KÜNYE
9. Hukuk Dairesi 2025/7382 E., 2025/8117 K.
- Mercii
- Yargıtay
- Karar tarihi
- 20 Ekim 2025
- Mahkemesi
- ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
- Sayısı
- 2024/990 E., 2025/1414 K.
- İlk derece mahkemesi
- ... 2. İş Mahkemesi
- Sayısı
- 2023/225 E., 2024/125 K.
Karar Metni
1.463 kelime·7 dk okuma·7 bölüm
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 05.03.2001-10.05.2023 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiğini, davacının temizlik elemanı olarak işe başlayıp daha sonrasında güvenlik işleri de yaptığını, davalı tarafından fesih sebebinin davacının tutuklanmasından kaynaklı olduğunun belirtildiğini, davacının hak ettiği işçilik alacaklarının ödenmediğini, davacının yaptığı fazla çalışmaların, hafta ve genel tatil çalışmalarının karşılığı ücretlerin ödenmediğini, davacıya yıllık izinlerinin kullandırılmadığını,
asgari geçim indirimlerinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil, asgari geçim indirimi, toplu iş sözleşmesinden kaynaklı ücret fark alacağı ile cumartesi ve pazar günü çalışma ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının hatalı olduğunu, dava konularının belirsiz olmadığını, çalıştığı yıllar ve aldığı ücretlerin davacı tarafından bilindiğini, tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, davacının işçilik alacaklarından doğacak sorumluluğun yüklenici firmalara ait olduğunu, davalı Kurumun işçi alacaklarından sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda, dosyada yer alan işten ayrılış bildirgesinde, davacının ayrılış tarihinin 10.05.2023, ayrılış nedeninin "İşveren Tarafından Zorunlu Nedenlerle ve Tutukluluk Nedeniyle Fesih (...)" olarak gösterildiği, davacının cinsel taciz suçundan dolayı ...
3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/1064 Esas ve 2022/554 Karar sayılı dosyasından aldığı cezanın infazı için 10.05.2023 tarihinde cezaevine girdiği, 29.06.2023 tarihi itibarıyla şartlı tahliye olduğu, işyeri dışında ve işyeri ile ilgisiz bir suçtan dolayı kesinleşen hükmün infazı çerçevesinde cezaevine girilmesinin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25/IV hükmü kapsamında olmadığı, mahkumiyet hâli işçiden kaynaklanmakta olup bir haftayı aştığı takdirde işçiyi çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı neden bulunduğu, zira işyeri dışında işyeri ile ilgisiz suçun infazı için işe devamsızlık söz konusu olup devamsızlığın iradi olmadığı,
işçinin iş sözleşmesinin zorlayıcı nedenlerle 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmü uyarınca feshi hâlinde, işverenin bildirim şartına uyma ya da ihbar tazminatı yükümlülükleri bulunmadığı, derhâl fesih hakkı bulunduğu, ancak kıdem tazminatının ödenmesi gerektiği (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 08.04.2021 tarihli ve 2020/5440 Esas, 2021/7876 karar sayılı Kararı), ihbar tazminatının ise reddine karar verildiği, davacının kullanmadığı yıllık izinleri karşılığı yıllık ücretli izin, genel tatil günlerinde çalışması karşılığı ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunduğu,
işyerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinden kaynaklı ücret alacağı talebinin de kabulü gerektiği, davacı toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan cumartesi ve pazar alacağı, fazla çalışma ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarına hak kazanmadığından bu taleplerin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının istinaf dilekçesinde esasa ilişkin beyanda bulunmadığı, işten ayrılış bildirgesinin ... (işveren tarafından zorunlu nedenle ve tutukluluk nedeniyle fesih) olarak gösterildiği,
4857 sayılı Kanun'un 25/IV hükmünde işçinin göz altına alınması veya tutuklanması hâlinde devamsızlığının 17. maddedeki bildirim süresini aşması hâlinde iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle derhâl feshedilebileceği, tutukluluk süresi bildirim süresini aşmazsa işverene haklı fesih imkânı vermediği, bu kapsamda yapılan fesihte işverenin bildirim süresine uyma ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmamakla beraber kıdem tazminatı ödeme yükümlülüğünün olduğu, davacının hükümlü olarak tutuklandığı, fesih tarihinden sonra cezasını çekerek tahliye edildiği, tutukluluk süresinin ihbar süresini geçmediği,
davacının fesih bildirim süresini aşmayan tutukluluğu nedeniyle işveren feshinin haklı olduğu, kıdem tazminatının kabulünde hata bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1. Davacının cinsel taciz suçundan kesinleşmiş ceza aldığını, iş sözleşmesinin kıdem tazminatına hak kazanamayacak şekilde sonlandırıldığını,
2. Davanın yasal süre içerisinde açılmadığını, davanın zamanaşımından reddi gerektiğini,
3. Emsal Yargıtay kararlarında kıdem tazminatının belirsiz alacak olarak açılamayacağının, davanın usulden reddi gerektiğinin belirtildiğini,
4. Alacak kalemlerinin 10,00 TL üzerinden açılıp sonradan ıslah edilmesinin hatalı olduğunu,
5. Kıdem tazminatına ıslah tarihi yerine fesih tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizine hükmedilmesinin hatalı olduğunu,
6. Ulusal bayram ve genel tatil ile toplu iş sözleşmesi kaynaklı ücret alacaklarına en yüksek banka mevduat faizi işletilmesinin hatalı olduğunu,
7. Kararda net miktar üzerinden hüküm kurulması gerektiği hâlde brüt miktarlar üzerinden hüküm kurulduğunu,
8. Davacı lehine hükmedilen vekâlet ücretinin hatalı olduğunu, kısmen reddedilen davaya konu talepler yönünden lehe vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu,
9. Dinlenen tanıkların davacının yakınları olup, bu tanıkların beyanlarına itibar edilerek alacaklara hükmedilmesinin de bozmayı gerektirdiğini,
10. Alacakların muaccel olduğu tarih olarak arabuluculuk son tutanak tarihinin esas alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasında, dava türü, zamanaşımı, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı ile buna bağlı olarak davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, faiz türü, faiz başlangıç tarihi ve vekâlet ücreti hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Somut uyuşmazlıkta, davacının 10.05.2023 tarihinde işyerinde çalıştığı sırada, davacının cinsel taciz suçundan dolayı aldığı cezanın infazı için kolluk kuvvetleri tarafından alınarak cezaevine gönderildiği dosya kapsamından sabittir. Davalı işverence 10.05.2023 tarihinde, aynı gün davacının iş sözleşmesi feshedilmiş, işten ayrılış bildirgesinde çıkış sebebi ... (işveren tarafından zorunlu nedenle ve tutukluluk nedeniyle fesih) olarak gösterilmiştir.
İşyeri dışında ve işyeri ile ilgisiz bir suçtan dolayı kesinleşen hükmün infazı çerçevesinde cezaevine girilmesi hâlinde, mahkumiyet hâli işçiden kaynaklanmakta olup bir haftayı aştığı takdirde işçiyi çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı neden bulunmaktadır. Zira işyeri dışında işyeri ile ilgisiz suçun infazı için işe devamsızlık söz konusu olup devamsızlık iradi değildir.
Bu kapsamda 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmü ile işçiyi işyerinde bir haftadan fazla süreyle çalışmaktan alıkoyan zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması işverene derhâl fesih hakkı tanımaktadır.
Somut uyuşmazlıkta, davacının iş sözleşmesinin feshinin, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinde doğru şekilde belirtildiği üzere, 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde 4857 sayılı Kanun'un 25/IV hükmü kapsamında değerlendirilmesi yerinde değil ise de, bu hata sonuca etkili olmadığından, bozma nedeni yapılmamıştır.
3. Diğer taraftan; 4857 sayılı Kanun'un 25/III hükmüne göre davalının haklı fesih hakkı bir haftalık devamsızlık hâlinde doğmaktadır. Somut olayda; davacının iş sözleşmesi, bir haftalık devamsızlık gerçekleşmeden, yani haklı fesih hakkının koşulları oluşmadığı hâlde bu hükme dayanılmak suretiyle, davacının tutuklanarak cezaevine gönderildiği 10.05.2023 tarihinde feshedilmiştir. Bu duruma göre davalı tarafından davacıya ihbar tazminatı ödenmesi gerekmekte ise de temyiz edenin sıfatına göre bu husus da bozma nedeni yapılmamıştır.
4. Dairemiz uygulamasına göre belirsiz alacak davasında, davanın açıldığı tarih itibarıyla uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenememesinden anlaşılması gereken; davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi ya da objektif olarak imkânsız olmasıdır.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, iddianın ispata muhtaç olması ve bilirkişi raporu alınması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez.
İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmeli ve şartları taşımayan davanın usulden reddine karar verilmelidir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 27.12.2022 tarihli ve 2022/6872 Esas, 2022/17896 Karar sayılı. 14.09.2020 tarihli ve 2016/26476 Esas, 2020/7547 Karar sayılı. 31.05.2022 tarihli ve 2022/5909 Esas, 2022/6892 Karar sayılı.
09.02.2022 tarihli ve 2022/829 Esas, 2022/1542 karar sayılı kararları). İşçilik alacaklarının hangi hâllerde belirsiz, hangi hâllerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 15.12.2017 tarihli ve 2016/6 Esas, 2017/5 Karar sayılı kararı).
Somut olayda; dava dilekçesi ile fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel ücreti, toplu iş sözleşmesinden kaynaklı cumartesi ve pazar günü çalışma alacağı ile toplu iş sözleşmesinden kaynaklı eksik ücret alacaklarının belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin, ulusal bayram genel tatil ücreti talebinin belirsiz alacak davasına konu edilebileceğine ilişkin kabulünde Dairemizin yukarıda açıklanan ilkesi uyarınca bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, dava konusu edilen toplu iş sözleşmesinden kaynaklı cumartesi ve pazar günü çalışma alacağı ile toplu iş sözleşmesinden kaynaklı eksik ücret alacaklarının belirsiz alacak davası ile talep edilmesi söz konusu olmayacağından İlk Derece Mahkemesince belirtilen alacaklar yönünden hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, toplu iş sözleşmesinden kaynaklı eksik ücret alacağının yazılı gerekçe ile kabulüne, toplu iş sözleşmesinden kaynaklı cumartesi ve pazar günü çalışma alacağı talebinin ise esastan reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/7382, K. 2025/8117, 20 Ekim 2025 tarihli karar · Kaynak: Yargıtay Karar Arama