KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/7137 E., 2025/8621 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 6 Kasım 2025
- Mahkemesi
- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2023/42 E., 2025/1082 K.
- İlk derece mahkemesi
- İzmir 22. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2020/80 E., 2022/337 K.
Karar Metni
1.439 kelime·7 dk okuma·8 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesinin kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Bankanın ...
Şubesi nezdinde 24.04.2003-16.03.2018 tarihleri arasında müşteri hizmetleri sorumlusu olarak çalıştığını, davacının son olarak Mart 2018 tarihinde aylık brüt 4.635,00 TL ve ek sosyal yardımlarla çalıştığını, davalı işveren tarafından davacının iş sözleşmesinin haklı ve geçerli bir neden gösterilmeksizin 16.03.2018 tarihinde feshedildiğini, davacı tarafından İzmir 13. İş Mahkemesinin 2018/111 Esas sayılı dosyasında işe iade davası açıldığını, davanın kabul edilerek kesinleştiğini, davacı tarafından ...
Noterliğinin 02.07.2020 tarihli ihtarnamesi ile işe iade başvurusunda bulunduğunu, işe başlatılmadığını ve 05.08.2020 tarihinde bir kısım ödemeler yapıldığını, yapılan ödemelerin eksik olduğunu, davacının fesih tarihinde aldığı ücretin dikkate alındığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin ücreti, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, iş güvencesi tazminatı, boşta geçen süre ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunarak, davacının, Bankanın ... Şubesinde çalışmaktayken yönetim hakkı çerçevesinde 01.03.2018 tarihinde Ege Bölge Müdürlüğüne atandığını, davacının, yazılı çalışma şartlarını aleyhine değiştirildiğini öne sürerek atamayı kabul etmediğini beyan ederek imzaladığını, davacının iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini, davacının tüm taleplerinin hukuka aykırı olduğunu, boşta geçen sürede kümülatif vergi matrahı uygulandığından değişen vergi dilimlerine ve sigorta prim kesintilerine uygun bir şekilde ödeme yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalıya ait işyerinde 24.04.2003-16.03.2018 tarihleri arasında çalıştığı, iş sözleşmesinin davalı tarafından feshi nedeniyle açılan işe iade davasının davacı lehine sonuçlandığı ve kesinleştiği, hizmet süresine 4 aylık boşta geçen sürenin de eklenmesi ile davacının toplam 15... ay 20 gün hizmetinin bulunduğu, bu hizmet süresine göre yapılan hesaplamalarda hatalı yön bulunmadığı,
dava ve ıslah zamanaşımı sürelerinin dikkate alındığı, davacının ücretinin kendisine emsal olan işyeri çalışanının ücretine göre tespitinin yerinde olduğu, davacının kullandırılmayan 26 günlük izninin bulunduğu, davacının ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığının ve haftada 4 saat fazla çalışma yaptığının tanık beyanları ile ispat edildiği, talep edilen ve hak kazanılan alacakların ödendiğinin davalı tarafça ispat edilemediği, bu itibarla İlk Derece Mahkemesince verilen kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğu gerekçeleriyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının hizmet süresinin hatalı belirlendiğini, ücretsiz izinde olduğu 3 ay 15 günün dışlanmadığını,
2. Kıdem tazminatı tavanının hatalı belirlendiğini, davacıya kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını, davacının bakiye kıdem ve ihbar tazminatı alacağı bulunmadığını,
3. Kümülatif vergi sistemine dâhil davacının gelir vergisinin eksik olarak hesaplandığını,
4. Bilirkişi raporunda fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları hesabında zamanaşımının def'inin dikkate alınmadığını,
5. Davacının fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının salt tanık beyanlarına göre hesaplanmasının hatalı olduğunu,
6. Davacının bakiye yıllık ücretli izin alacağının bulunmadığını,
7. İşe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücreti işe iade davası sonrasında davacıya ödendiğini, davacının alacağının bulunmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, davacının hizmet süresi, zamanaşımı, davacının talep ettiği alacaklarının hesabı, mahsup hususlarına ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) mahsubu düzenleyen 1 01... . maddeleri çerçevesinde öncelikle muacceliyet ve temerrüt kavramlarının açıklanmasını gerektirmektedir.
Muacceliyet, alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisidir. Borç muaccel olmadan borçlu temerrüdü söz konusu olmaz.
Temerrüt, en kısa tanımıyla, alacaklı tarafından talep edilebilir (muaccel) hâle gelmiş bir borcun ifasındaki gecikmedir. Kural olarak, bu tür (muaccel) bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarı ile temerrüde düşer. Başka bir ifadeyle, temerrütten söz edilebilmesi için, öncelikle muaccel bir borcun ve alacaklının o borca yönelik ihtarının bulunması gerekir. Kural böyle olmakla birlikte, borçlunun temerrüde düşmesi için alacaklının ihtarının gerekmediği bazı durumlar da vardır: Örneğin, ifa gününün taraflarca birlikte kararlaştırıldığı, borçlunun borcu ifa etmeyeceğini bildirmiş olduğu veya hâl ya da durumundan bu sonuca varılabildiği durumlarda, temerrüdün gerçekleşmesi için alacaklının ihtarına gerek yoktur.
Ana borç, gecikmiş faiz ve giderleri olmak üzere toplam borç tutarının altında kalan her bir ödeme 6098 sayılı Kanun'un 100/1 hükmü anlamında kısmen yapılan ödemedir.
İş sözleşmesinden doğan para borçlarının kısmi ifasında, mahsubun ne şekilde yapılacağı ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu'nda (4857 sayılı Kanun) özel bir düzenleme bulunmadığından, 6098 sayılı Kanun'un genel hükümleri kapsamında sorun çözümlenmektedir. İşçinin işverenden bir alacağının, örneğin sadece kıdem tazminatı alacağının bulunduğu durumlarda, kısmi ödeme nedeniyle mahsup işlemi 6098 sayılı Kanun'un 100. maddesi çerçevesinde yapılacaktır. Dairemiz uygulamasına göre, temerrüde düşmüş olan işverenin yaptığı kısmi ödeme işçinin bu hususta beyanda bulunup bulunmadığına bakılmaksızın öncelikle faiz ve masraflara mahsup edilmelidir.
Birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödeme, ifa zamanında beyan ettiği borca mahsup edilir. Borçlu, ödeme sırasında, yapılan ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu beyan etmemiş veya alacaklının makbuzda belirttiği borca derhal itirazda bulunmamışsa makbuzda belirtilen borca mahsup edilmelidir.
Birden fazla para borcunun bulunduğu bir borç ilişkisinde, borçlunun, yapılan kısmi ödemenin hangi borç için mahsup edildiğini belirtmemesi, alacaklının da ödemenin hangi borca ilişkin olduğunu makbuzda göstermemesi durumunda, kısmi ödemenin hangi borca mahsup edileceği sorunu 6098 sayılı Kanun'un 102. maddesine göre çözümlenmelidir. Bu gibi durumlarda, kısmi ödeme öncelikle muaccel olan borç için yapılmış sayılır.
Ödeme zamanında birden fazla borç muaccel hâle gelmişse, ödeme ilk takibe konulan borca mahsup edilir. Muaccel olan borçlardan hiçbiri takibe verilmemişse kısmi ödeme ifa zamanı önce gelen borca mahsup edilmiş sayılır. Borçların ifa zamanları (vadeleri) aynı günde gelmişse yapılan kısmi ödeme borçların miktarlarıyla orantılı olarak mahsup edilir. Borçlardan hiçbirinin ifa zamanı gelmemişse, kısmi ödeme alacaklı için güvencesi en az olan borca mahsup edilmiş sayılır.
4857 sayılı Kanun'un 32/5 hükmüne göre ücret en geç ayda bir ödenir. İş hukuku mevzuatında 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlar İle Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun'un 14. maddesi hariç, ücretin peşin ödeneceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle ücret, çalışılan ayı takip eden aybaşında muaccel hâle gelmektedir. Fazla çalışma, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin muacceliyet tarihleri normal aylık ücret gibidir. İşçinin ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağı ise sözleşmenin feshi ile muaccel hâle gelir.
4857 sayılı Kanun'un 120. maddesi yollamasıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca, işveren kıdem tazminatı borcu bakımından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte temerrüde düşer. Yukarıda belirtilen diğer tazminat ve alacaklar bakımından ise, tarafların sözleşme ile kararlaştırdıkları ödeme zamanı ya da işçi tarafından gönderilecek ihtarnamede belirtilen ödeme günü itibarıyla işverenin temerrüdü gerçekleşir.
Dosya kapsamından; davacının banka kayıtlarının bulunduğu, davalı tarafından fesihten sonra davacının banka hesabına ödemeler yapıldığı görülmüştür.
Hükme esas alınan kök bilirkişi raporunda ödemelerin davacının hangi alacağına ilişkin olduğuna dair tespit ve açıklama yapılmaksızın, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, iş güvencesi tazminatı ve boşta geçen süre ücreti alacaklarından, ödemelerin "ödenen tutar" şeklinde belirtilerek mahsup yapıldığı ve bakiye tutarların tespit edildiği, ek bilirkişi raporunda ise iş güvencesi tazminatı ve boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağı yönünden herhangi bir mahsup yapılmadan hesaplamaların yapıldığı, İlk Derece Mahkemesince kıdem ve ihbar tazminatı hüküm altına alınırken mahsupların dikkate alındığı,
ancak iş güvencesi tazminatı ve boşta geçen süre ücreti ve diğer haklar alacağı yönünden, işe iade kararında hüküm altına alınan miktarların kabul edildiği belirtilerek taleple bağlı kalınarak alacakların hüküm altına alındığı anlaşılmıştır. Bu hâliyle bilirkişi raporları ve İlk Derece Mahkemesi kararı denetime elverişli değildir.
Bu itibarla Mahkemece; gerekirse bilirkişi raporu alınarak davalının davacıya yaptığı ödemeler tüm alacaklar yönünden belirlenmeli, işçiye geçersiz fesih tarihindeki koşullara göre bildirim süresi tam ve eksiksiz olarak kullandırılmış ya da karşılığı ücret peşin ve eksiksiz ödenmiş işe başlatmama suretiyle fesih tarihinde yeniden bildirim süresi kullandırılması veya ihbar tazminatı ödenmesi yahut bildirim süresinin arttığı gerekçesiyle fark ihbar tazminatı ödenmesi söz konusu olmayacağı da dikkate alınarak yapılan ödemeler yöntemince mahsup edilmeli, bundan sonra tespit edilen dava konusu alacaklar hüküm altına alınmalıdır. Eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/7137, K. 2025/8621, 6 Kasım 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama