KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/5995 E., 2025/7910 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 15 Ekim 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/1984 E., 2023/2334 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... ... 18. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2019/274 E., 2023/251 K.
Karar Metni
1.516 kelime·8 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yolu ile davalı Türkiye ... Bankası vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Hizmetleri AŞ (...Şirketi) nezdinde sigortalı gösterilerek diğer davalı Türkiye ...
Bankasına bağlı olarak 13.07.2006-12.07.2013 tarihleri arasında takip memuru olarak çalıştığını, adli evrakların hazırlanması, sunulması ve takibi işini yaptığını, ilave olarak bu evrakların tasnif ve arşivinden de sorumlu olduğunu, davalılar arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu, kendisi ile birebir aynı işi yapan ve davalı Türkiye ...
Bankasında kadrolu olarak çalışan takip memurlarına daha yüksek ücret, yılda dört ikramiye, temettü, vekâlet ücreti ve harcırah ödemeleri yapıldığını, müvekkiline bu ödemelerin yapılmadığını, müvekkilinin iş sözleşmesini haklı nedenlerle feshettiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile manevi tazminat, ücret farkı ve ücret eki, fazla çalışma ücreti ve yıllık ücretli izin alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Türkiye ... Bankası vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazında bulunarak davacının 12.07.2013 tarihine kadar diğer davalı nezdinde çalıştığını, muvazaa iddialarının gerçek dışı olduğunu, müvekkili ile diğer davalı arasında ilişkinin mevzuatın öngördüğü çerçevede yapılan bir hizmet alım sözleşmesine dayandığını, davacının fazla çalışmasının söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ...Şirketi vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davacının iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini ve kıdem tazminatı talebinin haksız olduğunu, davacının fazla çalışma yapmadığını, ücret farkı, yıllık ücretli izin ve manevi tazminat taleplerinin kabul edilemez olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 13.07.2006- 12.07.2013 tarihleri arasında davalı ...Şirketi personeli olarak diğer davalı Türkiye ... Bankasında çalıştığı, Türkiye ...
Bankasının asli olmayan yardımcı işlerinin yapılması için profesyonel şirketlerden hizmet satın aldığı, davacının bu kapsamda davalı ...Şirketi bünyesinde destek hizmetleri temini kapsamında çalıştığı, davalılar arasında dosya içerisinde mevcut 2011 yılına ait asıl işveren alt işveren sözleşmesi bulunduğu anlaşıldığından davacının ücret farkı talebinin reddi gerektiği, davacı işçinin ücretinin emsal çalışanlara göre düşük olarak ödendiği ve baskı yapıldığını iddia ederek haklı nedenle iş sözleşmesini feshettiğinden bahisle kıdem tazminatı talep ettiği, tanık beyanları ve dosya kapsamına göre davacının bu iddiasının doğrulanmış olduğu,
davacının iş sözleşmesinin kıdem tazminatı ödenmesini gerektirmeyecek şekilde feshedildiğinin davalı tarafından ispat edilemediği, davacının kıdem tazminatını hak ederek iş sözleşmesini feshettiği, fazla çalışma alacağı bulunmadığı, davacının manevi tazminat talebinden feragat ettiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile katılma yolu ile davalı Türkiye ... Bankası vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 13.07.2006-12.07.2013 tarihleri arasında 6 yıl 11... gün süreyle davalılardan ...Şirketi bünyesinde diğer davalı Türkiye ...
Bankasında büro elemanı olarak çalıştığı, İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki nitelendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2010/8024 Esas ve 2010/32060 Karar sayılı kararı, bankaların destek hizmeti almalarına ve bu hizmeti verecek kuruluşların yetkilendirilmesine ilişkin yönetmelik hükümleri, davalılar arasındaki destek hizmet alım sözleşmesi ve davacının bu kapsamda çalıştırılmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davalılar arasındaki ilişkinin muvazaaya dayalı olmadığı,
geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunduğu yönündeki kabulün dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Müvekkilinin muvazaalı şekilde davalı Türkiye ... Bankasında çalıştırıldığını, b.Tanık beyanları ve dosyadaki belgelere göre müvekkilinin büro personeli ve takip elemanı olarak çalıştırıldığını, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu ileri sürmüştür. 2. Davalı Türkiye ... Bankası vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ispatlayamadığını, b. Kıdem tazminatı talebinin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; davalılar arasındaki asıl işveren alt işveren ilişkisinin kanuna uygun kurulup kurulmadığı ve muvazaaya dayanıp dayanmadığı ile davacı tarafından yapılan feshin haklı olup olmadığına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili ve davalı Türkiye ... Bankası vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 2/7 hükmüne göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren alt işveren ilişkisi denilmektedir.
Maddeye göre asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanun'dan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
Dolayısıyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçerli olarak kurulabilmesi için iki işverenin bulunması, mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işin varlığı ve asıl işin bölünerek alt işverene verilmesi hâlinde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik sebeplerle uzmanlık gerektirme unsurunun gerçekleşmiş olması gerekir. Sözü edilen bu hususların, aksi kanıtlanabilen adi kanuni karineler olduğu kabul edilmelidir.
Muvazaa ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç meydana getirmesini arzu etmedikleri, görünüşte bir anlaşma olarak tanımlanabilir. Muvazaada, taraflar arasında üçüncü kişileri aldatma kastı bulunmakta ve sözleşmedeki gerçek amaç gizlenmektedir. Muvazaa genel ispat kuralları ile ispat edilebilir.
Bunun dışında işverenler arasında muvazaalı biçimde asıl işveren alt işveren ilişkisi kurulmasının önüne geçilmek amacıyla 4857 sayılı Kanun'un 2/8 hükmünde bazı muvazaa kriterlerine de yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre, asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz.
Aksi hâlde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş, bölünerek alt işverenlere verilemez.
Dairemiz uygulamasına göre bir ihale dönemi için kurulan asıl işveren alt işveren ilişkisinin geçersiz olması veya muvazaaya dayanması, önceki ve sonraki ihale dönemleri bakımından bir sonuç doğurmaz. Her ihale sözleşmesi kendi dönemi ve şartlarında değerlendirmeye tâbi tutulmalıdır. Başka bir anlatımla, önceki ihale sözleşmelerinin Kanun'a uygun kurulmamış olması veya muvazaalı olması, sonrakilerin de aynı şekilde Kanun'a uygun kurulmadığını ya da muvazaaya dayandığını göstermez. Daha sonra yapılan sözleşmenin ayrıca Kanun'a uygunluk ve muvazaa yönünden değerlendirmeye tâbi tutulması gerekir.
Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamına göre davalılar arasında imzalanan 01.03.2011 başlangıç tarihli temizlik ve diğer hizmetler sözleşmesi incelendiğinde, davalı Türkiye ... Bankasına ait hizmet binalarının temizlik, gündüz çay, kahve ikramı ile öğle yemeği ikram hizmetlerinin diğer davalı ...Şirketi tarafından yapılmasına ilişkin tarafların hak ve yükümlülüklerinin sözleşmenin konusu ve kapsamını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu sözleşmenin ekinde yer alan sözleşme kapsamında çalışacak personel listesinde davacının da yer aldığı görülmektedir.
Dosyadaki tüm deliller ve özellikle davalı tanığı ...'nın beyanları ile davalı ...Şirketi vekilinin bilirkişi raporuna karşı sunduğu 22.03.2016 tarihli dilekçesindeki açıklamaları dikkate alındığında; davacı işçinin, davalı Türkiye ... Bankasına ait işyerinde hukuk işleri departmanında veri girişi, dosyalama ve arşiv gibi işlerde büro personeli olarak çalıştığı ve dosya takibinde görev aldığı anlaşılmaktadır.
Davacının yukarıda belirtilen hizmet alım sözleşmesi kapsamında yer almakla birlikte fiilen hizmet alım sözleşmesi dışında başka işlerde çalıştırıldığı dikkate alındığında söz konusu ihale döneminde davacı açısından davalılar arasında geçerli bir asıl işveren alt işveren ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; dava konusu alacaklar yönünden davacının 01.03.2011 tarihinden itibaren davalı Türkiye ... Bankasının işçisi sayılması gerektiği kabul edilmelidir.
Davacı işçinin sendika üyesi olmadığı ve dayanışma aidatı da ödemediği gözetildiğinde görevi ve kıdemi itibarıyla sendika üyesi olmayan emsal işçi olup olmadığı belirlenerek dava konusu ücret farkı ve ücret eki alacak talepleri hakkında karar verilmelidir. Ayrıca, tüm tanıklar tarafından davalı Türkiye ...
Bankası personeline ücrete ek olarak bir kısım ödemeler yapıldığı beyan edilmiş olup bu beyanlar üzerinde durularak dava dilekçesinde de iddia edilen söz konusu ödemelerin toplu iş sözleşmesi kapsamında yapılıp yapılmadığı tespit edilmelidir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.
3. İş sözleşmesi, davacı işçi tarafından 12.07.2013 tarihinde feshedilmiştir. Fesih ihtarnamesinde, davalı Türkiye ... Bankası bünyesinde hukuk işleri biriminde asli personel gibi çalıştırılmasına rağmen alt işveren firma üzerinden istihdam edilerek aynı işi yapan personelden daha az şekilde ücretlendirilmesi ve haklarının ödenmemesi sebepleriyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği bildirilmiştir.
Buna göre, yukarıda açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesince yapılacak inceleme ve araştırma neticesinde fesih tarihi itibarıyla davacının ödenmeyen alacaklarının bulunduğunun tespiti hâlinde davacının haklı feshinin ispat edildiği kabul edilmelidir. Aksi hâlde davacının yaptığı feshin haksız olduğu kabul edilerek kıdem tazminatı talebinin reddi gerekir.
Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeden eksik inceleme ile kıdem tazminatı talebinin hüküm altına alınması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/5995, K. 2025/7910, 15 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama