KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/6723 E., 2025/9204 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 26 Kasım 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/3430 E., 2025/1751 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 46. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2021/608 E., 2024/304 K.
Karar Metni
1.494 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde Ocak 2014 ile Ağustos 2019 tarihleri arasında makine teknikeri ve teknik ressam olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkil Şirkette çalışması bulunmadığını, husumet itirazlarının bulunduğunu, dava konusu edilen alacaklar hakkında ... hukukunun uygulanması gerektiğini, alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada yer alan yurt dışı iş sözleşmesinde çalışılan ülke hukukunun uygulanacağının kararlaştırıldığı, davaya konu çalışmaların tamamının ... ülkesinde geçmesi nedeniyle mutad işyerinin de ... olduğu, uyuşmazlıkta ... hukukunun uygulanma gerektiği, davalının husumet itirazının yerinde görülmediği, davalının cevap dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunduğu, davacının iş sözleşmesinin 01.08.2019 tarihinde sona erdirildiği, davanın ise 08.10.2020 tarihinde açıldığı, ... İş Kanunu'nun 392. maddesinde öngörülen sürelerin geçtiği, davanın hak düşürücü sürelerden sonra açıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; öncelikle davacının ...'da çalıştığı, iş sözleşmesinde anlaşmazlık durumunda çalışılan ülke hukukunun uygulanacağının kararlaştırıldığı, davalı tarafça cevap dilekçesinde açıkça ... hukukunun uygulanması gerektiği konusunda itirazda bulunulduğu, buna göre uyuşmazlığa ...
Federasyonu İş Kanunu'nun uygulanmasının yerinde olduğu, ...
Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesine göre bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma hakkına ilişkin olarak öngörülen 3 aylık sürenin 03.07.2016 tarihli Kanun değişikliği ile 1 yıla çıkarıldığı, davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarih itibariyle yürürlükte olan düzenlemeye göre 1 yıllık sürenin uygulanması gerektiği, Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere zamanaşımı müessesesinin maddi hukuka ilişkin olduğu, zamanaşımını durduran ve kesen sebeplerin maddi hukuka göre değerlendirileceği, dolayısı ile pandemi döneminde geçen süreyi durduran düzenlemenin Türk hukukuna ilişkin düzenleme olduğu,
dava tarihi itibarıyla 1 yıllık sürenin dolduğu, dolayısıyla davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde:
1. Dava 1 yıllık süre içerisinde açıldığından ... hukukuna göre dosya alacaklarının talep edilebilir nitelikte olduğunu,
2. ... İş Kanunu'nda 2016 yılında yapılan Kanun değişikliği ile 2016 yılından sonraki fesihlerde 1 yıllık başvuru süresi yahut 3 yıllık genel zamanaşımı süresinin esas alınması gerektiğini,
3. Uyuşmazlıkta ... iş kanunlarına itibar edilecek olunsa dahi geçerli sebebin olması hâlinde başvuru sürelerinin yeniden başlatılabileceği hükmü ve işçinin yerleşik Türk içtihatlarına güvenmesi sebebiyle geçerli sebebinin olduğunun göz önüne alınması gerektiğini,
4. Davalı Şirket cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanmasına ilişkin itirazlarını ileri sürmediğinden tarafların zımni olarak Türk hukukunun uygulanmasını kabul ettiği göz önüne alınarak uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiğini,
5. Yargıtay tarafından içtihat değişikliğine gidilmesi olağan bir durum olmakla birlikte bu değişikliğin uygulanabilmesi için Yargıtay dergisinde veya başka yolla yayınından sonra açılacak davalara uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk, davanın süresinde açılıp açılmadığı ve zamanaşımına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Dava konusu alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığının açıklığa kavuşturulması gereklidir.
26.03.2020 tarihli ve 31080 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7226 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un (7226 sayılı Kanun) geçici 1. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"(1)Covid-19 salgın hastalığının ülkemizde görülmüş olması sebebiyle yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla;
a) Dava açma, icra takibi başlatma, başvuru, şikâyet, itiraz, ihtar, bildirim, ibraz ve zamanaşımı süreleri, hak düşürücü süreler ve zorunlu idari başvuru süreleri de dâhil olmak üzere bir hakkın doğumu, kullanımı veya sona ermesine ilişkin tüm süreler.
6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile usul hükmü içeren diğer kanunlarda taraflar bakımından belirlenen süreler ve bu kapsamda hâkim tarafından tayin edilen süreler ile arabuluculuk ve uzlaştırma kurumlarındaki süreler 13/3/2020 (bu tarih dâhil) tarihinden,. İtibaren 30/4/2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar durur.
Bu süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden itibaren işlemeye başlar. Durma süresinin başladığı tarih itibarıyla, bitimine on beş gün ve daha az kalmış olan süreler, durma süresinin sona erdiği günü takip eden günden başlamak üzere on beş gün uzamış sayılır. Salgının devam etmesi halinde Cumhurbaşkanı durma süresini altı ayı geçmemek üzere bir kez uzatabilir ve bu döneme ilişkin kapsamı daraltabilir. Bu kararlar Resmî Gazete’de yayımlanır. ..."
Bilahare 30.04.2020 tarihli ve 31114 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile de yargı alanındaki hak kayıplarının önlenmesi amacıyla getirilen bu sürelerin 01.05.2020 (bu tarih dâhil) tarihinden 15.06.2020 (bu tarih dâhil) tarihine kadar uzatılmasına karar verilmiştir.
Öte yandan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) "Arabuluculuk sürecinin başlaması ve sürelere etkisi" kenar başlıklı 16. maddesi;
"(1) Arabuluculuk süreci, dava açılmadan önce arabulucuya başvuru hâlinde, tarafların ilk toplantıya davet edilmeleri ve taraflarla arabulucu arasında sürecin devam ettirilmesi konusunda anlaşmaya varılıp bu durumun bir tutanakla belgelendirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Dava açılmasından sonra arabulucuya başvuru hâlinde ise bu süreç, mahkemenin tarafları arabuluculuğa davetinin taraflarca kabul edilmesi veya tarafların arabulucuya başvurma konusunda anlaşmaya vardıklarını duruşma dışında mahkemeye yazılı olarak beyan ettikleri ya da duruşmada bu beyanlarının tutanağa geçirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
(2) Arabuluculuk sürecinin başlamasından sona ermesine kadar geçirilen süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz." hükmünü içermektedir.
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) "Dava şartı olarak arabuluculuk" kenar başlıklı 3/17 hükmü de"Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." şeklindedir.
Somut uyuşmazlıkta; İlk Derece Mahkemesince ... Federasyonu İş Kanunu'nun 392. maddesindeki sürelerin dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de zamanaşımını durduran ve kesen sebeplerin maddi hukuka göre değerlendirilmesi gerektiği, dolayısı ile pandemi döneminde geçen süreyi durduran düzenlemenin Türk hukukuna ilişkin düzenleme olduğu, dava tarihi itibarıyla 1 yıllık süre dolduğundan davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu kabul edilmiştir. Ne var ki yapılan değerlendirme ve varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir.
Öncelikle ... Federasyonu İş Kanunu'nun mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 392. maddesinde sözü edilen sürelerin Dairemizce daha önce bazı kararlarda hak düşürücü süre olduğu belirtilmişse de yeniden yapılan değerlendirmede; bu sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. İlk Derece Mahkemesince söz konusu sürelerin hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi hatalıdır. Ayrıca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/2 hükmüne göre hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince hüküm yerinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiğinin yazılması da hatalı olmuştur.
Öte yandan, usul hukukuna ilişkin yasal karineler ve ispat yükü hâkimin hukukuna (lex fori) tabidir (Ergin Nomer, Devletler Hususi Hukuku 23. Baskı, İstanbul 2021). Yabancılık unsuru taşıyan ve Türk mahkemelerinde görülen bir davada usul hukukuna ilişkin konulara Türk hukukunun uygulanması gerekir.
Belirtmek gerekir ki özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade etmekte olup sonucu alacak hakkına son verme değil onu eksik borç hâline getirme olarak ortaya çıkmaktadır. Yargıtayın istikrar kazanmış uygulamalarına göre zamanaşımı, hukuki niteliği itibarıyla maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup usul hukuku anlamında ise bir savunma aracıdır. Bu sebeple, Türk mahkemelerinde görülen davalara ilişkin öngörülen Covid-19 salgını nedeniyle getirilen durma süreleri ile arabuluculuk sürecindeki durma süresinin usule ilişkin düzenlemeler olarak yine usul hukuku anlamında bir savunma aracı olan zamanaşımı konusunda uygulanması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgulara göre İlk Derece Mahkemesince 7226 sayılı Kanun, 6325 sayılı Kanun ve 7036 sayılı Kanun'un yukarıda işaret edilen hükümleri gereğince Covid-19 salgın hastalığı nedeni ile 13.03.2020-15.06.2020 tarihleri arasında 95 gün ile arabuluculuk süreci nedeniyle 16.09.2020-30.09.2020 tarihleri arasında 15 gün olmak üzere toplam 110 gün durduğu anlaşılan sürelerin zamanaşımı hesabında dikkate alınması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.
Şu hâlde İlk Derece Mahkemesince Covid-19 salgını nedeniyle getirilen durma süreleri ile arabuluculuk süreci için öngörülen durma süresinin davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'i kapsamında değerlendirilerek (ücret, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin her bir aya ait alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren bir yıllık sürenin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı da gözetilmek suretiyle) dava konusu alacakların hesaplatılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Bu yönler göz önünde bulundurulmadan yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/6723, K. 2025/9204, 26 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama