KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/4286 E., 2025/7839 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 14 Ekim 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2025/210 E., 2025/498 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 2. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/73 E., 2024/243 K.
Karar Metni
1.007 kelime·5 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.
Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14.10.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacı vekili Avukat ... geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ...
Barosuna bağlı avukat olarak çalışmakta olduğunu, davalının, müvekkilinin yanında 02.05.2014 tarihinden itibaren 2018 yılı Haziran ayına kadar ofis elemanı olarak çalıştığını, 2018 yılının Haziran ayından itibaren ofiste işleri aksatmaya başladığını, ayrıca davalının, müvekkillerinden gelen bilgi ve şikâyetlere göre kendisini ofis dışında avukat olarak tanıtmaya, başka bir avukatın kartını vererek iş almaya, davacının iş ve ofis sırlarını ifşa etmeye başladığını, bu durumu fark eden davacının davalıyı 25.09.2018 tarihinde ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırılıktan dolayı işten çıkardığını,
davalının iş sözleşmesinin feshi üzerine işçilik alacaklarının tahsili davası açtığını, davalının davacının ofisinden ayrılırken kendisine iş için teslim edilen ve çıkarken bırakması söylenilen ofis demirbaşlarına kayıtlı dizüstü bilgisayarı ve davacının ofisine ait iki klasör dolusu yazılı evrakı ofisten alarak çıktığını, davalının davacının ofisinde kullanılan ve işten ayrılırken zimmetine geçirdiği bilgisayarda ve dosyalarda kayıtlı bulunan davacının müvekkillerinin özel bilgilerini ve hesaplarını davacıya karşı kullanmak ve başka üçüncü şahıslarla paylaşmak suretiyle davacının avukat olan ünvanını zedelediğini,
hizmet nedeniyle güveni kötüye kullandığını, davalı aleyhine hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma suçundan dava açıldığını, davalı tarafın davacının birçok müvekkilini etkileyerek gönderdiği azilnameler sonucu, bu kişileri bir başka avukata yönlendirdiğini belirterek maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde: davalının davacı aleyhine işçilik alacaklarının tahsili için dava açması sonrası davacı işveren avukatın işbu davayı açtığını, yani davacının davalı olduğu işçilik alacakları davasında aleyhine hükmedilecek tazminattan kurtulmak, bu tazminatı ödememek amacı ile işbu davayı açtığının kabulü gerektiğini, davalının davacı yanında 2011-2014 yılları arasında sigortasız, 2014-2018 yılları arasında ise sigortalı olmak üzere toplam 8 yıla yakın çalıştığını, işini aksattığı ve başka bir avukatın kartını iş ilişkisi devam ederken dağıttığı iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu,
davalının iş ilişkisi boyunca yalnız davacı avukatın kartını taşıdığını ve dağıtmakta olduğunu, davacının kendisine ve ofisine ait olduğunu iddia ettiği bilgisayarın davalıya ait olduğunu, ancak son derece iyiniyetli olarak faturasının vergiden düşebilsin diye davacı adına kestirildiğini, kendi ofisinde ıslak imzalı sözleşmelerini ve ibranamelerini ayrı bir klasör hâlinde değil, her biri ilgili dosyanın arasında olmak sureti ile saklamasına rağmen, davalının olmayan klasörleri almakla suçlamakta olduğunu, davalı müvekkilinin evinde yapılan aramada hiçbir şey bulunamadığını, davacıyı azleden tarafların tümünün kendilerine vekâlet vermediğini,
çeşitli avukatlara dağıldıklarını, ancak bu avukatlara karşı hiçbir itham ve şikâyette bulunmayan davacının bu hususta da iyiniyetli olmadığını, davacının, sadakat yükümlülüğü ihlal eden eylemleri ve paylaşılan sırların ne olduğunu açıklaması gerektiğini, davacının yaptığı şikâyet üzerine yapılan soruşturma ile savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini ve bu kararın kesinleştiğini, davacının iddialarının aksine maddi ve manevi olarak davalının zararlarının oluştuğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, davalının kendisine ait bilgisayarı aldığına dair beyanına karşı, söz konusu bilgisayarın davalıya ait olduğuna kanaat getirilmesi nedeniyle beraat kararı verildiği ve kesinleştiği, her ne kadar davacı taraf, müvekkilinin davalının yönlendirmesi sonucunda azledildiğini iddia etmiş ise de; davacının müvekkillerine karşı ...
Tüketici Mahkemesinde haksız azil nedeniyle uğradığı zararın tazmini için dava açtığı anlaşılmakla, söz konusu azillerin davalının yönlendirmesi sonucu olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığı, davacı tarafın davalının kendisini tehdit ettiği ve 200.000,00 TL istediği yönündeki iddiasını da kanıtlayamadığı,
davacının tanık sıfatıyla dinlendiği ağır ceza mahkemesi beyanında söz konusu ibranameleri kendisinin vergi dairesine verdiğini beyan ettiği, bu hususta davacının vergi cezası kesinleşmiş ise de davacının kanuna aykırılık teşkil eden davranışı nedeniyle kesilen vergi cezasının mesuliyetinin davalıya yüklenemeyeceği, davacının, davalının hareketleri sonucu maddi ve manevi olarak zarara uğradığı hususunu da kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davaya konu eylemler nedeniyle davalı hakkında hırsızlık ve güveni kötüye kullanma suçlarından şikâyetçi olması üzerine,
davacı hakkında güveni kötüye kullanma suçundan açılan davada davacının beraat ettiği, kararın bölge adliye mahkemesi incelemesinden geçerek kesinleştiği, davacının şikâyeti üzerine davalı hakkında dolandırıcılık suçundan başlatılan soruşturmada savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, dosya kapsamından davacının maddi ve manevi tazminat talebinin kabulünü gerektirecek, somut ve yeterli delil bulunmadığı, tanık listesinde adı geçmeyen kişinin kamu tanığı olarak dinletilmesinin mümkün olmadığı,
Mahkemenin davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Davacının sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini, davalının işyerinden belgeleri davacıyı zarara uğratmak kastıyla aldığını, bu belgeleri vergi dairesine verdiğini, üzerinde durulması gereken hususun bu belgelerin işverenin onayı ve bilgisi dışında çalınarak ele geçirilmesi olduğunu, 2. Tanık dinletme taleplerinin reddedilmesinin hatalı olduğunu, 3. Davalı tanık beyanlarının asılsız olduğunu, 4. Azilnameleri davalının yönlendirdiğini, davacının eski müvekkillerinin ifadelerinin bu durumun ispatı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davacının maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/4286, K. 2025/7839, 14 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama