhine vekâlet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesinin hakkaniyetli olmayacağı ve adaletsizliğe yol açacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ...'da çalıştığından ve iş sözleşmesinde anlaşmazlık durumunda çalışılan ülke hukukunun uygulanacağı kararlaştırıldığından Mahkemece mevcut uyuşmazlığa ...
Federasyonu İş Kanunu'nun uygulanmasının yerinde olduğu, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 04.07.2024 tarihli ve 2024/8352 Esas ve 2024/10740 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere söz konusu düzenlemenin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu, davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi itibarıyla yürürlükte olan düzenlemeye göre 1 yıllık zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, davacının iş sözleşmesinin 21.08.2017 tarihinde sona erdiği, davanın ise 12.11.2019 tarihinde açıldığı, davalının süresinde zamanaşımı def'inde bulunduğu, dolayısı ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin isabetli olduğu,
davanın reddedilmesine göre davacının yaptığı yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasının yerinde olduğu, arabuluculuk ücretinin Devletin tahsil etmesi gereken harç niteliğinde bir gider olduğu, davanın reddi hâlinde harcın davacıdan alınmasına karar veriliyor ise arabuluculuk ücretinin de davacının karşılaması gerektiği değerlendirildiğinden davacı vekilinin bu itirazının yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanması gerektiğini,
2. Davalının cevap ve ıslaha karşı beyan dilekçesinde işçilik alacaklarına 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiğini belirttiğini ve tarafları lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, kazanılmış hakkın korunması gerektiğini, yabancı hukuktaki zamanaşımı düzenlemesinin esas alınmasının hakkaniyete aykırı olduğunu,
3. ... iş hukukunda zamanaşımı sürelerinin yeniden başlatılmasına ilişkin hâkime takdir yetkisi verildiğini, davacının süreyi kaçırması geçerli bir nedene dayandığından Mahkemece dava açma süresinin yeniden başlatılması gerektiğini,
4. Anayasa Mahkemesi iptal kararı gereği uyuşmazlığa daha sıkı ilişkili olan Türk hukukunun uygulanması gerektiğini,
5. Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin davalıya yüklenmesi gerektiğini, arabuluculuk ücretinin taraflarına yükletilmesinin de kabul edilemez olduğunu,
6. İçtihat değişikliğinden önce açılan somut davada içtihat değişikliğinin uygulanamayacağını,
7. Matbu sözleşmeye dayanarak taraflar arasında hukuku seçimi yapıldığının söylenemeyeceğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, zamanaşımı def'i, davanın süresinde açılıp açılmadığı ve yargılama giderleri hususlarındadır.
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/4190, K. 2025/7043, 29 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama