KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/4983 E., 2025/6133 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 10 Eylül 2025
- Mahkemesi
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/3036 E., 2025/858 K.
- İlk derece mahkemesi
- Ankara 21. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2022/14 E., 2023/418 K.
Karar Metni
1.874 kelime·9 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı vekili dava dilekçesinde; davalı-karşı davacının Şubat 2013 tarihine kadar ... şubesinde şube yönetici yardımcısı olarak görev yaptığını, Vakfın ...Bölge Müdürü M.A'nın 5 Şubat 2013 tarihinde Silvan şube denetimi yaptığı sırada önemli usulsüz işlemler tespit ettiğini, davalının yapılan denetim öncesinde, farklı tarihlerde olmak üzere toplam 107 mikro girişimcinin bilgisi olmadan önceki evraklardaki bilgileri kullanılarak ve imzaları taklit edilerek gerçek kredi dağıtımı yapmış gibi usulsüz kredi işlemini tamamlayarak çıkan kredileri bu şahıslar adına kendisinin kullandığını,
müvekkili tarafından davalıdan alınan savunmada tüm bu usulsüzlüklerin kendisi tarafından bizzat ikrar ve kabul edildiğini, davalının, arkasında bir kısım akrabalarının cirolarının da bulunduğu toplam 3 adet senet düzenlemesi üzerine,
Vakıf tarafından başlangıçta bir işlem yapılmadığını, 2015 yılına kadar değişik tarihlerde taksitler hâlinde bir kısım ödemeyi Vakıf hesabına iade ettiğini, Vakıflar Genel Müdürlüğü müfettiş raporu doğrultusunda davalı hakkında 13 Şubat 2017 tarihinde Ankara İcra Müdürlüğünde başlatılan icra takibinin davalının yetki itirazı nedeniyle Diyarbakır'a gönderildiğini, Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2020/115907 Esas sayılı dosyasında davalının borcun tamamına itiraz ettiğini,
davalının açıkça kabul etmiş olduğu borcu kapatmamasına rağmen icra takiplerine kötüniyetli olarak itiraz ettiğini belirterek usulsüz işlemler nedeniyle sebep olunan zararın davalı-karşı davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davalı- karşı davacının Ağustos 2008-Şubat 2013 tarihleri arasında Türkiye İsrafı Önleme Vakfı Silvan şubesinde çalıştığını, müdür yardımcısı olarak görevlendirildiğinde 3 adet bedelsiz bono düzenlendiğini, bunların tehdit ve baskı ile imzalattırıldığını, sonrasında hukuki nedenden yoksun ve kanuna aykırı olarak tanzim edilen bu bonoların teminat senedi niteliğinde olduğu hâlde icraya konulduğunu, davacı Vakıf tarafından davalının belgede sahtecilik yaptığı ve bu yolla Vakfı zarara uğrattığı iddiasıyla suç duyurusunda bulunulduğunu,
yapılan soruşturma sonucu davacı Vakfın sahtecilik yapıldığını iddia ettiği belgelerin asıllarını sunamaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini, öncelikle açılan bu davanın, kabul anlamına gelmemekle birlikte, belirsiz alacak davası olarak açılabilecek nitelikte olmadığını, çalıştığı dönemde babasının ciddi kanser tedavisi görmesi ve ailesinin geçimini sağlamak zorunda olmasının iradesini manipülasyona son derece açık hâle getirdiğini, işveren Vakıf tarafından bu durumun kötüniyetle kullanıldığını,
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan denetim raporunda Vakıf tarafından yapılan muhasebeleştirme usulsüzlüklerinin bulunduğunu, kaldı ki dava dilekçesinde mikro kredilere ilişkin geri dönüşlerinin yüksek olduğundan bahsedilmişse de denetim raporunda tam tersi verilerin olduğunu, Vakfın kamu yararı ve hayır amaçları gütmesi nedeniyle geri dönüşü olmayan kredilere ilişkin icra takibatı yoluna gidilmediğini, kaldı ki davacı-karşı davalı tarafın da belirttiği üzere bu kredilere ilişkin herhangi bir teminat yahut kefalet talep edilmemekte olduğunu,
hayatın olağan akışında bu şekildeki kredi borçlarının tahsil kabiliyetinin bulunmadığını, Vakfın geri dönüşü olmayan kredilerin sorumluluğunu çeşitli iftira, baskı, yıldırma yollarıyla düşük ücretlerle çalıştırdığı personeline yüklediğini, kendilerinin hayır amaçlı bu Vakfı bu yolla zarara uğrattıklarını, bu zarara dair yine vakıflar için yetkili kurum olarak Vakıflar Genel Müdürlüğüne bilgi verilmemiş olması, müvekkiline atfedilen bu zararla ilgili olarak haklı fesih mekanizmasının işletilmemiş olması, bilakis kendi isteğiyle istifa ederek işyerinden ayrılmış olması,
çalışanların savunmalarını aldıkları tarihlerde ithamlarının cezai yönü de bulunmasına rağmen sahtecilik yapıldığını iddia ettikleri belgelerin asıllarını sunarak suç duyurusunda bulunmamaları, aradan uzun yıllar geçtikten sonra yine belge asıllarını sunmaksızın suç duyurusunda bulunmaları birlikte değerlendirildiğinde, ortada çok büyük çelişkiler olduğunun anlaşılacağını belirterek Diyarbakır İcra Müdürlüğünün 2020/115907, Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2018/7297ve 2018/7299 Esas sayılı açık icra takiplerine konu edilen senetlerin iptal edilmesi zorunluluğu doğduğundan haksız şekilde açılan asıl davanın reddini,
davacının iddia ettiği gibi bir alacağı olmadığının tespitini, buna ilişkin olarak bahse konu senetlerin iptalini, karşı taraf aleyhine %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile.
Silvan Cumhuriyet Başsavcılığının 02.02.2021 tarihli ve 2019/3585 Soruşturma ve 2021/228 Karar sayılı kararı ile kavuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, müşteki Kurum tarafından bu karara karşı yapılan itiraz üzerine Diyarbakır 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 2021/3988 Değişik İş sayılı ve 02.09.2021 tarihli kararı ile yapılan itirazın reddine karar verildiği; bilirkişi raporunda davacı Kurumun iddiasına konu edilen hususa ilişkin dosyaya sunulan listelerin birbirini teyit etmediği, dava dilekçesi ekinde sunulan listede 108 kişi bulunduğu ve geri ödeme tutarının 122.694,20 TL olduğu,
ön rapor sonrası dosyaya sunulan listede 190 kişi bulunduğu ve geri ödeme tutarının 198.344,50 TL olarak belirtildiği, fark olarak nitelendirilen tutar için hizmet bedeli açıklamasında bulunulmuş ise de Vakıflar Genel Müdürlüğü denetimi ile hazırlanan raporun sonuç bölümünde böyle bir uygulamanın bulunmadığına dair tespitler bulunduğu, bu hususlar dikkate alındığında davacının iddiasını tespite yeterli bilgi ve belgenin dosyada yer almadığı, davacı Kurumun maddi zarar iddiası ispatlanamamış olduğundan asıl davanın reddine karar verildiği; karşı dava ile dava edilen menfi tespit davası yönünden;
ilgili icra dosyaları ile ilgili bilirkişiye yerinde inceleme yetkisi verilerek alınan bilirkişi asıl ve ek raporunda Ankara 5. İcra Müdürlüğünün 2018/7297 Esas ile 2018/7299 Esas sayılı dosyalarına takip konusu yapılan 05.02.2013 tanzim, 06.02.2016 ödeme tarihli 3 adet 60.000,00 TL (toplam 180.000,00 TL) tutarlı kambiyo senedinin davacı taraf ticari defter kayıtlarında bulunmadığı, takibe konu edilen kambiyo senetlerinin dava dilekçesi ekinde bulunan suretlerinde ödeme tarihi ve lehtar bilgilerinin bulunmadığı, ancak İcra Müdürlüğü tarafından dosyaya sunulan suretlerinde ödeme tarihi ve lehtar bilgilerinin bulunduğu,
dava dilekçesinde "... başkaları adına sahte imza kullanıp sahte evrak düzenleyerek usulsüz bir şekilde kredi tanımlaması yapılmış ve kurum hesabından para çıkışı gerçekleştirmiştir." iddiası bulunulmakta ise de gerek dosyaya sunulan gerekse yerinde inceleme sırasında incelenen bilgi ve belgelerden şube zararı olarak belirtilen ve defter kayıtlarına alınan tutarın davalı tarafın eylemleri nedeniyle oluştuğunun belge ile somutlaştırılamadığı ancak 05.02.2013-01.04.2018 tarihleri aralığında davalı tarafından davacı hesaplarına toplam 50.600,00 TL ödeme yapıldığı hususlarının tespit edildiği,
davacı vekilinin 10.07.2023 tarihli dilekçesi ile icra takip dosyalarında belirtilen ve takip konusu edilen tutarların aynı olduğu ve toplamda 348.087,20 TL olduğu, açıklanan nedenlerle karşı dava olarak açılan menfi tespit davasının kabulü ile karşı davacının Ankara 5. İcra Dairesinin 2018/7297 Esas, 2018/7299 Esas ile Diyarbakır İcra Dairesinin 2020/115907 Esas sayılı icra dosyalarına konu edilen alacaklar nedeni ile davalı-karşı davacıya borçlu olmadığının tespitine, talep konusu yargılamayı gerektirdiğinden şartları oluşmayan icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; genel ispat kuralları gereği zararını ispat yükümlülüğü davacı tarafa ait olup davalının 05.02.2013 tarihli açık ikrarı ve ödeme taahhüdünü içeren tutanak birlikte değerlendirildiğinde, davalı-karşı davacı tarafından üyeler adına krediler çekildiği anlaşılmakta ise de çekilen kredi miktarına ve davalı- karşı davacı tarafından ödenmesi gereken bakiye kredi miktarına ilişkin bir tespitin bulunmadığı,
davacı tarafça da usulsüz çekildiği iddia edilen kredi miktarlarına ilişkin belgelerin sunulamadığı, dolayısıyla somut olarak davacı zararını hesaplamaya elverişli belgelerin sunulamadığı anlaşıldığından, Mahkemece davacı Kurumun iddia ettiği maddi zarar iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği; karşı dava yönünden ise davacı-karşı davalı tarafça icra takibine konu edilen senetlerin muhasebe kayıtlarının bulunmadığı,
bu hâliyle davalı-karşı davacı ile davacı-karşı davalı arasındaki 05.02.2013 tanzim tarihli senetlere konu şahsi borç ilişkisinin nedenine ilişkin bir delil olarak kabul edilemeyeceği, öte yandan söz konusu senetlerin davacı-karşı davalı Vakfın zararına ilişkin olarak düzenlendiği kabul edilse dahi davacı-karşı davalı tarafından zarar miktarının ispat edilememiş olmasına göre Mahkemece takibe konu senetler nedeniyle davalı-karşı davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, kötüniyet tazminatı talebi yönünden ise icra takibinin haksız olduğu ortada ise de uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden,
Mahkemece bu gerekçeyle tazminat talebinin reddine karar verilmesinin de yerinde olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davalı-karşı davacının ikrarı, tanık beyanları ve dosyaya sunulu bilirkişi raporları da dikkate alındığında davalının söz konusu usulsüz işlemleri gerçekleştirdiğinin ortada olduğunu,
2. Davalı-karşı davacı tarafından usulsüz şekilde çekilen kredilerin davacı Kurumun muhasebesinde kredi olarak işlenmiş ve ayrıca bu kredilere "hizmet bedeli" de tahakkuk ettirilmiş olduğunu, 198.344,50 TL olarak tespit edilen miktardan daha sonradan davalı tarafından yapılan ödemeler düşülerek bakiye borcun 145.848,20 TL olarak ortaya çıktığını,
3. Bu miktarın Kurum içerisinde kullanılmaması ile oluşan zarar ve faizini hesaplamak ise davacı Kurumca mümkün olamadığından dava yoluna başvurulduğunu,
4. Mahkemece maddi zararın ispat edilemediği yönündeki tespit ile davanın reddi kararının hukuka aykırı olduğunu,
5. Davalı-karşı davacının menfi tespit davası açmasında hukuki yararının bulunup bulunmadığı da dikkate alınmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davalı-karşı davacı tarafça davacı-karşı davalı Kurumun zarara uğratılıp uğratılmadığı ile zarar iddiasının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı-karşı davacının Silvan şubesinde şube müdür yardımcısı olarak çalıştığı sırada yaptığı eylemlerle öncesinde kredi kullanan kişiler adına talepleri olmaksızın bilgilerini kullanarak usulsüz kredi dosyaları oluşturmak suretiyle alınan krediyi kendi adına kullandığı tespit edilmiş ve davalı tarafça da bu eylemler kabul ve ikrar edilmiştir. Yapılan usulsüzlükler, 05.02.2013 tarihli şube denetiminde tespit edilmiş ve zarar davalı-karşı davacı tarafından kabul edilerek ödeneceği taahhüt edilmiş, 2017 yılına kadar da peyderpey kısmi ödemeler yapılmıştır. Yine aynı tarihte davacı-karşı davalının zararına karşılık teminat olarak icra takiplerine konu edilen bonolar davalı-karşı davacının dayısı ve babasının kefaletiyle alınmıştır.
Davalı-karşı davacının, ödeme yapacağını beyan etmesi ve kendisinden senet alınması nedeniyle, suç teşkil eden eylemleri mahkemeye ve Cumhuriyet savcılığına intikal ettirilmemiş ve 2017 yılına kadar icra takibi de yapılmamıştır.
Vakıflar Genel Müdürlüğünün 22.09.2017 tarihli ve 1 sayılı Türkiye İsrafı Önleme Vakfı hakkındaki denetim raporunun 22 No.lu bendinin 5. paragrafında yer alan.
İktisadi İşletme yöneticileri ve denetçileri tarafından tespit edilen usulsüz eylemler nedeniyle (güveni kötüye kullanma ve evrakta sahtecilik) Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmaması, denetim makamı olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne bilgi verilmemesi, işletme zararı nedeniyle alınan teminat senetlerinin işletme ve vakıf muhasebesinde izlenmemesi, tespit edilen ve "128" ve "195" hesaplarda izlenen işletme zararına, hesaplara alındığı tarihten itibaren faiz işletilmemesi nedeniyle bir an önce usulsüzlüklerin önlenmesi için suç duyurusunda bulunulması,
faiziyle icra takibi yapılması ve teminat senetlerinin muhasebe kayıtlarında izlenmesi ile sonuçlarından denetim makamına bilgi verilmesi gerektiğine yönelik tespitler üzerine davacı Vakıf yönetimi tarafından davalı-karşı davacı hakkında icra takibi başlatılmış ve Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.
Davalı-karşı davacı, usulsüzlüğün tespitinden itibaren yaklaşık 4 yıl boyunca davacı-karşı davalıya ödemeler yapmıştır.
Bilirkişi raporlarında evrak asıllarının sunulmadığı ifade edilmişse de davacı-karşı davalı tarafından evrak asıllarının Kurum ve şube arasında kargolanmaları sırasında kaybolduğu ifade edilmiştir. Her ne kadar evrak asılları sunulamamış olsa da somut dosyada zararın varlığı, kredi dosyalarının davacı Kurum denetçileri ve Vakıflar Genel Müdürlüğü denetçileri tarafından incelenmesi sonucu yapılan tespitlerle ortaya konulmuştur.
Ayrıca belirtmek gerekir ki alacağın muhasebe ilkelerine aykırı olarak değişik kodlarla farklı yerlerde hesap ve takip edilmesinin, alacağın ispat edilemediği anlamına gelmeyeceği de ortadadır. Mahkemece yapılacak iş; davalı-karşı davacı tarafından yapılan ödemeler mahsup edilmek ve hizmet bedeli (%15) uygulanmaksızın davalı tarafından verilen taahhüt ekindeki liste dikkate alınmak suretiyle davacı-karşı davalı Kurumun zararının tespit edilmesinden ibarettir. Zararın ispat edilemediği gerekçesiyle asıl davanın reddi isabetsiz olmuştur.
Karşı dava yönünden ise; tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla, tespit edilen zarar miktarı dışındaki talepler bakımından, davalı-karşı davacının davacı-karşı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar vermek gerektiği de göz ardı edilmemelidir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/4983, K. 2025/6133, 10 Eylül 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama