KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/4429 E., 2025/7415 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Ekim 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/818 E., 2025/636 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 4. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/737 E., 2024/12 K.
Karar Metni
1.526 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının ...'da bulunan şantiyelerinde çelik montaj formeni olarak çok uzun yıllar çalıştığını, ilk çalışma döneminin 2002-2003 yılları arasında olduğunu, sonrasında ise davalı firmanın çağırması ile 06.02.2019'dan en son işten ayrıldığı 04.10.2017 tarihine kadar sürekli bir şekilde çalıştığını, iş sözleşmesinin iş bitimi nedeniyle işverence 04.10.2021 tarihinde feshedildiğini, ücretinin aylık net 3.500,00 USD olduğunu, ödenmeyen işçilik alacakları bulunduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 24.12.2021 havale tarihli beyan dilekçesinde; dava dilekçesinde hizmet süresine ilişkin beyanlarda sehven hata yapıldığını, müvekkilinin ikinci çalışma dönemi bakımından işe başlangıç tarihinin 06.02.2009 olduğunu, en son işten ayrıldığı 04.10.2017 tarihine kadar da kesintisiz çalışmanın devam ettiğini ifade etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının müvekkili Şirket çalışanı olmadığını, yurt dışında çalışan davacının Türk hukukuna göre talepte bulunmasının mümkün olmadığını, uyuşmazlığın yabancı mahkemelerde görülmesi gerektiğini, davacının hizmet süresine ilişkin iddialarının anlaşılamadığını, iddia edilen ücretin fahiş olduğunu, farazi iddiaların kabul edilemez olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça davalı Şirketin ... şantiyelerinde 2002-2003 yılları arası 1 yıl ve 06.02.2009- 04.10.2017 tarihleri arası 8 yıl 7 ay 28 gün olmak üzere 2 ayrı fasılalı çalışma süresi toplamının 9 yıl 7 ay 28 gün olduğunun iddia edildiği, taraflar arasında imzalanmış 18.10.2016-08.04.2017 yürürlük süreli yurt dışı iş sözleşmesinin mevcut olduğu, çalışmasının tamamını davalıya ait ...’da bulunan işyerinde geçirmiş olması ve mutad işyerinin de işçinin işini fiilen yaptığı ... olması nedeni ile tüm çalışma dönemi için uygulanması gereken hukukun ... mevzuatı olduğu, ...
Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesinde 3 aylık hak düşürücü sürenin öngörüldüğü, iş sözleşmesinin fesih tarihinin 04.10.2017, dava tarihinin ise 11.11.2021 olduğu dikkate alındığında 3 aylık sürenin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalının ... Federasyonunda bulunan işyerlerinde fasılalı bir şekilde 04.10.2017 tarihine kadar işçi olarak çalıştığı, fesih tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve somut uyuşmazlığa uygulanması gereken, ...
Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesinde, çalışanın (işçinin) hakkının ihlal edildiğini öğrendiği veya öğrenmesi gerektiği günden itibaren bir yıl içinde (2016 yılı Temmuz ayından itibaren üç aylık sürenin bir yıla yükseltildiği) bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma hakkının bulunduğunun hüküm altına alındığı, davalının cevap dilekçesinde hem uyuşmazlığa yabancı hukuk uygulanması yönünden savunmada bulunmuş olması hem de zamanaşımı def'inde bulunduğu dikkate alındığında davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu;
ayrıca güncel içtihatlar dikkate alındığında davalı lehine vekâlet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. 10... tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı ilâmı ile; 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptal edildiği hususu ile uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini, 2. Müvekkilinin dava tarihinden önce hakkının ihlal edildiğini öğrendiğine dair dosyada bilgi ve belge bulunmadığından ... hukukuna göre de zamanaşımı nedeniyle ilgili alacakların reddinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, iş sözleşmesine uygulanacak hukuka ve işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığına ilişkindir.
Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.
Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır.
Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir.
Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır.
Bu açıklamalara göre öncelikle belirtmek gerekir ki, davacı tarafça davalının yurt dışı şantiyelerinde 2002-2003 yılları arasında ve ardından 06.02.2009-04.10.2017 tarihleri arasında iki dönem hâlinde çalışıldığı iddia edilmiş olup gerek İlk Derece Mahkemesi kararında gerekse de Bölge Adliye Mahkemesi kararında davacının hizmet süresinin tespitine ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmiş değildir. Kararların gerekçelerinde davacının iddia ettiği çalışma süresine, fasılalı çalışmanın bulunduğuna, iş sözleşmesinin sona erdiği tarihe ve dava tarihine ilişkin ifadelerle yetinilmiştir.
Dosya içerisinde, davacıya ait hizmet döküm cetveli, ... Valiliği Emniyet Müdürlüğünce sunulan yurda giriş çıkış kayıtları, 2010 yılı Ağustos ayından 2011 yılı Mayıs ayına kadar ve 2012 yılı Eylül ayından 2017 yılı Ağustos ayına kadar bordrolar ve puantaj kayıtları, tanık beyanları ve tanıklara ait hizmet döküm cetvelleri mevcut olup Bölge Adliye Mahkemesince öncelikle tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle davacının hizmet süresinin belirlenmesi gerekir.
Diğer yandan dosya içerisinde 18.10.2016-18.04.2017 yürürlük süreli yurt dışı iş sözleşmesi bulunmakta olup davacının 18.10.2016-04.10.2017 tarihleri arasında söz konusu sözleşme kapsamında ...'da çalıştığı sabittir. İlgili yurt dışı iş sözleşmesinin içeriği dikkate alındığında taraflar arasında hukuk seçimi bulunduğu anlaşıldığından belirtilen çalışma dönemi bakımından ... hukuku uygulanmak suretiyle talep konusu alacakların zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması yerindedir.
Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur.
Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir.
Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür.
Bu konuda özellikle İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sırasındaki araştırmanın da eksik kaldığı anlaşılmaktadır. Zira davacı tarafça ücretinin Türkiye'deki A.
Bankasının Gürsu ve Kestel şubelerine yatırıldığı ifade edilmiş olup söz konusu Bankanın Genel Müdürlüğünden gelen 24.02.2022 tarihli yazı cevabında tarih aralığının belirtilmesi hâlinde araştırma yapılacağı ifade edilmiş; davacı tarafça 20 02... yılları için araştırma yapılması talebinde bulunulmuş ise de söz konusu araştırmanın neticelendirilmediği anlaşılmaktadır.
Belirtilen kriterlere göre 18.10.2016-04.10.2017 dönemi dışındaki hizmet süresi bakımından daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğunun anlaşılması hâlinde hizmet süresi de dikkate alınarak davacının talep konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığının yeniden değerlendirilmesi gerekir.
Eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/4429, K. 2025/7415, 6 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama